10 Nisan 2008 Perşembe

EMEKLİ OLUP ANONİM ŞİRKET KURUCU ORTAĞI VEYA YÖNETİM KURULU ÜYESİ ORTAĞI İLE LİMİTED ŞİRKET ORTAĞI OLANLARIN ÖDEYECEKLERİ SOSYAL GÜVENLİK DESTEKLEME PRİMİ




Bazı hükümleri Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 5510 sayılı Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun yürürlüğe giriş tarihinin 1 Temmuz 2008 veya   1 Ocak 2009 olacağı tahmin ediliyor. Bu kanunda bazı değişiklikler öngören tasarı halen TBMM’nde görüşülmektedir.

Bu Kanun ve bu Kanunda değişiklik öngören tasarıya göre anonim şirketlerin kurucu ortakları ve yönetim kurulu üyesi ortakları ile limited şirket ortaklarının ödeyecekleri sosyal güvenlik destekleme primlerinin tutarlarında bazı değişiklikler öngörülmektedir.

5510 Sayılı Kanundan Önce ve Halen Yürürlükte Olan Yasal Düzenleme:

Halen yürürlükte olan yasal düzenlemeye göre Bağ-Kur’dan emekli olup da yine Bağ-Kur’lu olmasını gerektirecek faaliyetlerde bulunan Bağ-Kur emeklilerinin aylıklarından % 10 oranında Sosyal Güvenlik Destek Primi (SGDP) kesintisi yapılıyor.

SSK ve Emekli Sandığı gibi diğer sosyal güvenlik kurumlarından emekli olanların, Bağ-kur sigortalısı olmalarını gerektirecek faaliyetlerde bulunmaları halinde ise faaliyete başladıkları ayı takip eden aybaşından itibaren, Bağ-Kur’luların onikinci gelir basamağının %10'u oranında SGDP ödüyorlar.

5510 sayılı Kanun Düzenlemeleri ve Bu Kanunda Tasarı İle Yapılması Öngörülen Değişiklikler:

5510 sayılı Kanunda emekli olduktan sonra tekrar çalışmaya devam eden limited şirket ortakları, anonim şirketlerin kurucu ortakları ve yönetim kurulu üyesi ortakları için iki alternatif öngörülmüştür:

Birincisi, bu durumda olanların yaşlılık aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başında kesilecek ve çalıştıkları süre zarfında prime esas kazançları üzerinden prim alınacaktır. Bu prim aşağıda açıkladığımız üzere prime esas kazanç üzerinden % 33,5 ile % 39 arasında olacaktır.

İkincisi ise, aylıklarının kesilmemesi için yazılı istekte bulunanların yaşlılık aylıklarının ödenmesine devam edilecek ancak bunların prime esas kazançları üzerinden sosyal güvenlik destek primi alınacaktır. Bu primin oranı da % 33,5 ile 39 arasında olacaktır. Sosyal güvenlik destekleme primi malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları prim ödeme gün sayısına ilave edilmeyecektir. (Şu anda TBMM de görüşülen tasarıya göre bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra çalışmaya başlayanlar emekli olduklarında Sosyal Güvenlik Destekleme Primi ödeyerek çalışamayacaklardır. Bu kişiler ancak emekli aylıklarını kestirerek çalışabileceklerdir. Yeni Yasanın yürürlüğe girmesinden önce sigortalı olanlar ise emekli olduklarında SGDP ödeyerek çalışabileceklerdir.)

Anonim Şirketlerin Kurucu Ortakları ve Yönetim Kurulu Üyesi Olan Ortakları ile Limited Şirket Ortaklarının Aylık Prime Esas Kazançları

5510 sayılı Kanunun 80. Maddesine göre ticarî kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar, anonim şirketlerin kurucu ortakları ve yönetim kurulu üyesi olan ortakları ile limited şirket ortaklarının aylık prime esas kazançları, 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırı ile üst sınırı arasında kalmak şartı ile kendileri tarafından beyan edilecektir.

Kanunun 82. maddesine göre, alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan aylık kazancın alt sınırı asgarî ücret kadar, üst sınırı ise asgari ücretin 6,5 katıdır.

Yukarıda sayılan kişiler, aynı zamanda işveren ise beyan edeceği aylık kazanç, çalıştırdığı sigortalıların kazancının en yükseğinden az olamayacaktır.

Prime Esas Kazançlara Uygulanacak Prim Oranı

Kanunun “Prim Oranları ve Devlet katkısı“  başlıklı 81. maddesinin “g” bendine göre 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sigortalılar (ticarî kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar, anonim şirketlerin kurucu ortakları ve yönetim kurulu üyesi olan ortakları ile limited şirket ortakları) (a), (c) ve (f) bentlerindeki prim oranlarının toplamı üzerinden, şayet sosyal güvenlik destek primi ödemek suretiyle çalışıyorlar ise (e) bendinde belirtilen prim oranlarının toplamı üzerinden primlerini öderler. “

81. maddenin (e) bendine göre yaşlılık aylığı almakta iken bu Kanuna tâbi bir işte çalışanlara uygulanacak sosyal güvenlik destek primi oranı (a), (c) ve (f) bentlerinde belirtilen prim oranlarının toplamı kadardır.

81. Maddenin (a), (c) ve (f) bendlerinde belirtilen oranların toplamı (20+(1 veya 6,5)+12,5) olmak üzere toplam 33,5 ile 39 arasındadır.

5510 sayılı Kanuna göre yaşlılık aylığı almakta iken işine devam etmek isteyen ticarî kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar, anonim şirketlerin kurucu ortakları ve yönetim kurulu üyesi olan ortakları ile limited şirket ortakları kendileri tarafından beyan edilecek aylık kazanç matrahı üzerinden (asgari ücretin aylık brüt tutarı ile bu tutarın 6,5 katı arasında olmak kaydıyla) en az % 33,5 oranında Sosyal Güvenlik Destekleme Primi ödemeleri öngörülmüştür.

Halen mevcut düzenlemeye göre, Bağ-kur Kanununa göre yaşlılık aylığı almakta iken tekrar aynı kanuna tabi bir işte çalışmaya devam edenlerin aylıklarından %10 oranında, diğer sosyal güvenlik kanunlarına göre yaşlılık veya  malullük aylığı almakta iken Bağ-kur Kanununa tabi olmayı gerektirecek şekilde faaliyette bulunanlar ise 12 inci gelir basamağının %10’u tutarında sosyal güvenlik destek primi alınmaktadır. Bu oran, 5510 sayılı Kanunla, % 33,5-39’a çıkarılmıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi SGDP oranının % 10’dan % 33,5-39’a çıkarılmasına ilişkin hükmü iptal etmiştir.

TBMM’nde Görüşülen Tasarıya Göre Ne Olacak

TBMM’nde görüşülmekte olan hükümetin sunduğu ilk tasarıda, bağımsız çalışanlar için (anonim şirketlerin kurucu ortakları ve yönetim kurulu üyesi olan ortakları ile limited şirket ortakları) SGDP tutarının emekli aylıklarının % 15’i oranında olması öngörülmüş olup, şu anda Komisyonda ve genel kurulda yapılan değişiklikler ile bu orana ilk yıllarda % 12 ile başlanması ve azami % 15 oranına kadar kademelendirilmesi öngörülmektedir.







4 Nisan 2008 Cuma

EKONOMİK KRİZ VE TOPLUMSAL AKIL




Çevremizdeki her şeyin sürekli değiştiğini, hiçbir şeyin aynı kalmadığını, en genel  doğruların bile tepe taklak olduğunu görüyor musunuz?  Bunu anlamak için fazla uzağa gitmek gerekmiyor; geçtiğimiz son 10-20 yıla bir göz atmak yeterli.
Peki her şey değişiyorsa toplum olarak bazı konularda biz neden kendimizi yenileyemiyoruz? Örneğin serbest pazar ekonomisini ille de böyle mi uygulamamız gerekiyor? Ülke gerçeklerine uygun bir model oluşturmak veya buna çaba göstermek çok mu zor. İktisat kitaplarına göre serbest pazar ekonomisinin kuralları içinde şirket kurtarmak  kaynak israfıyla eş anlamlıdır. Oysa, bu krizde Amerikan Merkez Bankasının milyar dolarlar dökerek banka kurtarmasına ne demeli? Yine Amerika’dan bir örnek vermek gerekirse, Orta doğu kökenli bir sermaye grubunun özelleştirmeden aldığı bir limanın stratejik önemi nedeniyle satışının iptal edildiğini hatırlayın. Çin’de uygulanan ekonomik sisteme acaba ne ad koymak gerekir? Bu sistemle Çin’in her yıl % 8-10 arasında büyüdüğünü hatırlayın Bir zamanlar örnek olay olarak gösterilen Güney Kore’nin kalkınma hikayesinde banka ve reel sektör işbirliğinin çok önemli olduğu bilinen bir gerçektir. Oysa bizde bankalar güneşli havada şemsiye vermek, yağmur başladığında şemsiyeleri geri almak gibi reel ekonominin büyümesi için elini taşın altına sokmaktan kaçınan bir tavır içindedirler. Bankaların işlevleri ve çalışma tarzları ille de böyle mi olmak zorundadır.
Bütün bunları ardı ardına sıralamamızın nedeni, nihayet ülkemize de ulaşan krize tehlikeli boyutta cari açıkla yakalanmanın verdiği çaresizlik duygusudur. Elimizden bir şey gelmiyor. Maalesef 2001 krizinden çıkmak için uyguladığımız model yüksek cari açığa bir çözüm bulamamış ve maliyet kaynaklı enflasyonu dizginlemek adına düşük kur politikasından vazgeçilemediği için, modelin kaçınılmaz bir değişmezi olmuştur.
Devlet, özel sektör ve kişiler olarak 2001 yılından beri oynadığımız bu yalancı mutluluk oyununun bir parçası haline geldiğimizi söylemek acaba çok karamsar bir bakış açısı mı olur? Hele yeni kullanmaya başladığımız hesaplama tekniğiyle milli gelirimizin 650 milyar Dolarlara ulaştığı bugünlerde. Bunu öğrenmek için krizin sonunu bekleyip göreceğiz. İktisatçılar bu krizin dip noktasının yatay seyir izleyerek uzun bir döneme yayılacağını söylüyor. Ekonomide bir daralma yaşanacağı kesin. Reel sektörde bir hasar yaşanması da kaçınılmaz. Bu krizin finans sektörümüzü fazla etkilememesi temenni ediliyor. Bu olumsuz tablo içinde tek olumlu unsur kurların yükselmesi nedeniyle ihracatımızın artış göstermesi olasılığı. Tabi bu artış en çok ihracat yaptığımız bölge olan Avrupa ülkelerinin krizdeki performanslarına bağlı. Bu ülkelerin krizden etkilenme dereceleri ihracat artışımızı doğrudan etkileyecek.
Tabii bu arada siyasi ortamın belirsizliği nedeniyle krizin etkisinin normalden fazla tahribat yapması da söz konusu. Umarız bu olmaz.
Kısacası bu krizi hepimizin ayaklarımızı yere sağlam basarak, kendi şartlarımıza uygun tedbirleri alıp mümkün olduğu kadar hasarsız atlatmamız lazım. Gelecek krizde ekonomimizin savunma mekanizmaları inşallah bugünkünden daha iyi olur demekten başka çaremiz yok.

1 Nisan 2008 Salı

AR-GE FAALİYETLERİ 1 NİSAN 2008’DEN İTİBAREN ESKİSİNE ORANLA DAHA KAPSAMLI TEŞVİK EDİLECEK




1 Nisan 2008 tarihinde yürürlüğe girip 31.12.2023 tarihine kadar uygulanacak olan 5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun 12 Mart 2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, TÜBİTAK’ın görüşü alınarak Maliye Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından birlikte çıkarılacak yönetmelik ile belirlenecektir.
Kanunun amacı
Kanunun amacı;
-Ar-ge ve yenilik yoluyla ülke ekonomisinin uluslararası düzeyde rekabet edebilir bir yapıya kavuşturulması için teknolojik bilgi üretilmesi,
-Üründe ve üretim süreçlerinde yenilik yapılması,
 -Ürün kalitesi ve standardının yükseltilmesi,
-Verimliliğin artırılması,
-Üretim maliyetlerinin düşürülmesi,
-Teknolojik bilginin ticarileştirilmesi,
-Rekabet öncesi işbirliklerinin geliştirilmesi,
-Teknoloji yoğun üretim, girişimcilik ve bu alanlara yönelik yatırımlar ile ar-ge’ye ve yeniliğe yönelik doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ülkeye girişinin hızlandırılması,
-Ar-ge personeli ve nitelikli işgücü istihdamının artırılmasını desteklemek ve teşvik etmektir.
Kanunla sağlanan destek ve teşvikler
5746 sayılı Kanunla Ar-Ge faaliyetinde bulunanlara aşağıda sayılan destek ve teşvikler verilecektir;
1- Ar-ge İndirimi,
2- Gelir Vergisi Stopajı Teşviki,
3- Sigorta Primi Desteği,
4- Damga Vergisi İstisnası,
5- Tekno girişim Sermayesi desteği


  1. Ar-ge İndirimi
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar ticari kazançtan yapılan ar-ge indirimi % 40 oranında düzenlenmiş iken 5746 sayılı Kanun ile % 100’e çıkarılmış ve buna ek olarak yeni teşvikler getirilmiştir.
Kazancın yetersiz olması nedeniyle ilgili hesap döneminde indirim konusu yapılamayan tutar sonraki hesap dönemlerine devredilecek, devredilen tutarlar takip eden yıllarda yeniden değerleme oranında arttırılarak dikkate alınacaktır.
  1. Gelir Vergisi Stopaj Teşviki
Yukarıda sayılan işletme veya projelerde çalışan ar-ge ve destek personelinin bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretleri, (doktoralı personeli ücretinin % 90’ı, diğer personel ücretinin %80’i) Gelir Vergisinden istisna edilmiştir.
  1. Sigorta Prim desteği
Yukarıda sayılan işletme veya projelerde çalışan ar-ge ve destek personeli ile Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu’nun geçici 2. maddesi uyarınca ücreti gelir vergisinden istisna olan personelin, bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretleri üzerinden hesaplanan sigorta primi işveren hissesinin yarısı, her bir çalışan için beş yıl süreyle Maliye Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanacaktır.
  1. Damga Vergisi İstisnası
Kanun kapsamındaki her türlü ar-ge ve yenilik faaliyetleri ile ilgili olarak düzenlenen ve hüküm ifade eden kağıtlar damga vergisinden istisna edilmiştir.
  1. Teknogirişim Sermaye Desteği
5746 sayılı Kanunun 3 ncü maddesi ile üniversitelerden bir yıl içinde mezun olacak lisans, yüksek lisans veya doktora öğrencilerine ya da bu programlardan en çok beş yıl içinde mezun olmuş kişilerin, teknoloji ve yenilik odaklı iş fikirleri, merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerince, bir defaya mahsus olmak üzere teminat aranmaksızın 100.000.- YTL tekno girişim sermayesi hibe olarak verilerek desteklenecektir.




28 Mart 2008 Cuma

LİMİTED ŞİRKETLERDE MÜDÜR OLMANIN ANLAM VE ÖNEMİ




Bir önceki yazımızda, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda yapılacak değişiklik tasarısından bahsederken, anonim ve limited şirketlerin malvarlığından alınamayan veya alınamayacağı anlaşılan amme alacağının limited şirketlerde hisseleri oranında ortaklardan, anonim şirketlerde ise yönetim kurulu üyelerinden alınacağını belirtmiştik.
Limited şirketlerde amme borcundan ortaklarla birlikte kanuni temsilcilerin de sorumlu olduğunu vurgulamamız gerekir. Yani limited şirketi temsil ve ilzam yetkisi verilmiş müdürler ortak olmasalar da amme borcundan sorumludur. Üstelik bu sorumlulukları ortaklar gibi hisseleri oranında değil borcun tamamını kapsar.
Limited şirketlerde amme borcu önce şirketin malvarlığından aranır, şirketten alınamazsa veya alınamayacağı anlaşılırsa (değişiklik tasarısıyla eklenmesi düşünülen ibare) ortaktan veya müdürlerden aranır. Bazı görüşlere göre ortak ve müdürler amme borcundan müteselsilen sorumludur ve takiplerinde herhangi bir öncelik sırası yoktur. Bu durumda ortaktan veya müdürlerden tahsil edilen amme alacağı diğerinin borç miktarını azaltacaktır.
2005 yılında verilmiş bir Danıştay kararında; limited şirkette şirketin malvarlığından alınamayan amme alacağının önce şirket anasözleşmesi veya genel kurul (ortaklar kurulu) kararı ile şirketi temsil ve ilzama yetkili kılınmış kanuni temsilcilerden aranacağı eğer böyle bir kanuni temsilci bulunmuyorsa şirket işlerini birlikte idare ve şirketi temsile mecbur ortakların kanuni temsilci sıfatıyla takip edileceği belirtilmiştir.
Burada Türk Ticaret Kanununun 540 ncı maddesinde limited şirketlerde aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile yetkili ve zorunlu olduklarını belirtmek isteriz.
2001 yılında verilmiş Danıştay Dava Daireleri Kararında; limited şirketlerden tahsil olanağı bulunmayan vergi borçlarının öncelikle müdürden (kanuni temsilci) aranması gerektiği, kanuni temsilcilerden tahsil edilememesi halinde de konulan sermaye ile sınırlı olarak ortakların mal varlığından alınması, eğer şirketi temsile yetkili bir şirket müdürü olmadığı takdirde ortakların her birinin müdür sıfatıyla sorumlu olacakları ve bu sorumluluğun her bir ortağın vergi borçlarının tamamından sorumluluğu anlamına geldiği belirtilmiştir.
Maliye Bakanlığı’nın 30.6.2007 tarihinde yayınladığı seri:A sıra:1 nolu Tahsilat Genel Tebliğinde de yargı kararlarına paralel bir düzenleme yapılmıştır. Tebliğde; aksi kararlaştırılmış olmadıkça limited şirket ortaklarının hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile yetkili ve zorunlu oldukları, bu yüzden kanuni temsilci sıfatıyla bir müdür atanmamışsa, ortakların hepsinin sermayedeki hisseleri oranında değil, kanuni temsilci sıfatıyla borcun tamamından müştereken ve müteselsilen sorumlu olacakları belirtilmiştir.
Görülüyor ki limited şirket ortakları açısından şirkete kanuni temsilci sıfatıyla bir müdür atamanın veya müdür açısından bu sıfatı taşımanın önemi çok büyükt

25 Mart 2008 Salı

6183 SAYILI KANUNDA” KANUNİ TEMSİLCİLERİN SORUMLULUĞUNA İLİŞKİN ÖNEMLİ DEĞİŞİKLİKLER ÖNGÖRÜLÜYOR

Ekonomik krizin ülkemize de ulaştığı ve yavaş yavaş etkilerinin görülmeye başlandığı bugünlerde gün ayağını yorganına göre uzatma günü. Alacakların tahsil kabiliyeti, olası tahsilat gecikmelerine karşı uygulanacak senaryolar, borçların yenilenmesinde ortaya çıkabilecek sıkıntılara karşı çözüm önerileri bugünlerde en çok konuşulan konular. İşin ironik yanı Devletin de alacaklarını tahsil etmede uyguladığı 6183 sayılı Kanunu kendi lehine güçlendirme çabası adına hazırladığı Kanun tasarısının bugünlere denk gelmesi.

Yapılması Öngörülen Değişiklikler

6183 sayılı Kanun, birey ile Devlet arasındaki ilişkileri düzenleme açısından idari hukuk sistemimizin, deyim yerindeyse en Devletçi düzenlemelerinden biri olup Devletin alacaklarını takip ve tahsilinin usul ve esaslarını belirlemektedir. Özel alacakların takip edildiği İcra İflas Kanununa göre alacaklıya (Devlete) çok geniş imkanlar tanır.

Bazı Vergi Kanunlarında değişiklik öngören tasarı 6183 sayılı Kanunda da önemli değişiklikler öngörüyor. Bu değişikliklerden bazıları aşağıda sayılmıştır.

  1. Tasarıya göre, harca tabi bir işlem yaparken vadesi geçmiş vergi borcunun olmaması gerekiyor. Örneğin tapuda işlem yapmak için önce vergi borçlarını temizlemek zorunlu olacak.
  2. Halen geçerli olan düzenlemede, limited şirketlerin vergi borçları (amme borçları) önce şirketten tahsil edilmeye çalışılır, eğer şirketten tahsil imkanı kalmazsa sermaye hisseleri oranında ortaklardan tahsili yoluna gidilirdi. Yani ortağın takibi için, amme borcunun şirketten tahsili konusunda bütün yolların tüketilmesi gerekirdi. Şimdi yapılacak olan düzenlemede, (anonim şirketlerde  yönetim kurulunun takibi konusunda benzer düzenleme daha önce yapılmıştı) şirketten tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan ibaresi getirilerek limited şirketlerde ortakların takibi kolaylaştırılmıştır.
  3. Tasarıda SSK primi borçları, kamu bankalarına veya TMSF na borçlar gibi aslında 6183 sayılı kanuna göre amme borcu olmayan, ancak takibinin 6183 sayılı Kanuna göre yapılacağı yönünde kanuni düzenleme bulunan borçların anonim şirketlerin yönetim kurulu üyelerinden takip edilmesine kanuni dayanak sağlamak için mükerrer 35 nci maddede düzenleme yapılmıştır. Yapılması düşünülen bu düzenleme şimdiye kadar bu tür borçlar için takibe uğrayan anonim şirket yönetim kurulu üyelerine yapılan takip işlemlerinin kanuni dayanağının olmadığı veya idareyi haksız duruma düşürebilecek ölçüde zayıf olduğu anlamına gelmektedir.   
  4. (Limited şirket hissesi alacaklar çok dikkat etmeli) Tasarıya göre limited şirket hissesi alanlar şirketin bu tarihten önceki amme borçlarından dolayı hissesini devraldığı ortak ile beraber müteselsilen sorumlu tutulacaklar.
  5. (Amme borcu olan limited ve anonim şirketlerde ortak veya yönetim kurulu üyesi olacaklar dikkat) Limited şirketlerde ortakların, anonim şirketlerde yönetim kurulunun amme borçlarından dolayı sorumluluğu, hem amme borcunun doğduğu dönemde hem de ödenmesi gerekip ödenmediği dönemlerde, bu görevlerde olanları kapsayacaktır.
  6. Tasarıya göre yurtdışı çıkış yasağı sadece vergi, resim ve harçlar (gümrükçe alınanlar dahil) için uygulanacaktır. Bunların tutarının da 25.000 YTL nı aşması ve  teminatlandırılmamış olması gerekir.
  7. 50.000 YTL na kadar amme borçlarının taksitlendirilmesinde teminat istenmeyecektir. Bu tutarı aşan borçlarda ise aşan kısmın yarısı kadar teminat istenilecektir. 

17 Aralık 2007 Pazartesi

VERGİ USUL KANUNUNDA DEĞERİ DÜŞEN MALLAR; HURDA VE ATIKLAR İLE FİRE VE ZAYİATLAR




1.   Değerleme Gününde Emtianın Satış Bedelinin Maliyet Bedelinin Altında Olması Durumunda Emsal Bedel Uygulaması:
Vergi Usul Kanunu’nun 274. maddesinde “satın alınan veya imal edilen emtianın maliyet bedeliyle değerleneceği”  belirtilmekte olup, “emtianın maliyet bedeline nazaran değerleme günündeki satış bedelleri % 10 ve daha fazla bir düşüklük gösterdiği hallerde mükellef, maliyet bedeli yerine 267. maddenin ikinci sırasındaki usul hariç olmak üzere, emsal bedeli ölçüsünü tatbik edebilir.” Hükmü yer almaktadır.
Bir malın VUK’un 274. maddesine göre emsal bedeli ile değerlenebilmesi için aşağıdaki koşulların bulunması gerekmektedir.
- Emtianın değerleme günündeki satış değerinin emtianın maliyet bedelinden düşük olması gerekmektedir.
- Değerdeki düşüklük maliyet bedeline nazaran % 10 veya daha fazla olmalıdır.
Emsal bedel uygulaması şöyle olacaktır: Değerlemenin yapılacağı ayda veya önceki iki ay içerisinde aynı cins ve nevideki mallardan satış yapılmışsa, (emsal bedeli belirlenecek olan malın miktarına nazaran %25 veya daha fazla satış yapılmış olması şartıyla) bu aylardaki ortalama satış fiyatı emsal bedel olarak kabul edilir.
 Eğer emsal bedelin tespiti bu sıraya göre yapılamıyorsa, ilgili vergi dairesi aracığıyla takdir komisyonuna başvurularak bu malların emsal bedelinin takdiri istenebilir.

2.   Fiziki Nedenlerle Emtianın Değerleme Günündeki Kıymetinin Önemli Oranda Düşmüş Olması Nedeniyle Emsal Bedel Uygulaması:
Kıymeti düşen mallara ilişkin VUK’un 278. maddesi hükmü aşağıdaki gibidir.
“Yangın, deprem su basması gibi afetler yüzünden veyahut bozulmak, çürümek, kırılmak, çatlamak, paslanmak gibi haller neticesinde iktisadi kıymetlerinde önemli bir azalış vaki olan emtia ile maliyetlerin hesaplanması mutat olmayan hurdalar ve döküntüler, üstüpü, deşe ve ıskartalar emsal bedeli ile değerlenir.”
a) Yangın, deprem, su basması gibi tabii afetler nedeniyle malların değerlerini kısmen ya da tamamen kaybetmeleri durumunda değerleme:
Yangın, deprem, su basması gibi tabii afetler nedeniyle malların değerlerini kısmen ya da tamamen kaybetmeleri durumunda değeri düşen malların emsal bedel ile değerlenmesi gerekmektedir. Bu durumda 267. maddede belirtilen sıralardan en uygunu takdir esasıdır. Malın emsal bedeli, takdir komisyonu tarafından belirlenecektir.      
Tabii afetler neticesinde malları değer kaybına uğrayan mükellefler, bu zararı ancak takdir komisyonunun alacağı karar uyarınca gider yazabilirler.
Tartışmalı olmakla birlikte, VUK’nun 267 nci maddesindeki “Yukarıdaki esaslarla mukayyet olmaksızın kaza mercilerinin re’sen biçtikleri değerler ... emsal bedeli yerine geçer” hükmüne göre değeri düşen mallar için yargı organlarınca takdir edilen değerlerin (takdir komisyonuna başvurmaya gerek olmadan) emsal bedel olarak kabul edileceği bizce kabul edilmelidir.

b)Bozulmak, Çürümek, Kırılmak, Paslanmak, Çatlamak gibi nedenlerle malların değerlerini kısmen ya da tamamen kaybetmeleri durumunda değerleme:
Bazı durumlarda emtia çeşitli nedenlerle değerini yitirebilir. Örneğin sağlığa zarar verecek derecede bozulmuş gıda maddelerinin mevzuata göre imha edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bu şekilde imha edilen malların bu konuda görevli resmi makamların düzenleyeceği tutanaklara istinaden gider yazılabilmesi gerekmekte ise de muhtemel eleştirilere karşı takdir komisyonu kararının çıkartılması isabetli olacaktır. Aynı durum ilaç sektöründe de söz konusudur.
c)Firelerin Durumu:
Emtiada fiziksel olarak erime, buharlaşma, kuruma, sızma, dökülme vb. nedenlerle miktar olarak azalabilmektedir. Emtianın nakli, satışı ve stoklanması aşamalarında kırılma, çürüme bozulma gibi nedenlerle değer kaybına uğraması da mümkündür. Bu kayıplar fire olarak nitelendirilmektedir. Firelerin bazıları iktisadi bir değer de içerebilir. Üretim ya da ticari faaliyetin doğal akışı içerisinde meydana gelen kayıplar herhangi bir işleme gerek olmadan maliyet veya gider olarak değerlendirilir. Ticari faaliyetin normal akışı dışında vuku bulan olağan dışı değer kayıpları ise VUK’nun 278. Maddesi çerçevesinde değerlendirilerek aynı Kanunun 267. Maddesine göre emsal bedel ile değerlenerek karşılık ayrılır.

3.   Kıymeti Düşen Malların KDV’lerinin Düzeltilmesi:
Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 5228 sayılı kanunla değişen 30. maddesinin (c) bendinde “deprem ve sel felaketi ve Maliye Bakanlığı’nın yangın sebebiyle mücbir sebep ilan ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olanlar hariç olmak üzere zayi olan mallara ait katma değer vergisi”nin indirim konusu yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır.
Maddede sayılan doğal afetler dışında, zayi olan emtialar için alımda yüklenilen KDV’ler indirim konusu yapılmışsa ilgili dönem KDV beyannamesinde bu emtiaya ilişkin KDV hesaplanıp beyan edilecektir. İndirimi düzeltilen KDV gelir ya da kurumlar vergisinin matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınabilecektir.
Kısmen zayi olan malların KDV’lerinin de tamamen zayi olan mallar gibi indirilemeyeceği konusu tartışmalıdır. Zayi olan kısma ilişkin KDV’nin indirim konusu yapılamayacağı yönünde Danıştay Kararı mevcuttur.

4.   Değeri Düşen ve Zayi Olan Mallar Nedeniyle Sigorta Tazminatı Alınması:
Emtia  ile ilgili alınan sigorta tazminatları VUK’un 330. Maddesinde “emtia ve zirai mahsul ve hayvan kıymetlerinde vukua gelen zayiat dolayısıyla alınan sigorta tazminatları bunların değerlerinden fazla olursa bu fazlalık kâra alınır. İşletme hesabı esasında tutulan defterde bu tazminat hasılat kaydedilir.”  şeklinde düzenlenmiştir.
Bu durumda sigortadan alınan tazminat emtiada Takdir Komisyonu tarafından tespit edilen değer düşüklüğünden fazla ise aradaki fark kâra ilave edilecektir.

5.   Değeri Düşen ve Zayi Olan Mallara İlişkin Muhasebe Kayıtları:
Emtiada meydana gelen değer düşüklüğü karşılık ayrılmak suretiyle giderleştirilir.
ÖRNEK:
Trafik kazası nedeniyle zarar gören ve şirketin kayıtlarında 1.000.000 YTL olarak yer alan emtianın emsal bedeli Takdir Komisyonu tarafından 500.000 YTL olarak takdir edilmiştir.
–––––––––––––––  /  ––––––––––––––
157 DİĞER STOKLAR          1.000.000
153 TİCARİ MALLAR          1.000.000
–––––––––––––––  /  ––––––––––––––
654 KARŞILIK GİDERLERİ    500.000
158 STOK DEĞ. DÜŞÜK. KARŞ.      500.000
–––––––––––––––  /  ––––––––––––––
690 DÖNEM KARI VE ZARARI  500.000
654 KARŞILIK GİDERLERİ               500.000      
–––––––––––––––  /  ––––––––––––––
Sözkonusu mal 750.000 YTLna satılmıştır.
–––––––––––––––  /  ––––––––––––––
100 KASA      885.000
600 YURT İÇİ SATIŞLAR     750.000
391 HESAPLANAN KDV        135.000
–––––––––––––––  /  ––––––––––––––
621 SATILAN TİC.
 MAL. MALİYETİ      1.000.000
157 DİĞER STOKLAR                   1.000.000
–––––––––––––––  /  ––––––––––––––
158 STOK DEĞER
 DÜŞÜKLÜĞÜ KARŞ. 500.000
644 KONUSU KALM. KARŞ.  500.000
–––––––––––––––  /  ––––––––––––––
644 KONUSU
KALMAYAN KARŞ.    500.000
690 DÖNEM KAR VE ZARARI         500.000
–––––––––––––––  /  ––––––––––––––
Malların tamamen zayi olması durumunda yine Takdir Komisyonunun Kararı üzerine malın maliyet bedeli “689 DİĞER OLAĞANDIŞI GİDER VE ZARARLAR” hesabına yazılacaktır.
–––––––––––––––  /  ––––––––––––––
689 DİĞ. OLAĞAN DIŞI
GİD. VE ZARAR.       1.180.000
153 TİCARİ MALLAR          1.000.000
391 HESAPLANAN KDV           180.000
–––––––––––––––  /  ––––––––––––––
Değeri düşen veya tamamen zayi olan mal için sigortadan tazminat alınması halinde alınan tazminat  “679- DİĞER OLAĞAN DIŞI GELİR VE KÂRLAR” hesabına yazılacaktır. Sigortadan 500.000 YTL tazminat alınmışsa:
–––––––––––––––  /  ––––––––––––––
102 BANKA    500.000
679 DİĞ.OL.DIŞI GEL.VE KAR.       500.000
–––––––––––––––  /  ––––––––––––––     

16 Eylül 2007 Pazar

GÜMRÜK İŞLEMLERİNDE BASİTLEŞTİRİLMİŞ USUL VE GÜMRÜKÇE ONAYLANMIŞ KİŞİ STATÜSÜ




Gümrük Yönetmeliğinin 135 ila 163 ncü maddeleri arasında düzenlenmiş bulunan “gümrük işlemlerinde basitleştirilmiş usul” dış ticaret işlemlerinde zaman ve nakitte tasarruf sağlaması nedeniyle ihracatçı ve ithalatçılarımız tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Konuya ilişkin genel açıklamalarımız ile 23 Ağustos 2007 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 1 seri nolu Gümrük Genel Tebliğinin uygulamaya yön veren hükümleri aşağıda özetlenmiştir.  

BASİTLEŞTİRİLMİŞ USUL HAKKINDA GENEL AÇIKLAMALAR
1.   Basitleştirilmiş usulden yararlananlar aşağıdaki imkanlardan yararlanır:
·         Gümrük Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine göre genel olarak; gümrük beyannamelerine eklenmesi gereken belgelerden bazılarının eklenmemesi ve yazılması gereken bazı bilgilerin yazılmaması, söz konusu beyanname yerine eşyanın ilgili gümrük rejimine tabi tutulması talebiyle birlikte ticari veya idari bir belgenin verilmesi, talep halinde yükümlünün işyerinde veya gümrük idaresi tarafından kabul edilen diğer bir yerde eşyanın ilgili rejime geçişinin kayıt yoluyla yapılması,
·         Onaylanmış kişi statü belgesi kapsamında; eksik bilgi ve/veya belge ile beyan usulü, basitleştirilmiş kontrol uygulaması, kısmi teminat uygulaması ve basitleştirilmiş işlem kapsamında A.TR düzenleme, onaylama ve vize etme işlemleri
2.   Basitleştirilmiş usul uygulamalarından yararlanacak kişilerde aranılacak özellikler:
·         Yönetim Kurulu üyeleri, sermayesinin %10’undan fazlasına sahip gerçek kişiler ile gümrük ve dış ticaret işlemlerinde temsil yetkisini haiz çalışanlarının; devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, emniyeti suistimal, güveni kötüye kullanma, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı (hileli) iflas, yalan yere şahadet (yalan tanıklık), suç tasnii (suç uydurma), iftira gibi yüz kızartıcı suçlar ile ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarından mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanununa; vergi kaçakçılığı veya vergi kaçakçılığına teşebbüs suçlarından 213 sayılı Vergi Usul Kanununa; mülga 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun, mülga 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu ile 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetinin Korunması Hakkında Kanuna muhalefetten kesinleşmiş cezası bulunmaması,
·         Bir önceki ve başvuru yılı içinde, takvim yılı itibariyle, vergi kaybına neden olan gümrük mevzuatı ihlali nedeniyle, haklarında Gümrük Kanununun 234 üncü ila 238 inci maddeleri uyarınca aynı Kanunun 241 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen usulsüzlük cezasını aşan tutarda düzenlenmiş ceza kararı toplam sayısının, 5 ten fazla olmak koşuluyla, aynı dönemde işlem gören ithalat ve ihracata ilişkin gümrük beyannamesi toplam sayısının %1 ini aşmaması,
·         Bir önceki ve başvuru yılı içinde, takvim yılı itibariyle, vergi kaybına neden olan Gümrük Mevzuatı ihlali nedeniyle, haklarında Gümrük Kanununun 234 üncü ila 238 inci maddeleri uyarınca aynı Kanunun 241 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen usulsüzlük cezasının 25 katını aşan tutarda düzenlenmiş ceza kararı sayısı ve yine aynı tutardaki usulsüzlük cezasının 100 katını aşan Katma Değer Vergisi Kanununun 51 inci maddesi ve Özel Tüketim Vergisi Kanununun 16 ncı maddesi uyarınca düzenlenmiş ceza kararı sayısı toplamının, 2 den fazla olmak koşuluyla, aynı dönemde işlem gören ithalat ve ihracata ilişkin gümrük beyannamesi toplam sayısının %0,3 ünü aşmaması,
·         Bir önceki ve başvuru yılı içinde, takvim yılı itibariyle, gümrük mevzuatı ihlali nedeniyle haklarında Gümrük Kanununun 239 uncu ila 241 inci maddeleri uyarınca aynı Kanunun 241 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen usulsüzlük cezasını aşan tutarda düzenlenmiş ceza kararı toplam sayısının, 10 dan fazla olmak koşuluyla, aynı dönemde işlem gören ithalat ve ihracata ilişkin gümrük beyannamesi toplam sayısının %2 sini aşmaması,
·         Gümrük Mevzuatı uyarınca kesinleşmiş  vergi ve ceza borcu bulunmaması,
·         Vergi Mevzuatı uyarınca kesinleşmiş vergi borcu bulunmaması,
·         İlgili mevzuat uyarınca kesinleşmiş sosyal güvenlik prim borcu bulunmaması,
·         Dış Ticaret Sermaye Şirketleri ile idaresi, murakabesi veya sermayesi bakımlarından aralarında vasıtalı veya vasıtasız şirket ilişkisi bulunan aynı gruba ait imalatçı firmaların dış ticaret işlemlerini gerçekleştiren yine bu gruba ait olan dış ticaret veya pazarlama şirketleri hariç, başvuru tarihinden geriye dönük bir ay içinde en az;
-A Sınıfı Onaylanmış Kişi için 250 işçi,
-B Sınıfı Onaylanmış Kişi için 100 işçi,
-C Sınıfı Onaylanmış Kişi için 30 işçi,
istihdam ediyor olması,
Başvuru tarihinde asgari ödenmiş sermaye tutarlarının;
-A Sınıfı Onaylanmış Kişi için 5 Milyon YTL,
-B Sınıfı Onaylanmış Kişi için 2,5 Milyon YTL,
-C Sınıfı Onaylanmış Kişi için 500 Bin YTL,
olması,
·         İhracatçılar için, bağlı olduğu ihracatçı birliği kayıtlarına göre, Türkiye İhracatçılar Meclisi veya ihracatçı birliklerince ilgili mevzuatı çerçevesinde performans ve güvenilirliğinin onaylanmış olması,
·         Başkası hesabına hareket etmemesi,
·         Dış Ticaret Sermaye Şirketleri ile idaresi, murakabesi veya sermayesi bakımlarından aralarında vasıtalı veya vasıtasız şirket ilişkisi bulunan aynı gruba ait imalatçı firmaların dış ticaret işlemlerini gerçekleştiren yine bu gruba ait olan dış ticaret veya pazarlama şirketleri hariç imalatçı olması,
·         A Sınıfı Onaylanmış Kişi için, Sermaye Piyasası Kurulunun belirlediği  denetim ilke ve kuralları ile genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine göre, anılan Kurulca belirlenen şartları taşıyan ve bağımsız denetim yetkisi verilen denetçi tarafından son 2 yıl esas alınmak üzere mali tabloları incelenerek rapora bağlanmış olması,
koşullarının tamamını sağlaması gerekir.
3.   Onaylanmış Kişi Statü Belgesinin yenilenmesi:
Onaylanmış Kişi Statü Belgesinin geçerlilik süresi, belge düzenlenme tarihi itibariyle 2 yıldır. Belgenin yenilenebilmesi için, Gümrük Müsteşarlığınca aranacak tüm belgelerle birlikte, belge geçerlilik süresinin bitim tarihinden en erken 4 ay, en geç 3 ay öncesine kadar yeniden başvurulması gerekir.
4.   Onaylanmış Kişi Statü Belgesi için aranan özel koşullar:
Gümrük Yönetmeliğinin 137’nci maddesine göre A Sınıfı Onaylanmış Kişi Statüsü kazanmak için aşağıdaki özel koşullardan en az birinin sağlanması gerekir
·         Bir önceki takvim yılı veya başvuru yılı içinde asgari 25 milyon FOB/ABD Doları kıymetinde eşyanın fiili ihracatının yapılmış olması,
·         Bir önceki takvim yılı veya başvuru yılı içinde gerçekleştirilen ithalat ve ihracat toplamının asgari 100 milyon ABD Doları kıymetinde olması,
·         Dış Ticaret Sermaye şirketi olması.
B Sınıfı Onaylanmış Kişi Statüsü kazanmak için aşağıdaki özel koşullardan en az birinin sağlanması gerekir
·         Bir önceki takvim yılı veya başvuru yılı içinde asgari 5 milyon FOB/ABD Doları kıymetinde eşyanın fiili ihracatının yapılmış olması,
·         Bir önceki takvim yılı veya başvuru yılı içinde gerçekleştirilen ithalat ve ihracat toplamının asgari 20 milyon ABD Doları kıymetinde olması.
C Sınıfı Onaylanmış Kişi Statüsü kazanmak için aşağıdaki özel koşullardan en az birinin sağlanması gerekir:
·         Bir önceki takvim yılı veya başvuru yılı içinde asgari 2 milyon FOB/ABD Doları kıymetinde eşyanın fiili ihracatının yapılmış olması,
·         Bir önceki takvim yılı veya başvuru yılı içinde gerçekleştirilen ithalat ve ihracat toplamının asgari 8 milyon ABD Doları kıymetinde olması.

BASİTLEŞTİRİLMİŞ USUL UYGULAMALARI
1.   Eksik Bilgi ve/veya Belge ile Beyan Usulü
Onaylanmış Kişi Statü Belgesi sahibi kişilerin gümrük idarelerine yazılı olarak başvurmaları halinde, beyanlarını eksik bilgi ve/veya belge ile yapmalarına izin verilir.
Onaylanmış Kişi Statü Belgesi sahibi kişilerce; orijinal fatura, A.TR dolaşım belgesi,  menşe ispat belgeleri, ödeme şekli gereği ibrazı gereken navlun makbuzu ve sigorta poliçesi ile işlenmiş tarım ürünlerinin serbest dolaşıma sokulması halinde gereken işlenmiş tarım ürünleri analiz sonuç raporu belgelerinden bir veya daha fazlasının eksik olması durumunda, eksik belge ile rejim beyanında bulunulabilir.
2.   Kısmi Teminat Uygulaması
Onaylanmış Kişi Statü Belgesi sahibi kişilerin gümrük idarelerine yazılı olarak başvurmaları halinde, kısmi teminat uygulamasından yararlanmalarına izin verilir.
Gümrük antrepo rejimine tabi tutulacak eşya ile gümrük kontrolü altında işleme rejimi ve geçici ithalat rejimi kapsamında doğrudan gümrük idaresinin iznine bağlı eşya için Onaylanmış Kişi Statü Belgesi sahibi kişilerden ithalat vergilerinin %10 u tutarında teminat alınır. Dahilde işleme rejimi kapsamında yapılacak ithalatta Dahilde İşleme Rejim Kararı uyarınca işlem yapılır.
3.   Basitleştirilmiş Kontrol (Mavi Hat) Uygulaması
A ve B Sınıfı Onaylanmış Kişi Statü Belgesi sahibi kişilerce talep edilmesi halinde basitleştirilmiş kontrol uygulamasından yararlandırılmalarına izin verilir.
Basitleştirilmiş kontrol yöntemi, risk kriterlerine göre belge kontrolü ve fiziki muayene yapılmadan teslim edilen eşyanın teslimden sonra gümrük beyannamesi ile ticari belge ve verileri incelenerek gerektiğinde eşyanın fiziki muayenesinin imalathane, fabrika, özel depo, işyeri ve benzeri yerlerde yapılmasını ifade eder.
4.   Basitleştirilmiş İşlem Kapsamında A.TR Düzenleme, Onaylama ve Vize Etme Yetkisi (Onaylanmış İhracatçı Yetkisi) Verilmesi
A ve B Sınıfı Onaylanmış Kişi Statüsü Belgesi sahibi kişilerden bir önceki takvim yılı veya başvuru yılı içinde Avrupa Birliği ülkelerine en az 2 milyon FOB/ABD Doları kıymetinde A.TR dolaşım belgesi düzenlenmesini gerektirir eşyanın fiili ihracatını yapanlara, talep etmeleri halinde, basitleştirilmiş işlem kapsamında A.TR düzenleme, onaylama ve vize etme yetkisi verilir.