13 Nisan 2009 Pazartesi

MALİ GÜNDEM (13.04.2009)


I.            5084 SAYILI KANUNDA ÖNGÖRÜLEN TEŞVİKLERDEN 31.12.2012 TARİHİNE KADAR YARARLANABİLMENİN KOŞULLARI:
Bilindiği üzere, 5838 sayılı Kanunla değişmeden önce,  29/1/2004 tarihli ve 5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun; 12/5/2005 tarihli ve 5350 sayılı Kanunla değişik 4 üncü maddesinde,
     "31.12.2008 tarihine kadar uygulanmak üzere 2 nci maddenin (a) bendi kapsamındaki illerde;
     a) 1.4.2005 tarihinden itibaren yeni işe başlayan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, en az on işçi çalıştırmaları koşuluyla, bu iş yerlerinde çalıştırdıkları işçilerin,
     b) (Değişik:28/3/2007-5615/24 md.) 1.4.2005 tarihinden önce işe başlamış olan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinden asgari on işçi çalıştıranların iş yerlerinde fiilen çalışan işçilerin,
     Prime esas kazançları üzerinden 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 72 ve 73 üncü maddeleri uyarınca hesaplanan sigorta primlerinin işveren hissesinin; organize sanayi veya endüstri bölgelerinde kurulu iş yerleri için tamamı, diğer yerlerdeki iş yerleri için yüzde sekseni Hazinece karşılanır."
     7 nci maddesinin, 26/12/2006 tarihli ve 5568 sayılı Kanun ile değişik (h) bendinde,"Bu Kanunun 3, 4 ve 6 ncı maddelerinde yer alan destek ve teşvikler, bu maddelerde belirtilen sürelere bakılmaksızın Kanun kapsamına giren illerdeki yeni yatırımlardan; 31/12/2007 tarihine kadar tamamlananlar için 5 yıl, 31/12/2008 tarihine kadar tamamlananlar için 4 yıl, 31/12/2009 tarihine kadar tamamlananlar için 3 yıl süreyle uygulanır."
     7 nci maddeye, 12/5/2005 tarihli ve 5350 sayılı Kanun ile eklenen (i) bendinde ise, "Bu Kanun kapsamındaki yatırımlarla ilgili olarak yatırıma başlama ve yatırımın tamamlanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı müştereken yetkilidir."
     hükümleri yer almaktaydı.
18/2/2009 tarihli ve 5838 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 32 nci maddesinin on üçüncü fıkrası ile, 5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3 üncü, 4 üncü ve 6 ncı maddelerinin birinci fıkralarında yer alan “31.12.2008” ibareleri “31/12/2009” şeklinde değiştirilmiş, 7 nci maddesinin (h) bendinde yer alan “31/12/2007” ibaresinden önce gelmek üzere “31/12/2004 tarihine kadar tamamlananlar için 31/12/2009 tarihine kadar,” ibaresi eklenmiştir.
Görüldüğü üzere, 5084 sayılı Kanunun uygulamasında yararlanma süresi bakımından iki tarih söz konusudur:
  • 31.12.2009 (değişmeden önce 31.12.2008)
  • 31.12.2012
Kanunun 3, 4 ve 6’ncı maddelerinde yer alan gelir vergisi stopaj teşviği, sigorta primi işveren hissesi teşviği ve enerji desteklerinden, Kanunun 2’nci maddesinde belirtilen 49 il ile Gökçeada ve Bozcaada’da en az on işçi çalıştırmaları koşuluyla, 1.4.2005 tarihinden itibaren yeni işe başlayanlar ile 1.4.2005 tarihinden önce işe başlamış olan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin tümü yatırıma başlama veya tamamlama ile ilgili şartları yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 31.12.2009 tarihine kadar yararlanacaklardır.
Kanunun 7/h maddesinde ise, bu illerdeki yeni yatırımlarda söz konusu teşvikler; 31/12/2004 tarihine kadar tamamlananlar için 31/12/2009 tarihine kadar, 31/12/2007 tarihine kadar tamamlananlar için 5 yıl, 31/12/2008 tarihine kadar tamamlananlar için 4 yıl, 31/12/2009 tarihine kadar tamamlananlar için 3 yıl süreyle uygulanır. Ancak aynı maddenin (ı) bendine göre, yatırıma başlama ve yatırımın tamamlanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı müştereken yetkilidir.
Teşviklerden 31.12.2012 Tarihine Kadar Yararlanabilmek İçin Yatırıma Başlama ve Yatırımın Tamamlanmasına İlişkin Tespit Edilecek Kriterlere Uyulması Gerekmektedir:
Sözkonusu illerde yapılan yeni yatırımlardan 31.12.2004 ile 31.12.2009 tarihi arasında tamamlananların söz konusu teşviklerden 31.12.2012 tarihine kadar yararlanıp yararlanamayacakları, yatırıma başlama ve yatırımın tamamlanmasına ilişkin tespit edilecek usul esaslara uygunluğuna bağlıdır.
5838 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce konuyla ilgili olarak Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının yayımladığı 16.1.2009 tarih ve 2009/12 sayılı Genelgede; sözkonusu illerde 31/12/2008 tarihine kadar, yatırıma başlama ile ilgili durumlardan herhangi birinin gerçekleştirildiğini belgeleyen işverenlerden, en geç 31/12/2009 tarihine kadar "İşyeri Açma ve Çalışma ruhsatlarına İlişkin Yönetmelikte" belirtilen kriterlere uygun işyeri açma ve çalışma ruhsatı almış olanların, yatırımlarını tamamlamış olarak kabul edilecekleri belirtilmiş ve dolayısıyla Kanunda öngörülen teşvikten 31/12/2012 tarihine kadar yararlanılabilecekleri ifade edilmiştir.
Öte yandan söz konusu Genelgede yatırıma başlama tarihinin aşağıda sayılan durumlardan herhangi birinin gerçekleştirildiğinin belgelendirilmesi halinde geçerli sayılacağı belirtilmiştir:
     a- 5084 sayılı Kanun kapsamında bedelsiz yatırım yeri tahsis edilmiş olduğu,
     b- Akreditif açtırıldığı,
     c- Yatırımın büyüklüğü ile uyumlu alt yapı hazırlandığı,
     ç- Yatırımla ilgili ithalat, bina-inşaat yapımı ve makine teçhizat alımına ilişkin harcamalara başlanılarak yasal defterlere buna ilişkin gerekli kayıtları yaptığı,
     d- Yatırımın gerçekleşme durumunun Organize Sanayi Bölgelerinde Bölge Yöneticiliğine, diğer bölgelerde Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğüne bildirilmiş olduğu.
5838 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra SGK’nun yayımladığı 23.03.2009 tarih ve 2009-46 sayılı Genelgede, 16/1/2009 tarih ve 2009/12 sayılı Genelgenin yayımı tarihi itibariyle yürürlükten kaldırıldığı, kapsama giren 49 il ile Gökçeada ve Bozcaada da faaliyet gösteren gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olan işverenlerin, yatırımlarını tamamlamalarından dolayı sigorta primi işveren hissesi teşvikinden 1/1/2010 tarihinden 31/12/2012 tarihine kadar yararlanabilmelerine ilişkin usul ve esasların ayrıca hazırlanacak genelgede açıklanacağı belirtilmiştir.
Yeni hazırlanacak Genelgede yatırıma başlama ve yatırımın tamamlanması ile ilgili süreye bağlı kriterlerin dikkatle izlenmesi ve bu kriterlerin zamanında yerine getirilmesi bölgede yatırım yapanların teşvikten 31.12.2012 tarihine kadar yararlanabilmeleri için çok önemlidir.

II.          5838 SAYILI KANUNLA MOTORLU TAŞITLARA İLİŞKİN OLARAK GETİRİLEN TEŞVİK VE AFLAR:
5838 sayılı Kanunla motorlu taşıtlara ilişkin bazı teşvik ve aflar getirilmiş olup, yapılan düzenlemeler aşağıda özetlenmiştir.
  1. Adlarına model yılı 1979 veya daha eski olan otomobil, kaptıkaçtı, arazi taşıtları ve benzerleri ile motosikletler, minibüs, panel van, motorlu karavan, otobüs ve benzerleriyle kamyonet, kamyon, çekici ve benzeri taşıt kayıt ve tescilli bulunan ve 28.02.2009 tarih itibarıyla yük ve yolcu taşımacılığı dışında bilanço esasına göre defter tutmayı gerektiren başkaca ticari veya mesleki faaliyetten dolayı mükellefiyeti bulunmayan gerçek ve tüzel kişiler ile bunların mirası reddetmemiş mirasçılarının söz konusu taşıtlarını, 28/2/2009 tarihinden 30/6/2010 tarihine kadar (bu tarih dahil) il özel idarelerine bedelsiz olarak teslim etmeleri veya taşıtlarını hurdaya çıkarmak suretiyle kayıt ve tescillerini sildirerek Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu Hurda İşletmesi Müdürlüğü hurda müdürlüklerinden (Kırıkkale, İzmir-Aliağa, Kocaeli-Seymen MKEK hurda müdürlükleri) herhangi birine teslim etmeleri halinde, teslim edilen taşıtlara ilişkin olarak 31/12/2009 tarihine kadar tahakkuk etmiş ve ödenmemiş olan motorlu taşıtlar vergisi ile gecikme zammı, gecikme faizi, vergi cezaları ve 31/12/2008 tarihine kadar tescil plakasına kesilen idari para cezaları terkin edilecek, bu alacaklar nedeniyle 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre mükellefin sair mal varlığına tatbik edilmiş olan hacizler kaldırılacak ve yapılan işlem sonucundan mükellefe bilgi verilecektir.  
  2. Adlarına; model yılı 1998 veya daha eski olup, 28.02.2009 tarihi itibarıyla mevcut olmayan veya herhangi bir nedenle motorlu taşıt vasfını kaybetmiş tescilli taşıt bulunan, bu taşıtlara ait motorlu taşıtlar vergisi asıllarının 1/4’ünü 31/12/2009 tarihine kadar ödemeleri şartıyla, kalan vergi aslı, gecikme zammı, gecikme faizi, vergi cezaları ve Karayolları Trafik Kanunu’nun 116 ncı maddesine istinaden tescil plakasına kesilen trafik idari para cezalarının tamamının tahsilinden vazgeçilecek ve ödemeyi müteakip trafik tescil kayıtları silinecektir.
  3. Taşıtları 05.07.2003 tarihinden önce çalınan ve ilgili trafik tescil kaydında taşıtının çalındığına ilişkin açıklayıcı bilgi bulunan gerçek ve tüzel kişilerin, çalınma tarihinden bulunma tarihine kadar, henüz bulunmadıysa 5/7/2003 tarihine kadar olan vergilendirme dönemlerine ait olup bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ödenmemiş olan motorlu taşıtlar vergisi ile bu vergiye ilişkin gecikme zammı, gecikme faizi, vergi cezaları ve tescil plakasına kesilen trafik idari para cezaları ilgili vergi dairesi tarafından mükellef başvurusu beklenilmeden terkin edilecektir.
  4. 25.5.1997 tarihinden önce, taşıtını noter satış senediyle satan ancak ilgili trafik tescil kaydı halen adına devam eden gerçek ve tüzel kişilere ait taşıtlar adına tahakkuk etmiş ve vadesi geçmiş olmasına rağmen Vergi Usul Kanununun düzeltme zamanaşımı hükümleri nedeniyle terkin edilemeyen motorlu taşıtlar vergileri, gecikme zamları, gecikme faizleri ile vergi cezaları, ilgili vergi dairesi tarafından mükellef başvurusu beklenilmeden terkin edilecektir. Öte yandan, 28/2/2009 tarihinden önce ilgili trafik tescil kuruluşuna başvuruda bulunmamış olan satıcılar adına tahakkuk eden motorlu taşıtlar vergileri, gecikme zamları, gecikme faizleri ile vergi cezaları; ilgili trafik tescil kuruluşuna başvurularak, taşıtın 31/12/2009 tarihine kadar alıcısı adına tescili kaydıyla, VUK’da belirtilen düzeltme zamanaşımı hükümlerine tabi olmaksızın, satıcının motorlu taşıtlar vergisi mükellefiyetinin bulunduğu vergi dairesi tarafından düzeltilecektir. Motorlu taşıtlar vergisinde düzeltme yapılan taşıtlarla ilgili olarak 31/12/2003 tarihinden önce tescil plakasına kesilen idari para cezaları mükellef başvurusu beklenilmeden terkin edilecektir.
Diğer Hususlar:
Otomobil, kaptıkaçtı, arazi taşıtları ve benzerleri ile motosikletler, minibüs, panel van, motorlu karavan, otobüs ve benzerleriyle kamyonet, kamyon, çekici ve benzeri taşıtlarını 28.02.2009 tarihinden önce noter satış senediyle veya kamu kurum ve kuruluşlarından satın alan ancak, ilgili trafik tescil kuruluşunda adlarına kayıt ve tescil ettirmemiş olan mükelleflerden, 31/12/2009 tarihine kadar, adlarına kayıt ve tescil ettiren ve Kanunun yayımlandığı 28/2/2009 tarihi itibarıyla yük ve yolcu taşımacılığı dışında bilanço esasına göre defter tutmayı gerektiren başkaca ticari veya mesleki faaliyetten dolayı mükellefiyeti bulunmayanlar, öngörülen diğer şartları da yerine getirmeleri halinde söz konusu düzenlemelerden yararlanabileceklerdir.
Bu madde kapsamında trafik tescil kayıtları silinen motorlu taşıtların, adlarına tescil kaydı bulunanlar tarafından ilgili kurumlara teslimi ile il özel idarelerinin bu kapsamda teslim aldıkları hurda taşıtların satışından elde ettikleri kazançlar ve bu faaliyetlerle ilgili olarak yapılan işlemler ve düzenlenen kağıtlar her türlü vergi, resim ve harçtan müstesnadır, bu madde kapsamında yapılan motorlu taşıt teslimlerine ilişkin olarak 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 30 uncu maddesinin (a) bendi hükmü uygulanmaz ve bunların alışlarında ödenen ve indirim konusu yapılan KDV düzeltilmez.

L � . o �� X��
Örneğin mevsimlik işlerde çalıştırılmak üzere alınan işçilerle yapılan veya askerlik ya da doğum gibi nedenlerle izinli olan işçilerin, yerine geçici olarak alınan işçilerle yapılan sözleşmeler belirli süreli iş sözleşmeleridir. 
Belirli süreli iş sözleşmesinin, geçerli bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılması halinde, iş sözleşmesi başlangıcından itibaren belirsiz süreli olarak kabul edilmektedir.
c)    Tam Süreli-Kısmi Süreli İş Sözleşmeleri
Haftalık ve günlük çalışma sürelerinin tamamını bir işverene bağımlı olarak geçirmek üzere yapılan sözleşmelere, tam süreli iş sözleşmesi denilir.
İş Kanunu’na İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliğinin 6. maddesine göre, işyerinde tam süreli iş sözleşmesi ile yapılan emsal çalışmanın üçte ikisi oranına kadar yapılan çalışmalara ilişkin yapılan sözleşmelere kısmi süreli iş sözleşmesi denilir. Örneğin, 45 saat çalışma süresinin uygulandığı bir işyerinde 30 saate kadar yapılan çalışma kısmi çalışma olarak kabul edilir.
Kısmî süreli çalışan işçinin ücret ve paraya ilişkin bölünebilir menfaatleri, tam süreli emsal işçiye göre çalıştığı süreye orantılı olarak ödenir. Bölünmeyen menfaatlerde ise bir farklılık söz konusu olmayacaktır.
d)    Çağrı Üzerine Yapılan İş Sözleşmeleri
Genellikle otel, lokanta, eğlence yerleri gibi işyerlerinde uygulanan çağrı üzerine çalışmaya dayalı iş sözleşmesi, işçinin yapmayı üstlendiği işle ilgili olarak kendisine ihtiyaç duyulması halinde iş görme edimini yerine getireceğinin kararlaştırıldığı, bir iş sözleşmesidir.
Yazılı olarak yapılması gereken bu sözleşmede, çağrı üzerine çalıştırılmak için belirlenen sürede işçi çalıştırılsın veya çalıştırılmasın ücrete hak kazanacaktır.
İşveren, çağrıyı, aksi kararlaştırılmadıkça, işçinin çalışacağı zamandan en az dört gün önce yapmak zorundadır. Sözleşmede günlük çalışma süresi kararlaştırılmamış ise, işveren her çağrıda işçiyi günde en az dört saat üst üste çalıştırmak zorundadır.
e)    Deneme Süreli İş Sözleşmeleri
İşçi ve işverenin birbirlerini ve iş koşullarını tanımalarını sağlamak amacıyla, sürekli iş sözleşmelerine, en fazla iki ay sürebilecek  bir deneme süresi konulabilir.
İşçinin çalıştığı günler için ücret ve diğer hakları ödenir. Deneme süresi içinde taraflar iş sözleşmesini, bildirim süresine gerek olmaksızın ve tazminatsız olarak feshedebilme imkânına sahiptir.
Deneme süresinin dolmasına rağmen devam eden iş sözleşmesi, deneme süresinin bitiminden değil; fiilen işçinin işe başladığı tarihten itibaren hüküm ve sonuç doğurur. Bu nedenle yıllık ücretli izin ve kıdem tazminatına hak kazanma açısından deneme süresi de dikkate alınır. 
f)     Takım Sözleşmesi İle Oluşturulan İş Sözleşmeleri
Genellikle inşaat ve yükleme boşaltma işlerinde veya tarımsal işlerde birden çok işçinin meydana getirdiği bir takımı temsilen bu işçilerden birinin, takım lideri sıfatıyla işverenle yaptığı sözleşmelere takım sözleşmesi denilir. Eğer takımda ismi yazılı işçiler veya bu işçilerden bir kısmı gelip işe başlamazlarsa takım lideri, işverenin zarar ve ziyanını tazmin ile yükümlüdür. (Şahin TÜRK Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müfettişi E- Yaklaşım Haziran 2009)
g)    Mevsimlik İş Sözleşmeleri
Mevsimlik işler için yapılan sözleşmelerdir. Belirli veya belirsiz süreli olarak yapılan mevsimlik iş sözleşmeleri, mevsim sonunda sona ermemekte, gelecek mevsim dönemine kadar askıya alınmaktadır. Bir yıldan az süren mevsimlik işlerde çalışan işçiler hakkında, yıllık ücretli izne ilişkin hükümler uygulanmamaktadır.
h)    Geçici Süreli İş Sözleşmeleri
İşyerinin geçici olan bir işine ilişkin olarak, ihtiyaç duyduğu işgücünü karşılamak amacıyla yapılan sözleşmelere, geçici süreli iş sözleşmesi adı verilir.
İşyerinin asıl işçisinin, geçici olarak çalışmadığı durumlarda bu işçilerin yerine işçi alınması veya işyerindeki olağan dışı işler için gerekli olan işçilerin alınması veya işyerinin acil siparişlerinin yetiştirilmesi için işçi alınması hallerinde, işçilerle yapılan ve süresi bu işlerin  tamamlanmasıyla sona erecek olan sözleşmeler geçici süreli iş sözleşmeleridir.

6 Nisan 2009 Pazartesi

MALİ GÜNDEM (06.04.2009)


MALİ GÜNDEMİMİZDEKİ KONULAR
Teğet tartışmalarını takip eden uzun bir suskunluk döneminden sonra krize yönelik tedbirler birbiri ardına gelmeye başladı. Yazımızda geçtiğimiz günlerde getirilen yenilikler ve yapılan düzenlemelerden bahsedilmektedir.
  1. Serbest Bölgelerdeki İmalatçı Şirketlerin İstihdam Ettiği Personelin Ücretlerine Yönelik Gelir Vergisi Stopaj İstisnası:
12 Mart 2009 Tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Genel Tebliğinde serbest bölgelerde istihdam edilen personelin ücretlerinin gelir vergisinden istisna edilmesiyle ilgili açıklamalar yapılmıştır.
3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununda 5810 sayılı Kanunla 1.1.2009 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yapılan değişiklikle, serbest bölgelerde üretim faaliyetinde bulunan mükelleflerin bu bölgelerde imal ettikleri ürünlerin satışından elde ettikleri kazançlar gelir veya kurumlar vergisinden istisna edilmiş, daha da önemlisi bu bölgelerde üretilen ürünlerin FOB bedelinin en az  % 85'ini yurtdışına ihraç eden mükelleflerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretler de gelir vergisinden istisna edilmiştir. İstisna Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği yılın sonuna kadar devam edecektir.
Personel ücretlerinin gelir vergisinden istisna edilmesiyle ilgili göze çarpan hususlar şunlardır:
  • Üretim faaliyeti ile birlikte başka konularda da faaliyette bulunan mükelleflerin satış, pazarlama, muhasebe, lojistik vb. departmanlarda çalışan personelleri de istisna kapsamında değerlendirilecektir. 
  • Serbest bölgede üretilen ürünler ile satın alınan malların ihracının birlikte yapılması halinde, sadece bölge içinde üretilen ürünlerin toplam FOB bedelinin en az %85’nin yurt dışına ihraç edilmesi kaydıyla istisnadan yararlanılacaktır.
  • İstisna uygulamasından yararlanan mükelleflerin yurt dışı ihracat tutarının toplam satış tutarına oranının, %85 veya üzerinde gerçekleştiğinin YMM faaliyet raporu ile tespit edilmesi gerekmektedir.
  • Serbest bölgede üretim faaliyetinde bulunan üretici firmaların ürünlerini, aynı veya başka bir serbest bölgede faaliyette bulunan ihracatçılara, yurt dışına satılması kaydıyla teslim etmeleri de yurt dışına satış olarak değerlendirilecek ve ücret istisnasından ihraç kaydıyla satış yapan imalatçı firma yararlanacaktır.
  • Serbest bölgede yazılım faaliyeti kapsamında bir programın ticari amaçla CD şeklinde hazırlanması ve fiziki mal olarak fiilen ihraç edilmesi halinde, bu işle ilgili serbest bölgede fiilen istihdam edilen personele ödenen ücretler Kanunda belirtilen şartları taşıması koşuluyla gelir vergisinden istisna edilecektir.
  • Yurt içinden serbest bölgeye fason imalat kapsamında getirilen veya dahilde işleme rejimi kapsamında yurt dışından bölgeye getirilen maddelerin bölge içinde çeşitli işlemlere tabi tutulduktan sonra ülke içine geri gönderilen veya bu ürünlerden yurt dışına ihraç edilen ürün bedelleri, %85 ihracat tutarının hesaplanmasında dikkate alınmayacaktır. Bölgedeki işletmelerin fason imalat yanında ayrıca bölge içinde üretim ve ihracat yapmaları durumunda ise, Kanunda belirtilen şartları taşıyıp taşımadıklarının tespitinde fason imalat dışında üretim yapılan ve ihraç edilen ürün bedelleri dikkate alınacaktır.
  • Serbest bölge dışında üretilerek bölgeye getirilen ve bölgede sadece paketleme ve ambalajlama gibi bir takım işlemlere tabi tutulan ürünlerin daha sonra serbest bölgeden yurt dışına ihraç edilmesinde, ürün esas olarak bölge içinde üretilmediğinden, söz konusu ürünle ilgili olarak istisna hükümleri uygulanmayacaktır.
  • Serbest bölgede faaliyette bulunmak üzere 6.2.2004 tarihinden önce veya sonra ruhsat alan mükelleflerden bu Tebliğde belirtilen şartları yerine getirenler de istisnadan yararlanacaklardır.
  • Tebliğde düzeltme işlemi yapılarak mükellefe gelir vergisi kesintisinin red ve iade edilmesi durumunda, mükelleften daha önce tahsil edilen gecikme zammının iade edilmeyeceği, bu duruma düşmemek için mükelleflerin yıl içinde gelir vergisi kesintisini beyan ederek ödemeleri ve %85 ihraç şartını gerçekleştirmeleri halinde, yıl sonunda istisnadan faydalanmaları önerilmiştir. Bizim mali mevzuatımızda maalesef bir teşvik söz konusu ise, bunun kullanımını zorlaştırmak veya teşvik miktarını azaltmak için bu tür düzenlemeler sıkça görülmektedir. Sonuçta hiç ödenmeyecek olan istisna bir tutardan gecikme zammı almak, daha sonra da istisna uygularken bu gecikme zammını iade etmemek bize göre düzenlemenin ruhuna ve amacına aykırı olup yargı tarafından iptal edilme olasılığı mevcuttur.
  • Tebliğdeki bir diğer ihtilaf konusu olabilecek düzenleme ise, gerekli belgeleri belirtilen süreler içinde ilgili vergi dairesine vermeyen mükelleflerin istihdam ettikleri çalışanlara ödenen ücretlerin istisnadan yararlanamayacağıdır.
  • Serbest bölgelerde faaliyette bulunan mükelleflerin, Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihi içeren yılın vergilendirme döneminin sonuna kadar, bu bölgelerde gerçekleştirdikleri faaliyetler ile ilgili olmak kaydıyla yaptığı işlemler harçtan, bu işlemlere ilişkin düzenlenen kâğıtlar damga vergisinden müstesna olup bu mükelleflerin münhasıran serbest bölgelerdeki faaliyetleriyle ilgili olarak istihdam ettikleri personele ödenen ücretlere ilişkin düzenlenen kâğıtlarda damga vergisinden istisnadır.




  1. 5084 sayılı Teşvik Kanunu Kapsamındaki İllerde Gelir Vergisi  Stopajı  Teşviki Uygulama Süreleri
5084 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde yer alan gelir vergisi stopajı teşviki uygulaması, 1.4.2005 tarihinden itibaren yeni işe başlayanlar ile 1.4.2005 tarihinden önce işe başlamış olan gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri için 31.12.2009 tarihine kadar uzatılmıştır.
Öte yandan, bu Kanun kapsamına giren illerdeki yeni yatırımlar nedeniyle uygulanacak vergi teşviki 5084 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde yer alan süreye bakılmaksızın,
 -31.12.2004 tarihine kadar tamamlanan yatırımlar için 31.12.2009 tarihine kadar
 01.01.2005-31.12.2007 tarihleri arasında tamamlanan yatırımlar için beş yıl süreyle,
-31.12.2008 tarihine kadar tamamlanan yatırımlar için dört yıl süreyle,
-31.12.2009 tarihine kadar tamamlanan yatırımlar için üç yıl süreyle
 uygulanacaktır.
5084 sayılı Kanun kapsamında gelir vergisi stopajı teşviki uygulamasından  yararlanma süresi 31.12.2008 tarihinde sona eren yatırımlar için sürenin 31.12.2009 tarihine kadar uzatıldığına ilişkin 5838 sayılı Kanunun, 1.1.2009 tarihinden geçerli olmak üzere 28.02.2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanması nedeniyle teşvik kapsamında olan mükelleflerin Ocak 2009 dönemine ait muhtasar beyannamelerinin terkin kapsamında değerlendirilebilmesi amacıyla, düzeltme beyannamesi vermeleri halinde düzeltme işlemi yapılarak tahakkuk ve tahsil edilen vergilerin red ve iade edileceği duyurulmuştur.

  1. Ekonomiyi Canlandırmak İçin Açılan Kriz Paketinden Bu Defa da İşyeri Olarak Kullanılan Gayrimenkuller ile Bazı Makine, Demirbaş ve Mobilyalarda KDV Oranının % 8’e İndirilmesi Çıktı
29 Mart tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararında, işyeri (bina ve/veya bağımsız bölüm şeklinde olanlar) teslimleri ile bazı makine, demirbaş ve mobilyaların tesliminde alınacak KDV oranı 30 Haziran 2009’a kadar uygulanmak üzere % 8’e indirildi.
150 metrekarenin üzerindeki konutlardaki KDV oranının % 8’e indirilmesi ve otomobil ve taşıt araçlarındaki ÖTV oranlarının düşürülmesinden sonra, krize yönelik tedbirler kapsamında bu kez de sözkonusu mal teslimleri 30 Haziran 2009’a kadar % 8’e indirilmiştir.

  1. 30 Haziran 2009 Tarihine Kadar Uygulanmak Üzere Tapu İşlemlerinden Alınan % 1,5 Oranındaki Harç % 0,5’e İndirilmiştir


18 Kasım 2008 Salı

BAZI VARLIKLARIN MİLLİ EKONOMİYE KAZANDIRILMASI HAKKINDA KANUN



Hükümetin Meclise sevkettiği tasarı 13 Kasım 2008 tarihinde TBMM’de oylanarak 5811 sayılı “Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun” adıyla kabul edilmiştir.
Tasarının gerekçesinde yer alan “Türkiye’nin üretim, istihdam ve enflasyon sorununu kalıcı halde çözebilecek yatırım gerekliliğine kaynak yaratılması, yirmialtı çeyrektir kesintisiz büyüme başarısını yakalayan Türkiye ekonomisinin canlılığının devam ettirilmesi ve yaşanmakta olan küresel mali krizin ülkemiz açısından en az hasarla atlatılabilmesi için ihtiyatlılık açısından önemli bir kaynak sağlanması ve işletmelerin sermaye yapılarının güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.” İfadesi Tasarının amacını özetlemektedir.
Hükümet Tasarının genel gerekçesinde, ülkemizde uzun yılar boyunca kalıcı güven ve istikrarın sağlanamamış olması nedeniyle milli servet unsurlarından bir kısmının yurt dışına çıkarılmış olduğunu, varlıkların yurt dışına çıkarılmasında, kambiyo mevzuatında yer alan hükümlerin, Türkiye’de mevcut olan ağır vergi yükünün, yurt dışında uygulanan teşviklerin ve sağlanan imkânların da etkin olduğunu savunmakta, öte yandan 2001 yılından bu yana uygulanan ekonomik ve mali politikalar ile siyasi ve ekonomik istikrarsızlık faktörlerinin giderildiğini belirtmektedir.
Tasarı gerekçesinde, günümüz Türkiye’sınde büyüme perspektifine olan güven artırıcı gelişim trendinin istikrar kazandığı, kambiyo ve vergi mevzuatında yer alan kısıtlamaların kaldırıldığı ve vergi oranlarının önemli ölçüde düşürüldüğü, ayrıca, enflasyonun yol açtığı tahribatı gidermek ve mükelleflerin gerçek kazançları üzerinden vergilendirilmesini sağlamak amacıyla enflasyon muhasebesi uygulamasının getirildiği ve yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik olarak önemli adımlar atıldığı belirtilmektedir. Ayrıca 1/1/2006 tarihinden itibaren, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarına getirilen basit vergilendirme sisteminin Türkiye’deki sermaye piyasasının gelişme eğilimine girmesine büyük ölçüde katkıda bulunduğu belirtilmektedir. Yani yurt dışında tutulan varlıkların Türkiye’ye getirilmemesi için hiçbir neden kalmadığı savunulmaktadır.
5811 sayılı Kanunun 1’nci maddesine göre, Kanunun amacı; gerçek ve tüzel kişilere ait olup yurt dışında bulunan para, döviz, altın, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının ekonomiye kazandırılması ve taşınmazların kayda alınması ile yurt içinde bulunan ancak işletmelerin özkaynakları içinde yer almayan bu türden varlıkların sermaye olarak konulmak suretiyle işletmelerin sermaye yapılarının güçlendirilmesini sağlamaktır.
  1. Gerçek Veya Tüzel Kişilerin Yurtdışında Bulunan Varlıklarının Beyanı:
Gerçek veya tüzel kişilerce, 1 Ekim 2008 tarihi itibarıyla sahip olunan ve yurt dışında bulunan; para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile varlığı kanaat verici bir belgeyle ispat edilen taşınmazlar, Kanunun yayımlandığı ayı izleyen üçüncü ayın sonuna kadar Yeni Türk Lirası cinsinden rayiç bedelle banka veya aracı kuruma bildirilir ya da vergi dairelerine beyan edilir.
Bu kıymetler, Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutan mükellefler tarafından beyan tarihi itibarıyla kanuni defterlere kaydedilebilir. Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, bu Kanun hükümleri uyarınca kanuni defterlerine kaydettikleri kıymetler için pasifte özel fon hesabı açarlar. Bu fon hesabı, sermayenin cüz’ü addolunur, sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılamaz, işletmenin  tasfiye  edilmesi  halinde ise  vergilendirilmez.  Serbest  meslek  kazanç  defteri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler, söz konusu kıymetleri defterlerinde ayrıca gösterirler. Bu varlıklar dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaz.
Beyan edilen varlıklarla ilgili olarak VUK’nun amortismanlara ilişkin hükümleri uygulanmaz. Bu varlıkların elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmez.
Bu hükmün tersine yorumlanmasından anlaşılan bu varlıkların elden çıkarılması karşılığında elde edilen karların vergiye tabi tutulacağıdır. Ancak Kanunda bu karların Kurumlar Vergisinde yer alan gayrimenkul ve iştirak hisseleri satış kazancı istisnasından yararlanamayacağı yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Bu düzenleme ile işletmeye kaydolunan bu kıymetlerin iki yıl sonra satıldığında satış kazancının istisnaya tabi tutulabileceğini düşünüyoruz.
Vergi dairelerine beyan edilen varlıkların değeri üzerinden % 2 oranında vergi tarhedilir ve bu vergi, tarhiyatın yapıldığı ayı izleyen ayın sonuna kadar ödenir. Bu suretle ödenen vergi, hiçbir suretle gider yazılamaz ve başka bir vergiden mahsup edilemez.
Bildirildiği veya beyan edildiği halde, 1 Ekim 2008 tarihi itibariyle yurt dışında bulunduğu kanaat verici belge ile tevsik edilemeyen ve bildirim veya beyanın yapıldığı tarihten itibaren bir ay içinde Türkiye’ye getirilmeyen veya Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda açılacak bir hesaba  transfer edilmeyen para, döviz,  altın, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları dolayısıyla 1 Ocak 2008 tarihinden önceki dönemler için vergi incelemesine ilişkin “muafiyetten” yararlanılamayacaktır.

  1. Gelir veya Kurumlar Vergisi Mükelleflerinin Türkiye’de Bulunan Varlıklarının Beyanı:
Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak 1 Ekim 2008 tarihi itibarıyla kanuni defter kayıtlarında işletmenin özkaynakları arasında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazlar, bu Kanunun yayımlandığı ayı izleyen üçüncü ayın sonuna kadar Yeni Türk Lirası cinsinden rayiç bedelle vergi dairelerine beyan edilir. Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, bu Kanun hükümlerine göre Vergi Usul Kanunu  uyarınca kanuni defterlerine, taşınmazlar dışındaki varlıklarını banka ve aracı kurumlardaki hesaplara yatırmak suretiyle kaydederek pasifte özel fon hesabı açarlar. Bu fon hesabı, sermayenin cüz’ü addolunur ve beyan tarihinden itibaren altı ay içinde sermayeye ilave olunur.  Serbest meslek kazanç defteri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler, söz konusu kıymetleri defterlerinde ayrıca gösterirler. Bu varlıklar dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaz. Defter tutma yükümlülüğü bulunmayan gelir vergisi mükellefleri, taşınmazlar dışındaki varlıklarına ait tutarları banka ve aracı kurumlardaki hesaplara yatırırlar, bunlar için ayrıca diğer şartlar aranmaz.
Yurt dışındaki kıymetlerin kayıt altına alınmasından farklı olarak, yurt içindeki kıymetlerin kayıt altına alınmasında; mükellefler taşınmazlar dışındaki varlıklarını banka ve aracı kurumlardaki hesaplara yatırmak ve pasifte açtıkları özel fon hesabını beyan tarihinden itibaren altı ay içinde sermayelerine ilave etmek zorundadırlar. 
Beyan edilen varlıklarla ilgili olarak VUK’nun amortismanlara ilişkin hükümleri uygulanmaz. Bu varlıkların elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmez.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu hükmün tersine yorumlanmasından anlaşılan bu varlıkların elden çıkarılması karşılığında elde edilen karların vergiye tabi tutulacağıdır. Ancak Kanunda bu karların Kurumlar Vergisinde yer alan gayrimenkul ve iştirak hisseleri satış kazancı istisnasından yararlanamayacağı yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Bu düzenleme ile işletmeye kaydolunan bu kıymetlerin iki yıl sonra satıldığında satış kazancının istisnaya tabi tutulabileceğini düşünüyoruz.
Vergi dairelerine beyan edilen varlıkların değeri üzerinden % 5 oranında vergi tarhedilir ve bu vergi, tarhiyatın yapıldığı ayı izleyen ayın sonuna kadar ödenir. Bu fıkraya ve dördüncü fıkraya göre ödenen vergi, hiçbir suretle gider yazılamaz ve başka bir vergiden mahsup edilemez.
Beyanda bulunulduğu halde bilanço esasına göre defter tutmayan mükelleflerce söz konusu varlıklara ilişkin tutarların banka ve aracı kurumlara yatırılmaması, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerce ise süresi içinde sermaye artırımında bulunulmaması hallerinde 1 Ocak 2008 tarihinden önceki dönemler için vergi incelemesine ilişkin “muafiyetten” yararlanılamayacaktır.
Bu düzenleme uyarınca verilmesi gereken beyannamelerin şekil, içerik ve ekleri ile verileceği yeri ve Kanunun uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır.
  1. Banka Ve Aracı Kurumların Stopaj Yükümlülüğü
Banka ve aracı kurumlar, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak % 2 oranında hesapladıkları vergiyi, bildirimi izleyen ayın onbeşinci günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla bir beyanname ile bağlı bulundukları vergi dairesine beyan eder ve aynı sürede öderler.
  1. Bildirilen Varlıklar İçin Vergi İncelemesi ve Vergi Tarhiyatı Yapılmayacaktır:
Gerek yurt içinde, gerek yurt dışında olup banka ve aracı kurumlara bildirilen veya vergi dairelerine beyan edilen varlıklar nedeniyle 1 Ocak 2008 tarihinden önceki dönemlere ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacaktır. Diğer nedenlerle bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra başlayan 1 Ocak 2008 tarihinden önceki dönemlere ilişkin vergi incelemeleri sonucu gelir, kurumlar ve katma değer vergisi yönünden tespit edilen matrah farkından, bu Kanun kapsamında beyan edilen tutarlar mahsup edilerek tarhiyat yapılır.
Yani bu kanuna göre bildirilen ve beyan edilen tutarlar, 1.1.2008’den önceki dönemlerde elde edilmiş kayıtdışı kazanç olarak kabul edilmektedir. Düzenleme, bu tutarları kurumlar vergisinde yüzde 20, gelir vergisinde yüzde 15-35 oranında vergilemek yerine %2 veya % 5 oranında vergileyerek af kapsamına almaktadır. Bu kapsama KDV ve ÖTV gibi diğer vergilerde girmektedir.
Bu düzenlemenin geçmiş yıllarda çıkarılan matrah artırımına dayanana af kanunlarından farkı, esas olarak vergi tahsilatını değil yurt dışındaki ve yurt içindeki kıymetlerin ekonomiye kazandırılarak ekonominin krizle mücadelede daha güçlü olmasını sağlamaktır.
Düzenlemenin vergisel açıdan çok avantajlı olduğu şöyle bir örnekle açıklanabilir:
2005 yılına ilişkin 500.000 YTL kayıtdışı kazancını sadece yüzde 5 vergi ile kayıt altına sokup sermayesine ekleyen bir mükellef hakkında her hangi bir sebeple, örneğin kanunen kabul edilmeyen giderlerin varlığı nedeniyle 2008’den önceki herhangi bir yıla ilişkin cezalı kurumlar vergisi tarhiyatı yapıldığında, bulunan matrah farkından  500.000 YTL mahsup edilecek ve kalan kısım için cezalı tarhiyat yapılabilecektir.
Devam eden incelemelerin bu düzenlemeden yararlanıp yararlanamayacağı net değildir. Madde metni yararlanamayacağı yönünde bir izlenim verse de “1 Ocak 2008 tarihinden önceki dönemlere ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacaktır” ifadesi bu maksadı zedelemektedir.
  1. Yurt Dışı Kazançların Türkiye’ye Transferi:
Tam mükellefiyete tabi gerçek kişiler ile kurumların;
-Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlara ilişkin iştirak hisselerinin satışından doğan kazançları,
-Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlardan elde ettikleri iştirak kazançları,
-Yurt dışında bulunan işyeri ve daimi temsilcileri aracılığıyla elde ettikleri ticari kazançları,
30 Nisan 2009 tarihine kadar elde edilenler de dahil olmak üzere, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 31 Mayıs 2009 tarihine kadar Türkiye’ye transfer edilmesi kaydıyla gelir veya kurumlar vergisinden müstesnadır.
Öte yandan tam mükellefiyete tabi gerçek kişiler ile kurumların kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumların tasfiyesinden doğan kazançları, 31 Ekim 2009 tarihine kadar Türkiye’ye transfer edilmiş olması kaydıyla gelir ve kurumlar vergisinden müstesnadır.
  1. Kanunun Başarı Şansını Azaltan Unsur Kayıt Altına Alınan Varlıkların Sadece Vergi Affından Yararlanması, Diğer Kanunlara İlişkin Müeyyideleri Önlememesidir:
Meclise sevkedilen Kanun tasarısında yurt dışından getirilen varlıklar konusunda 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun, 47 nci maddesinin (A) fıkrası hariç olmak üzere 2499 sayılı Kanun, 4458 sayılı Gümrük Kanunu, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ve 213 sayılı Kanun kapsamında yer alan suçlar ve kabahatler hakkında beyan edilen varlıklarla sınırlı olarak soruşturma ve kovuşturma yapılmayacağı ve idari para cezaları uygulanmayacağı (güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, zimmet, uyuşturucu ticareti, sahtecilik, insan ticareti, parada sahtecilik, hırsızlık, göçmen kaçakçılığı, rüşvet, yağma (gasp), silahlı ve silahsız suç örgütleriyle ilgili suçlar hariç) yönünde hükümler varken Kanunun Mecliste kabul edilen şeklinde bu hükümler bulunmamaktadır.
Dolayısıyla sözkonusu varlıklar nedeniyle cezalı vergi tarhiyatı dışında diğer bütün kanuni müeyyideler uygulanacaktır.

20 Ekim 2008 Pazartesi

1 EKİMDE YÜRÜRLÜĞE GİREN YENİ SOSYAL GÜVENLİK YASASINA GÖRE İŞVERENİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ VE BAZI HATIRLATMALAR




5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 1 Ekim 2008 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş ve ardından 5510 Sayılı Kanunun uygulaması ile ilgili Yönetmelikler ve Tebliğler de ekleri ile birlikte yayınlanmıştır. Yeni sosyal güvenlik mevzuatı ile ilgili olarak işverenlerin yükümlülükleri ve bazı hususlardaki hatırlatmalar aşağıda özetlenmiştir. 
  1. Prime Tabi Olmayan Ödemeler:
  • Ayni yardımlar,
  • İhbar ve kasa tazminatları
  • Kurumca tutarları yıllar itibarıyla belirlenecek yemek, çocuk ve aile zamları
  • İşverenler tarafından sigortalılar için, özel sağlık sigortalarına , bireysel emeklilik sistemine ödenen ve aylık toplamı asgari ücretin % 30'unu geçmeyen prim ve katkı payları,
  • Görev yollukları
  • Keşif ücreti
  • Ölüm, doğum ve evlenme yardımları
  • Seyyar görev tazminatı
  • Kıdem tazminatı
  • İş sonu tazminatı
  • Kıdem tazminatı mahiyetindeki toplu ödemeler
prime esas kazanca tabi tutulmaz.    
  1. Prime Esas Kazançların Tahakkuku
Ücretler tahakkuk ettirildiği ayda, ücret dışındaki ödemeler ise ödendiği ayda prime esas kazanca dahil edilir. Ücret dışındaki ödemelerin yapıldığı ayda prime esas kazancın üst sınırının aşılması nedeniyle prime tabi tutulamayan kısmı, ödemenin yapıldığı ayı takip eden aydan başlanarak iki ayı geçmemek üzere üst sınırın altında kalan sonraki ayların prime esas kazançlarına ilave edilir.
  1. Prim Oranları
Malulluk, yaşlılık ve ölüm sigortalarında prim oranı         : % 20
-Sigortalı payı: 9
-İşveren payı: 11 (5 puan Devlet katkısı vardır. 11-5=6)
Kısa vadeli sigorta kolları prim oranı                              : % 1 ila % 6,5
-İşveren payı: 1 ila 6,5
Genel Sağlık Sigortası Prim Oranı                                  : % 12,5
-Sigortalı payı: 5
-İşveren payı: 7,5
İşsizlik Sigortası Prim Oranı                                           : % 4
-Sigortalı Payı: 1
-İşveren Payı: 2
-Devlet Payı: 1
Sosyal Güvenlik Destek Prim Oranı                               : % 31 - % 36,5
-Sigortalı payı: 7,5
-İşveren payı: 23,5 ila 29
Yukarıda görüldüğü üzere, 5510 sayılı Kanunla ödenecek prim oranlarında bir değişiklik olmamaktadır. Nihai olarak sigortalı ve işveren payının toplamından oluşan prim oranı % 36,5 ile % 42 arasındadır. Ancak emekli olduktan sonra çalışan sigortalıların ödeyeceği sosyal güvenlik destekleme primi % 30’dan %31-36,5’a yükseltilmiştir.
  1. Asgari ve Azami Prime Esas Kazanç Tutarları:
5510 Sayılı Kanun’un 82’nci maddesine göre alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan, günlük kazancın alt sınırı, asgari ücretin otuzda biri, üst sınırı ise günlük kazanç alt sınırının 6,5 katıdır.         
İşveren kendi işyerinden ücret alıyorsa, beyan edeceği aylık kazanç, çalıştırdığı sigortalıların kazancının en yükseğinden az olmayacaktır.


  1. Aylık Prim ve Hizmet Belgesi:
İşverenler, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların ve sosyal güvenlik destek primine tabi sigortalıların sosyal güvenlik sicil numaralarını (TC Kimlik Numaralarını), ad ve soyadlarını, sigorta primlerini, işsizlik primlerini ve aylık sosyal güvenlik destekleme  primlerini, prime esas kazanç tutarlarını ve prim ödeme gün sayılarını gösteren aylık prim ve hizmet belgesini ve aylık fiilî hizmet süresi zammı prim belgesini, izleyen ayın 23’ünde saat 23.59’a kadar e-sigorta ile Kuruma vermekle yükümlüdür.
Bu şekilde Kuruma bildirilen prim tutarları izleyen ayın sonuna kadar Kuruma ödenecektir.
Prim borçlarının katma değer vergisi iade alacağından mahsubu suretiyle ödenmesi de mümkün bulunmaktadır. Bu durumda, katma değer vergisi iade hakkı sahibi olan işveren, kendisinin veya mal ya da hizmet satın aldığı iştirak/ortaklık ilişkisi içinde bulunduğu işverenlerin prim borçları için de mahsup talep edebilecektir.
Prim borçlarının katma değer vergisi iade alacığından mahsup edilmesi talebinde bulunan işverenlerin, cari aylara ilişkin prim borçlarını ödeme süresinin sona erdiği tarihten itibaren 15 gün içinde mahsup suretiyle ödemeleri halinde, bahse konu primler yasal süresi içinde ödenmiş kabul edilecektir.
  1. İş Yeri Kayıt ve Belgelerinin Saklanması:
İş verenler, iş yeri sahipleri ve alt iş verenler, iş yeri ile ilgili tüm defter ve belgeleri, istenilmesi halinde, Kurum denetim ve kontrol memurlarına gösterilmek üzere, ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak 10 yıl süre ile saklamak zorundadırlar.
  1. Hizmet akdi ile çalışanların, (4/a) bildirimi;
Daha önce tescil edilmiş iş yerlerinde yeni işe başlayanların, çalışmaya başladıkları tarihten önce, inşaat, balıkçılık, tarım iş yerlerinde hizmet akdi ile işe başlatılacak sigortalıların en geç çalışmaya başlatıldığı gün, yeni tescil edilecek iş yerlerinde, ilk defa sigortalı çalıştırmaya başlanılan tarihten itibaren bir ay içinde çalışmaya başlayan sigortalılar için, çalışmaya başladıkları tarihten itibaren en geç söz konusu 1 aylık sürenin dolduğu tarihe kadar, yabancı ülkelere sefer yapan ulaştırma araçlarına sefer esnasında alınarak çalıştırılanlar 1 ay içinde, kamu idarelerinde çalışanların 15 gün içinde Sigortalı İşe Giriş bildirgesi ile Kuruma elektronik ortamda bildirilecektir. 
Hizmet akdi ile çalışan sigortalılar , çalışmaya başladıklarını, çalışmaya başladıkları tarihten itibaren en geç 1 ay içinde Sigortalı Bildirim Belgesi ile  Kuruma bildireceklerdir. Bu bildirimin yapılmaması kendileri aleyhine delil teşkil etmez.
Kendi nam ve hesabına çalışanlar ise kayıt ve tescili yapan ilgili kurum, kuruluş ve birlikler veya vergi dairelerince en geç 15 gün içinde Kuruma bildirilecektir.
  1. Kamu İdareleri ve Bankaların Yükümlülükleri:
Kayıtdışı istihdamla mücadele amacıyla Kamu idareleri ile bankalara, Kurumca sağlanacak elektronik altyapıdan yararlanmak suretiyle, Kurumca belirlenecek işlemlerde, işlem yaptığı kişilerin sigortalılık bakımından tescilli olup olmadığını kontrol etmek ve sigortasız olduğu tespit edilen kişileri, Kuruma bildirme yükümlülüğü getirilmiştir.
  1. Sigortalılığı Sona Erenlerin Kuruma Bildirimi
Hizmet akdi ile çalışanların, hizmet akdinin sona erdiği tarihten itibaren işverenleri tarafından en geç 10 gün içinde
Kendi nam ve hesabına çalışanların, vergi mükellefiyetlerinin veya faaliyetlerinin sona erdiği ya da oda kayıtlarının silindiği tarihten itibaren ilgili vergi dairesi, oda veya birlik tarafından en geç 10 gün içinde,
Kuruma bildirilmesi gerekmektedir. 
  1. İşyerinin Kuruma Bildirimi
İşverenler; yeni işyeri açmaları halinde, en geç sigortalı çalıştırmaya başladıkları tarihte, işyerinin nakli halinde, en geç nakil tarihini takip eden 10 gün içinde, işyerinin devri halinde, en geç devir tarihini takip eden 10 gün içinde, işyerinin miras yolu ile intikalinde, mirasçılar, ölüm tarihinden itibaren en geç 3 ay içinde, İşyeri Bildirgesini Kuruma  vereceklerdir.  
  1. İş kazası Bildirim Yükümlülüğü
Hizmet akdine tabi sigortalıların iş kazası geçirmeleri halinde işverenleri tarafından kazanın olduğu yerdeki yetkili kolluk kuvvetlerine derhal, Kuruma ise kazadan sonraki üç iş günü içinde,
Kendi nam ve hesabına çalışan sigortalıların iş kazası geçirmeleri halinde; bir ayı geçmemek şartıyla kendisi tarafından  rahatsızlığının bildirimine engel olmadığı günden sonraki üç iş günü içinde Kuruma, 
İş Kazası ve Meslek Hastalığı Bildirgesi ile internet veya  doğrudan ya da posta yoluyla ilgili üniteye bildireceklerdir.
  1. Meslek Hastalığı Bildirim Yükümlülüğü
Hizmet akdi ile çalışanlar ve kamu idarelerinde çalışan sigortalılar bakımından, sigortalının meslek hastalığına tutulduğunu öğrenen veya bu durum kendisine bildirilen işveren tarafından,
Kendi nam ve hesabına çalışan sigortalı bakımından ise kendisi tarafından,
Bu durumun öğrenildiği günden başlayarak üç iş günü içinde, İş Kazası ve Meslek Hastalığı     Bildirgesi ile Kuruma bildirilecektir.
  1. İş Kazası ve Meslek Hastalığında İşverenin Sorumluluğu
5510 sayılı Kanunun 21 inci maddesine göre iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine 5510 sayılı Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilecektir. Ancak, işverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınacaktır.
İş kazasının, Kanunda belirtilen sürede işveren tarafından Kuruma bildirilmemesi halinde, bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği, Kurumca işverenden tahsil edilecektir.
Ayrıca sağlık raporu alınması gereken ağır ve tehlikeli işlerde çalışanların, rapor alınmadan işe başlatılmışsa, işe girmeden önce mevcut olduğu tespit edilen hastalıkları nedeniyle ödenecek geçici iş görmezlik ödenekleri işverene ödettirilecektir.
  1. Terör Mağduru, Eski Hükümlü ve Özürlü Çalıştırma Yükümlülüğü:
50 veya daha fazla işçi çalıştıran işverenlerin terör mağduru ve eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu kaldırılmış olup, %3 özürlü çalıştırma yükümlülüğü devam etmektedir. 
  1. SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı kurumlarından emekli olup yeniden bağımsız çalışanlardan kesilecek prim:
SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı emeklisi olup 4/b sigortalısı olmayı gerektirecek bağımsız çalışanların emekli aylıklarından 01.10.2008 tarihinden itibaren %12 prim kesilir. Bu oran her yıl 1 puan artırılarak %15’ e kadar çıkarılır. 

6 Ekim 2008 Pazartesi

İHRACATTA GÖTÜRÜ GİDER UYGULAMASI HAKKINDA SON DANIŞTAY KARARLARI




İlk bakışta ihracatçılara her yıl ihracatlarının binde beşi oranında bir tutarı gider yazma imkanı verdiği düşünülen, ancak Gelir İdaresi tarafından Tebliğler ile yapılan açıklamalarda bunun algılandığı gibi bir indirim veya istisna müessesesi olmayıp, yurtdışında gerçekten yapılmış ancak belgesi alınamamış masrafların kanunen gider yazılabilmesi imkanını sağlayan bir düzenleme olduğu vurgulanan ihracatta götürü gider uygulamasına ilişkin son zamanlarda verilen Danıştay Kararlarında Maliyenin Tebliğlerle getirdiği sınırlamalar Kanun maddesine aykırı bulunmuştur.
Gelir Vergisi Kanunu'nun 40. maddesinin birinci bendine 1995 yılında 4108 sayılı kanunla eklenen parantez içi hükümle "İhracat, yurtdışında inşaat, onarma, montaj ve taşımacılık faaliyetlerinde bulunan mükellefler, bu bentte yazılı giderlere ilaveten bu faaliyetlerden döviz olarak elde ettikleri hasılatın binde beşini aşmamak şartıyla yurtdışındaki bu işlerle ilgili giderlerine karşılık olmak üzere götürü olarak hesapladıkları giderleri de indirebilirler" düzenlemesi getirilmiştir.
Maliye Bakanlığı 194 sayılı Genel Tebliğ'inde; "Götürü gider uygulaması, mükelleflerin yurtdışındaki işleri ile ilgili olarak yapmış oldukları giderlerden belgesi temin edilemeyenlerin, anılan faaliyetlerden sağlanan hasılatın belli bir oranını aşmamak şartıyla ticari kazançtan indirilmesini öngören bir müessesedir. Dolayısıyla götürü gider hesaplanabilmesi için harcamanın yapılmış ve işletmenin malvarlığında bir azalma meydana gelmiş olması gerekir." Açıklaması yapılmıştır.
Hatta Tebliğ'de bu giderlerin de 'Tekdüzen Muhasebe Sistemi'nde ilgili gider hesaplarında izlenmesi ve dönem sonunda '690 Dönem Kâr-Zarar' hesabına aktarılması gerektiğini belirtmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere Gelir İdaresi bu hesaplara kayıt yapılabilmesi için işletmenin varlıklarından (kasa, banka, borçta artış gibi) bir çıkış olması gerektiğini bilerek ve özellikle kayıt yapılacak hesap isimlerini zikretmiştir.
Bugüne kadar Maliyenin çerçevesini çizdiği uygulama şöyle olmaktaydı: Yurtdışında ihracatla ilgili belgesi alınamayan bir gider yapılması ve bu giderin zamanında deftere kaydedilmesi ve daha sonra bu giderlerin toplamının ihracattan döviz olarak elde edilen hasılatın binde beşini aşmayan kısmının kanunen kabul edilen gider olarak dikkate alınması, aşan kısmının ise kanunen kabul edilmeyen gider olarak beyanname üzerinde matraha eklenmesi sözkonusuydu.
Bu imkanın tamamından yararlanabilmek için fiilen yapılan uygulama ise şöyle cereyan etmekteydi: Yıl içerisinde ortak cari hesabı çalıştırılmak suretiyle, ya elden nakit olarak ya da yurtdışındaki banka hesabına havale yapılarak ortağa döviz olarak ödenen paralar önce avans hesabına kaydediliyor, yıl sonunda da ihracatın binde beşine denk gelecek kısmı masraf hesaplarına alınarak götürü gider uygulaması kapsamında belgesiz gider yazılıyordu. Dolayısıyla Maliyenin düzenlemesinin yanından dolanılarak uygulama fiilen indirim ve teşvik uygulaması haline dönüştürülüyordu.
Ancak ihtirazi kayıt konularak açılan bir davada Danıştay 4. Dairesi E. 2004/1293 K.2005/529 sayı ve 31.3.2005 tarihli Kararı ile "hasılatın binde beşini aşmamak üzere hesaplanan götürü giderin herhangi bir ispat koşuluna bağlı olmaksızın gider olarak nazara alınabileceğine" hükmetmiştir. (Bumin Doğrusöz/Referans Gazetesi/25.09.2008)
Benzer yönde verilen bir Danıştay Kararında da (Danıştay 4. Dairesi'nin E.2006/2738 K.2007/610 sayı ve 28.2.2007 tarihli kararı) "Genel tebliğin götürü giderin muhasebe sistemindeki hesaplara kaydedilmesi ve dönem sonunda kâr-zarar hesabına aktarılması koşulu nedeniyle" ihracat bedelinin binde beşi oranında götürü gideri tam olarak indirim konusu yapamayan bir mükellefin davasını kabul eden yerel mahkeme kararı onanmıştır. (Bumin Doğrusöz/Referans Gazetesi/25.09.2008)
Bu Kararların, mükellefleri Kanunu dolanmak veya işlemleri peçelemek yerine, ihtirazi kayıtla dava açma yolunu seçerek haklarını hukuk yoluyla aramaya sevk edeceğini umuyor, Maliyenin de eski görüşünü terketmesini bekliyoruz.