12 Ekim 2009 Pazartesi

MALİ GÜNDEM (12.10.2009)


MEVZUATTA GEÇEN HAFTA

  1. YURT İÇİNDEN GÜMRÜKSÜZ SATIŞ MAĞAZALARINA YAPILAN MAL TESLİMLERİ KDV’NE TABİ OLACAKTIR, BU MAĞAZALAR TARAFINDAN YAPILAN TESLİMLER İSE KDV’DEN İSTİSNADIR
06 Ekim 2009 tarihinde yayımlanan 52 nolu KDV Sirkülerinde, gümrüksüz satış mağazalarına yurtiçinden yapılan mal teslimleri ile bu mağazalar tarafından yapılan İşlemlerin KDV  karşısındaki durumu irdelenmiştir.
1.1.        Yurtiçinden Yapılacak Mal Teslimleri 
KDV Kanununun 11/1-a maddesinde ihracat teslimleri vergiden istisna edilmiş olup, 12 nci maddesinin 1 inci fıkrasına göre bir teslimin ihracat teslimi sayılması;
- Teslim yurt dışındaki bir müşteriye veya bir serbest bölgedeki alıcıya ya da yetkili gümrük antreposu işleticisine yapılması,
- Teslim konusu mal Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesinden çıkarak bir dış ülkeye veya bir serbest bölgeye vasıl olmalı ya da yurt dışındaki müşteriye gönderilmek üzere yetkili gümrük antreposuna konulması,
koşullarının gerçekleşmesine bağlanmıştır.
Gümrük mevzuatına göre, gümrük antreposu sayılan gümrüksüz satış mağazalarının T.C. gümrük bölgesi içinde faaliyet gösterdikleri kabul edilmektedir. Bu çerçevede söz konusu mağazalara yurt içinden yapılan teslimler, T.C. gümrük bölgesinden geçerek yurt dışındaki bir müşteriye vasıl olmadığından, hukuken ihracat teslimi sayılmamaktadır. Dolayısıyla, gümrüksüz satış mağazalarına yurt içinden yapılacak teslimler Katma Değer Vergisi Kanununun 1/1 inci maddesi gereğince katma değer vergisine tabidir.
Burada çıkış gümrüklerindeki gümrüksüz satış mağazalarında satılan mallar için, yurt dışındaki müşteriye gönderilmek üzere yetkili gümrük antreposuna konulması hükmünden hareketle KDV istisnasının uygulanması daha doğru olurdu.
1.2.        İthalat İşlemleri
Katma Değer Vergisi Kanununun ithalat istisnasını düzenleyen 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile; 
- 4458 sayılı Gümrük Kanununun 167 nci maddesi [(5) numaralı fıkrasının (a) alt bendi ile (7) numaralı fıkrası hariç] kapsamında gümrük vergisinden muaf veya müstesna malların ithali,
(c) bendi ile de;
-Gümrük Kanunundaki transit ve gümrük antrepo rejimleri ile geçici depolama ve serbest bölge hükümlerinin uygulandığı malların teslimi,
katma değer vergisinden istisna edilmiştir.
Bu hükümler çerçevesinde, gümrük mevzuatı uyarınca gümrük antreposu sayılan gümrüksüz satış mağazalarının gerçekleştirdikleri mal teslimleri Katma Değer Vergisi Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca katma değer vergisinden müstesnadır.
Ayrıca, gerçek kişiler tarafından gümrüksüz satış mağazalarından katma değer vergisinden istisna olarak satın alınan bu malların, Gümrük Kanununun 167 nci maddesinin birinci fıkrasının 4 (150 EURO'yu geçmeyen eşyanın ithali) ve 6/a numaralı bentleri kapsamında ithali de (değeri 430 EURO'yu geçmemek üzere yolcuların beraberindeki hediyelik eşya)Katma Değer Vergisi Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca katma değer vergisine tabi değildir.

  1. YURT İÇİNDEKİ ÖTV MÜKELLEFLERİ TARAFINDAN GÜMRÜKSÜZ SATIŞ MAĞAZALARINA YAPILAN MAL TESLİMLERİ ÖTV’NE TABİDİR, ÖTV İSTİSNASI UYGULANARAK İTHAL EDİLEN MALLARIN BU MAĞAZALAR TARAFINDAN TESLİMİ İSE ÖTV’DEN İSTİSNADIR
06 Ekim 2009 tarihinde yayımlanan 9 nolu ÖTV Sirkülerinde, gümrüksüz satış mağazalarında yapılan işlemlerin ÖTV karşısındaki durumu irdelenmiştir.
4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun 1/1 inci maddesinin; (a) bendiyle Kanuna ekli (I) sayılı listedeki malların ithalatçıları veya rafineriler dahil imal edenler tarafından teslimi, (c) bendiyle de (II) sayılı listedeki kayıt ve tescile tabi olmayanlar ile (III) ve (IV) sayılı listelerdeki malların ithalatı veya imal ya da inşa edenler tarafından teslimi, bir defaya mahsus olmak üzere ÖTV'ye tabi tutulmuştur.
Kanunun 5/1 inci maddesi ile bu Kanuna ekli listelerdeki malların ihracat teslimleri:
-Teslimin yurt dışındaki müşteriye yapılması,
-Teslim konusu malın T.C. gümrük bölgesinden çıkması,
şartıyla vergiden müstesna tutulmuştur. Bu maddede yurt dışındaki müşteri tabirinin; ikametgahı, işyeri, kanuni ve iş merkezleri yurt dışında olan alıcılar ile yurt içinde bulunan bir işletmenin yurt dışında faaliyet gösteren şubelerini ifade ettiği belirtilmiştir. Malın ihraç edilmeden önce herhangi bir şekilde değerlendirilmek üzere yurt içinde alıcıya tesliminin ihracat sayılmayacağı aynı maddede hükme bağlanmıştır. 
Kanunun 7 nci maddesinin 6 numaralı bendiyle, Gümrük Kanununun 167 nci maddesi (5 numaralı fıkrasının (a) bendi ile 7 numaralı fıkrası hariç) kapsamında gümrük vergisinden muaf ve müstesna olan malların ithali ÖTV'den de istisna edilmiştir. 4458 sayılı Gümrük Kanununun 167 nci maddesinin birinci fıkrasının; 4 numaralı bendiyle değeri 150 EURO'yu geçmeyen eşyanın ithali, 6 numaralı bendinin (a) alt bendiyle de değeri 430 EURO'yu geçmemek üzere yolcuların beraberindeki hediyelik eşya gümrük vergisinden muaf tutulmuştur.
Ayrıca ÖTV Kanununun 7 nci maddesinin 7 numaralı bendiyle, gümrük antrepo rejimine tabi tutulan malların ithali ÖTV'den istisna edilmiştir. Gümrük antrepo rejimine ilişkin hükümler Gümrük Kanununun 93 ila 107 maddelerinde düzenlenmiş olup, bu hükümlere dayanılarak 13.10.2006 tarihli ve 26318 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Gümrüksüz Satış Mağazaları Yönetmeliğine göre gümrüksüz satış mağazaları, 31.5.2002 tarihli ve 24771 (mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Gümrük Yönetmeliğinin 277 nci maddesinin (c) bendinde belirtilen gümrük antrepo rejimi kapsamındaki özel antrepolardır.
Gümrüksüz satış mağazaları gümrük antreposu sayıldığından, bu mağazalar tarafından ÖTV'nin konusuna giren malların ithali ÖTV Kanununun 7/7 nci maddesine göre vergiden müstesna tutulacaktır. Bu mağazalar tarafından ithal edilen mallar antrepo rejimi kapsamında olduğu sürece ÖTV uygulanmayacaktır. Bu şekilde ÖTV istisnası uygulanan malların, Gümrük Kanununun 167. maddesinin birinci fıkrasının 4 ve 6/a bentleri kapsamında gerçek kişiler tarafından gümrük vergisinden muaf olarak yurda girişinde de ÖTV Kanununun 7/6 ncı maddesi gereğince ÖTV istisnası uygulanacaktır.
Ancak, yurt içindeki ÖTV mükellefleri tarafından imal edilerek gümrüksüz satış mağazalarına teslim edilen mallar T.C. gümrük bölgesinden çıkmadığından ve gümrüksüz satış mağazaları yurt dışındaki müşteri kapsamına girmediğinden, bu teslimlerde ÖTV yönünden ihracat istisnası uygulanmasına imkan bulunmamaktadır. Yurt içindeki mükelleflerin serbest dolaşımdaki mallarının bu mağazalara tesliminde antrepo rejimi uygulanması söz konusu olmadığından, ÖTV mükelleflerinin bu mağazalara yaptığı teslimlerde Kanunun 7/7 nci maddesine göre istisna uygulanması da mümkün değildir.























VERGİDE TARTIŞILAN RİSKLER VE FIRSATLAR

  1. İŞ SÖZLEŞMESİNİN TÜRLERİ
İş sözleşmeleri, taraflar arasında ilişkinin sona ermesi halinde, hak ve borçların tespit edilmesinde önemli bir belge niteliğindedir. İş sözleşmeleri, işletmelerin ihtiyaçlarına uygun şekilde düzenlenebilmektedir. İş sözleşmelerinde süre bir yıl veya üzerindeyse yazılı şekil şartı zorunluluğu vardır.
İş sözleşmesinin türleri şunlardır:
a)    Sürekli-Süreksiz İş Sözleşmeleri
En çok otuz iş günü süren işlere süreksiz iş, otuz iş gününden fazla devam eden işlere ise sürekli iş denilmektedir. Bir iş sözleşmesinin sürekli veya süreksiz olduğunun tespitinde fiili süre değil işin niteliği önemlidir.
b)   Belirli Süreli-Belirsiz Süreli İş Sözleşmeleri
İş ilişkisinin belirli bir süreye bağlı olarak yapılmadığı hallerde yapılan sözleşme belirsiz süreli; belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanmasına bağlı olarak yazılı şekilde yapılan sözleşme ise, belirli süreli iş sözleşmesi olarak tanımlanmaktadır.
Örneğin mevsimlik işlerde çalıştırılmak üzere alınan işçilerle yapılan veya askerlik ya da doğum gibi nedenlerle izinli olan işçilerin, yerine geçici olarak alınan işçilerle yapılan sözleşmeler belirli süreli iş sözleşmeleridir. 
Belirli süreli iş sözleşmesinin, geçerli bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılması halinde, iş sözleşmesi başlangıcından itibaren belirsiz süreli olarak kabul edilmektedir.
c)    Tam Süreli-Kısmi Süreli İş Sözleşmeleri
Haftalık ve günlük çalışma sürelerinin tamamını bir işverene bağımlı olarak geçirmek üzere yapılan sözleşmelere, tam süreli iş sözleşmesi denilir.
İş Kanunu’na İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliğinin 6. maddesine göre, işyerinde tam süreli iş sözleşmesi ile yapılan emsal çalışmanın üçte ikisi oranına kadar yapılan çalışmalara ilişkin yapılan sözleşmelere kısmi süreli iş sözleşmesi denilir. Örneğin, 45 saat çalışma süresinin uygulandığı bir işyerinde 30 saate kadar yapılan çalışma kısmi çalışma olarak kabul edilir.
Kısmî süreli çalışan işçinin ücret ve paraya ilişkin bölünebilir menfaatleri, tam süreli emsal işçiye göre çalıştığı süreye orantılı olarak ödenir. Bölünmeyen menfaatlerde ise bir farklılık söz konusu olmayacaktır.
d)    Çağrı Üzerine Yapılan İş Sözleşmeleri
Genellikle otel, lokanta, eğlence yerleri gibi işyerlerinde uygulanan çağrı üzerine çalışmaya dayalı iş sözleşmesi, işçinin yapmayı üstlendiği işle ilgili olarak kendisine ihtiyaç duyulması halinde iş görme edimini yerine getireceğinin kararlaştırıldığı, bir iş sözleşmesidir.
Yazılı olarak yapılması gereken bu sözleşmede, çağrı üzerine çalıştırılmak için belirlenen sürede işçi çalıştırılsın veya çalıştırılmasın ücrete hak kazanacaktır.
İşveren, çağrıyı, aksi kararlaştırılmadıkça, işçinin çalışacağı zamandan en az dört gün önce yapmak zorundadır. Sözleşmede günlük çalışma süresi kararlaştırılmamış ise, işveren her çağrıda işçiyi günde en az dört saat üst üste çalıştırmak zorundadır.
e)    Deneme Süreli İş Sözleşmeleri
İşçi ve işverenin birbirlerini ve iş koşullarını tanımalarını sağlamak amacıyla, sürekli iş sözleşmelerine, en fazla iki ay sürebilecek  bir deneme süresi konulabilir.
İşçinin çalıştığı günler için ücret ve diğer hakları ödenir. Deneme süresi içinde taraflar iş sözleşmesini, bildirim süresine gerek olmaksızın ve tazminatsız olarak feshedebilme imkânına sahiptir.
Deneme süresinin dolmasına rağmen devam eden iş sözleşmesi, deneme süresinin bitiminden değil; fiilen işçinin işe başladığı tarihten itibaren hüküm ve sonuç doğurur. Bu nedenle yıllık ücretli izin ve kıdem tazminatına hak kazanma açısından deneme süresi de dikkate alınır. 
f)     Takım Sözleşmesi İle Oluşturulan İş Sözleşmeleri
Genellikle inşaat ve yükleme boşaltma işlerinde veya tarımsal işlerde birden çok işçinin meydana getirdiği bir takımı temsilen bu işçilerden birinin, takım lideri sıfatıyla işverenle yaptığı sözleşmelere takım sözleşmesi denilir. Eğer takımda ismi yazılı işçiler veya bu işçilerden bir kısmı gelip işe başlamazlarsa takım lideri, işverenin zarar ve ziyanını tazmin ile yükümlüdür. (Şahin TÜRK Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müfettişi E- Yaklaşım Haziran 2009)
g)    Mevsimlik İş Sözleşmeleri
Mevsimlik işler için yapılan sözleşmelerdir. Belirli veya belirsiz süreli olarak yapılan mevsimlik iş sözleşmeleri, mevsim sonunda sona ermemekte, gelecek mevsim dönemine kadar askıya alınmaktadır. Bir yıldan az süren mevsimlik işlerde çalışan işçiler hakkında, yıllık ücretli izne ilişkin hükümler uygulanmamaktadır.
h)    Geçici Süreli İş Sözleşmeleri
İşyerinin geçici olan bir işine ilişkin olarak, ihtiyaç duyduğu işgücünü karşılamak amacıyla yapılan sözleşmelere, geçici süreli iş sözleşmesi adı verilir.
İşyerinin asıl işçisinin, geçici olarak çalışmadığı durumlarda bu işçilerin yerine işçi alınması veya işyerindeki olağan dışı işler için gerekli olan işçilerin alınması veya işyerinin acil siparişlerinin yetiştirilmesi için işçi alınması hallerinde, işçilerle yapılan ve süresi bu işlerin  tamamlanmasıyla sona erecek olan sözleşmeler geçici süreli iş sözleşmeleridir.

İŞ SÖZLEŞMESİNİN TÜRLERİ



İş sözleşmeleri, taraflar arasında ilişkinin sona ermesi halinde, hak ve borçların tespit edilmesinde önemli bir belge niteliğindedir. İş sözleşmeleri, işletmelerin ihtiyaçlarına uygun şekilde düzenlenebilmektedir. İş sözleşmelerinde süre bir yıl veya üzerindeyse yazılı şekil şartı zorunluluğu vardır.
İş sözleşmesinin türleri şunlardır:
a)    Sürekli-Süreksiz İş Sözleşmeleri
En çok otuz iş günü süren işlere süreksiz iş, otuz iş gününden fazla devam eden işlere ise sürekli iş denilmektedir. Bir iş sözleşmesinin sürekli veya süreksiz olduğunun tespitinde fiili süre değil işin niteliği önemlidir.
b)   Belirli Süreli-Belirsiz Süreli İş Sözleşmeleri
İş ilişkisinin belirli bir süreye bağlı olarak yapılmadığı hallerde yapılan sözleşme belirsiz süreli; belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanmasına bağlı olarak yazılı şekilde yapılan sözleşme ise, belirli süreli iş sözleşmesi olarak tanımlanmaktadır.
Örneğin mevsimlik işlerde çalıştırılmak üzere alınan işçilerle yapılan veya askerlik ya da doğum gibi nedenlerle izinli olan işçilerin, yerine geçici olarak alınan işçilerle yapılan sözleşmeler belirli süreli iş sözleşmeleridir. 
Belirli süreli iş sözleşmesinin, geçerli bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılması halinde, iş sözleşmesi başlangıcından itibaren belirsiz süreli olarak kabul edilmektedir.
c)    Tam Süreli-Kısmi Süreli İş Sözleşmeleri
Haftalık ve günlük çalışma sürelerinin tamamını bir işverene bağımlı olarak geçirmek üzere yapılan sözleşmelere, tam süreli iş sözleşmesi denilir.
İş Kanunu’na İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliğinin 6. maddesine göre, işyerinde tam süreli iş sözleşmesi ile yapılan emsal çalışmanın üçte ikisi oranına kadar yapılan çalışmalara ilişkin yapılan sözleşmelere kısmi süreli iş sözleşmesi denilir. Örneğin, 45 saat çalışma süresinin uygulandığı bir işyerinde 30 saate kadar yapılan çalışma kısmi çalışma olarak kabul edilir.
Kısmî süreli çalışan işçinin ücret ve paraya ilişkin bölünebilir menfaatleri, tam süreli emsal işçiye göre çalıştığı süreye orantılı olarak ödenir. Bölünmeyen menfaatlerde ise bir farklılık söz konusu olmayacaktır.
d)    Çağrı Üzerine Yapılan İş Sözleşmeleri
Genellikle otel, lokanta, eğlence yerleri gibi işyerlerinde uygulanan çağrı üzerine çalışmaya dayalı iş sözleşmesi, işçinin yapmayı üstlendiği işle ilgili olarak kendisine ihtiyaç duyulması halinde iş görme edimini yerine getireceğinin kararlaştırıldığı, bir iş sözleşmesidir.
Yazılı olarak yapılması gereken bu sözleşmede, çağrı üzerine çalıştırılmak için belirlenen sürede işçi çalıştırılsın veya çalıştırılmasın ücrete hak kazanacaktır.
İşveren, çağrıyı, aksi kararlaştırılmadıkça, işçinin çalışacağı zamandan en az dört gün önce yapmak zorundadır. Sözleşmede günlük çalışma süresi kararlaştırılmamış ise, işveren her çağrıda işçiyi günde en az dört saat üst üste çalıştırmak zorundadır.
e)    Deneme Süreli İş Sözleşmeleri
İşçi ve işverenin birbirlerini ve iş koşullarını tanımalarını sağlamak amacıyla, sürekli iş sözleşmelerine, en fazla iki ay sürebilecek  bir deneme süresi konulabilir.
İşçinin çalıştığı günler için ücret ve diğer hakları ödenir. Deneme süresi içinde taraflar iş sözleşmesini, bildirim süresine gerek olmaksızın ve tazminatsız olarak feshedebilme imkânına sahiptir.
Deneme süresinin dolmasına rağmen devam eden iş sözleşmesi, deneme süresinin bitiminden değil; fiilen işçinin işe başladığı tarihten itibaren hüküm ve sonuç doğurur. Bu nedenle yıllık ücretli izin ve kıdem tazminatına hak kazanma açısından deneme süresi de dikkate alınır. 
f)     Takım Sözleşmesi İle Oluşturulan İş Sözleşmeleri
Genellikle inşaat ve yükleme boşaltma işlerinde veya tarımsal işlerde birden çok işçinin meydana getirdiği bir takımı temsilen bu işçilerden birinin, takım lideri sıfatıyla işverenle yaptığı sözleşmelere takım sözleşmesi denilir. Eğer takımda ismi yazılı işçiler veya bu işçilerden bir kısmı gelip işe başlamazlarsa takım lideri, işverenin zarar ve ziyanını tazmin ile yükümlüdür. (Şahin TÜRK Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müfettişi E- Yaklaşım Haziran 2009)
g)    Mevsimlik İş Sözleşmeleri
Mevsimlik işler için yapılan sözleşmelerdir. Belirli veya belirsiz süreli olarak yapılan mevsimlik iş sözleşmeleri, mevsim sonunda sona ermemekte, gelecek mevsim dönemine kadar askıya alınmaktadır. Bir yıldan az süren mevsimlik işlerde çalışan işçiler hakkında, yıllık ücretli izne ilişkin hükümler uygulanmamaktadır.
h)    Geçici Süreli İş Sözleşmeleri
İşyerinin geçici olan bir işine ilişkin olarak, ihtiyaç duyduğu işgücünü karşılamak amacıyla yapılan sözleşmelere, geçici süreli iş sözleşmesi adı verilir.
İşyerinin asıl işçisinin, geçici olarak çalışmadığı durumlarda bu işçilerin yerine işçi alınması veya işyerindeki olağan dışı işler için gerekli olan işçilerin alınması veya işyerinin acil siparişlerinin yetiştirilmesi için işçi alınması hallerinde, işçilerle yapılan ve süresi bu işlerin  tamamlanmasıyla sona erecek olan sözleşmeler geçici süreli iş sözleşmeleridir. 

10 Ekim 2009 Cumartesi

MALİ GÜNDEM (10.10.2009)


      MEVZUATTA GEÇEN HAFTA

  1. VARLIK BARIŞINDA SÜRE 31.12.2009’a KADAR UZATILDI:
30 Eylül 2009 Tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile 5811 sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında belirtilen yurt içi ve yurt dışında sahip oldukları kıymetlerin bildirim ve beyan süreleri 31.12.2009’a kadar uzatılmıştır.






















VERGİDE TARTIŞILAN RİSKLER VE FIRSATLAR

  1. SÖZLEŞME GEREĞİ ÖDENEN TAZMİNATLARIN GİDER YAZILMA KOŞULLARI
Gelir Vergisi Kanunu’nun “Gider Kabul Edilmeyen Ödemeler” başlıklı 41/6 maddesinde “Her türlü para cezaları ve vergi cezaları ile teşebbüs sahibinin suçlarından doğan tazminatlar (akitlerde ceza şartı olarak derpiş edilen tazminatlar, cezai mahiyette tazminat sayılmaz.)” gider yazılamaz, hükmü yeralmaktadır.
Aynı Kanunun “İndirilecek Giderler” başlıklı 40. Maddesinin 3. bendinde “işle ilgili olmak şartıyla, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar; ziyan ve tazminatlar” ın gider olarak indirilebileceği belirtilmiştir.
Tazminatların kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınabilmesi için aşağıda özetlenen koşulların gerçekleşmesi gerekir.
1.1.      Ödenen Tazminat Doğrudan İşle İlgili Olmalıdır
Ödenen tazminatın işle ilgili olma gereği açıktır. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın B.07.4.DEF.0.34.ll/GVK-40/3-11492 sayılı özelgesinde; “…….. adı geçen mükellefin, faaliyet konusu kapsamında gönderici müşterileriyle yapmış olduğu sözleşme karşılığı dağıtım hizmeti ifasında dağıtımı yapılan gönderinin çalınması veya kaybolması karşılığı tazmin edilen zararları kazançlarının tespitinde gider olarak indirime konu etmeleri olanaklı bulunduğu gibi söz konusu tazminatların gerek hizmet aktiyle çalıştırdığı elemanlara gerekse taşeron olan firmalara rücü etmesi halinde bu kapsamda tahsil edilen tutarlarında gelir olarak kayıtlara intikali gerekmektedir.” Denilmiştir.
1.2.      Ödenen Tazminatın Gider Kabul Edilebilmesi İçin Kanun Hükmüne, Mukavelenameye veya İlama Göre Yapılmış Olması Gerekir
Konuyla ilgili Gelir İdaresi Başkanlığı Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığı’nın B.07. .GİB.4.41.15.01.190-11-1/ sayılı Özelgesi’nde “… Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinin 3 numaralı bendinde geçen mukavele kavramı, işletmenin faaliyet konusuna göre akdedilen iş mukavelelerini kapsar.
Bu mukavelede akit taraflardan biri, bir şeyi yapmayı, bir şeyi vermeyi, ya da bir harekette bulunmayı diğerine karşı taahhüt eder. Taraflar arasında edimin gerçekleşmemesi halinde, ya bir tazminat veya muayyen bir cezai şart kararlaştırılmış olabilir. Bu müeyyidenin bir sonucu olarak ödenen tazminatların gider yazılması mümkündür.”
1.3.      Tazminat İşletme Sahibinin Suçundan Doğmamalı veya Tazminata Neden Olan Fiil Kanunlarla Yasaklanmış Olmamalı vey Mevzuata Aykırı Olmamalıdır
Maliye Bakanlığı’nın bir özelgesinde (18.03.1993 tarih ve 073/113-1502 sayılı)
“... müessesenizde çalışmakta iken meslek hastalığı veya geçirmiş olduğu iş kazası sonucu emekliye ayrılan işçilerin ve bunların ölümünü müteakip varisleri tarafından açılan davalarla ilgili olarak verilen kararlarda müesseseniz kusurlu bulunarak tazminat ödemeye hükmolunduğu anlaşılmıştır. Bu durumda mahkeme kararlarına göre işçilerinize ödenen tazminat ve faizlerinin müessesenizin kusurlu bulunduğu orana tekabül eden kısmının safi kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilmesi mümkün değildir. Ancak söz konusu ödemelerin mahkeme kararlarından işçilerin kusurlu bulunduğu orana tekabül eden kısmın gider olarak indirebileceği tabidir.” Yorumu yapılmıştır.
İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın B.07.1.GİB.4.34.l6.01/GVK-40/3-12701 sayılı özelgesinde; “ ………Diğer taraftan İstanbul 8. İş Mahkemesinin 11.10.2005 gün ve E:2004/296, K:2005/790 sayılı kararının incelenmesinden Şirketinizin %75 oranda, davacı çalışanın da %25 oranında kusurlu olmasına hükmedildiği anlaşılmıştır.
Bu hüküm ve açıklamalara göre mahkeme ilamına istinaden ödemiş olduğunuz tazminat, faiz, vekalet ücreti, mahkeme harcı ve konuya ilişkin masraflarınızın kusurlu bulunduğunuz %75 ine isabet eden kısmını kazancınızın tespitinde gider olarak indirim konusu yapmanız olanaklı olmayıp davacı çalışanınızın kusurlu bulunduğu %25 ine isabet eden kısmının gider olarak indirim konusu yapmanız mümkündür.” Denilmiştir.
Sözleşmeye dayansa da işin doğasında olmayan kötü niyet, kasıt, hile vb nedenler yüzünden ödenen tazminatlar gider yazılamamaktadır. Ancak örneğin Danıştay verdiği bir Kararda; “Gazetede neşren hakaret nedeni ile mahkeme kararına dayanılarak ödenen tazminat, yayıncılık mesleği ile ilgili bulunduğu açık olduğundan, ticari kazancın tespitinde gider olarak indirilebilir.” yorumunu yapmış ve bu tür tazminatların yayıncılık işinde normal olduğunu kabul etmiştir. (22.09.1987 tarih, E. 1985/1622, K. 1987/2581 No.lu Karar; Şükrü KIZILOT, Danıştay Kararları ve Muktezalar-I)
Danıştay başka bir kararında aynı yorumu taşımacılıkta meydana gelen trafik kazaları için yapmıştır; “Tır kamyonu işleten yükümlünün kaza sonucu ölümüne neden olduğu kişinin mirasçılarına ödenen tazminat gider olarak dikkate alınabilir. Ancak kaza ile ilgili mahkemenin mirasçılara verilmesine karar verdiği tutarın dikkate alınması gerektiği tabidir. Yani kazadan hemen sonra kazada ölen kişinin mirasçılarına bir mahkeme karan olmaksızın ödenen tutarların gider olarak dikkate alınması mümkün değildir.” (Danıştay’ın 26.11.1984 tarih, E. 1984/111, K. 1984/4286 No.lu Kararı)
Danıştay’ın bir kararında; “Zamanında ödemediği ticari borçları nedeni ile ödemek zorunda kaldığı mahkeme masraflarını gider olarak yazmak olanağına sahip olan yükümlü kusurlu hareketi sonucu ödediği avukatlık ücreti ve gecikme faizini gider olarak dikkate alamaz.” (09.04.1976 tarih ve E: 1975/2270, K: 1976/882 sayılı)
Sözleşmelerde cezai şart olarak yer alan tazminatlarda bu durum farklıdır. Bu nedenle sözleşmeden doğan bu tür tazminatlar iş sahibinin kusurluluk durumuna bakılmaksızın gider olarak dikkate alınabilir.
1.4.      Kusursuz Sorumluluk Nedeniyle Ödenen Zarar, Ziyan ve Tazminatlar
Borçlar Kanunu’nda, işverenlerin kusursuz sorumlulukları öngörülmektedir. Buna göre, işçiler tarafından hizmetlerin ifası sırasında Kanun’a uygun veya aykırı fiiller sonucunda ortaya çıkarılan zararlar nedeniyle işverenlerin kusurları olsa da olmasa da sorumlulukları bulunmaktadır.
Bu durumlarda işverenlerin ödeyeceği zarar, ziyan ve tazminatlar gider yazılabilmektedir. Bu ödemeden dolayı işverenin kusurlu işçisine rücu etmesi ve bu tutarı hasılat olarak da yazması gereklidir. 

14 Eylül 2009 Pazartesi

MALİ GÜNDEM (14.09.2009)


VERGİDE TARTIŞILAN RİSKLER VE FIRSATLAR

  1. TEKSTİL SEKTÖRÜNE TAŞINMA TEŞVİKİ:
5838 sayılı kanunla Kurumlar Vergisi Kanunu'na eklenen ve 28.02.2009 tarihi itibariyle yürürlüğe giren geçici 4. maddeyle "münhasıran tekstil, konfeksiyon ve hazır giyim, deri ve deri mamulleri sektörlerinde faaliyette bulunanlardan üretim tesislerini Bakanlar Kurulu'nca belirlenen illere 31.12.2010 tarihine kadar nakleden ve asgari 50 kişilik istihdam sağlayan mükelleflerin, bu illerdeki işletmelerinden sağladıkları kazançlar için nakil tarihini izleyen hesap döneminden itibaren beş yıl süreyle Kurumlar Vergisi oranını yüzde 75'i geçmemek üzere indirimli olarak uygulatma konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verilmiştir".
Bakanlar Kurulu 2009/15199 sayılı kararnameyle, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun geçici 4. maddesiyle verilen yetkisini kullanarak, taşınma desteğiyle ilgili açıklamaları yapmıştır.
Bu teşvikten yararlanabilmek için sadece tekstil, konfeksiyon ve hazır giyim, deri ve deri mamulleri sektörlerinde faaliyette bulunuyor olmak gerekmektedir.
Taşınacak olan üretim tesislerinin bulunması gereken iller şunlardır:
Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Bolu, Burdur, Bursa, Çanakkale (Bozcaada, Gökçeada hariç), Denizli, Düzce, Edirne, Eskişehir, Isparta, İstanbul, İzmir, Kırklareli, Kocaeli, Mersin, Muğla, Sakarya, Tekirdağ, Yalova.
Üretim tesislerinin taşınacağı iller ise şunlardır:
Ağrı, Ardahan, Artvin, Batman, Bayburt, Bingöl, Bitlis, Çanakkale (Bozcaada, Gökçeada ilçeleri), Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gümüşhane, Kastamonu, Çankırı, Giresun, Hakkâri, Iğdır, Kars, Malatya, Mardin, Muş, Ordu, Rize, Sinop, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak, Trabzon, Tunceli, Van.
Taşınılan yerde asgari 50 kişinin istihdam edilmesi gerekmektedir.
Üretim tesislerini taşıyan gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri, taşınma tarihini izleyen hesap döneminden itibaren bu tesislerden elde edecekleri kazançlar için 5 yıl süreyle yüzde 75 oranında indirimli vergi (% 20 kurumlar vergisi yerine % 5 kurumlar vergisi) ödeyeceklerdir.  
Ayrıca taşınma ile birlikte ilave yatırım da yapılması halinde alınacak olan teşvik belgesi kapsamındaki yatırımlar için 2009/15199 sayılı kararname uyarınca yatırım yeri tahsis edilebilecektir.
Taşınan tesislerde çalışan personelin asgari ücrete isabet eden sigorta primi işveren hisselerinin tamamı, taşınma tarihinden itibaren beş yıl süre ile Hazine tarafından karşılanacaktır.
Taşınma ile birlikte 31.12.2010 tarihine kadar ilave yatırım yapılması halinde, bu ilave yatırımlarda çalışan personelin yedi yıl süreyle, asgarî ücrete isabet eden sigorta primi işveren hisselerinin tamamı yine Hazine tarafından karşılanacaktır.
Tesislerin taşınması 2009 yılı sonuna kadar tamamlanır ise, taşınma giderleri yeminli mali müşavir raporu düzenlenmek suretiyle bütçeden karşılanacaktır.
Ancak bu teşviğin amacı sözkonusu sektörlere yurt içinde bir alternatif gösterilmesinin yanı sıra taşınılacak illerin kalkınmasını sağlamak ise, teşviğin süresinin 5 yıl yerine daha uzun tutulması gerekir. 




Geçen yazımızda, bir yatırım teşvik aracı olarak "indirimli kurumlar vergisi" müessesesini irdelemiştik. Bugün de bir başka teşvik unsuru, tekstil sek...



7 Eylül 2009 Pazartesi

MALİ GÜNDEM (07.09.2009)


      MEVZUATTA GEÇEN HAFTA


  1. BİRLEŞEN KOBİLER ÜÇ YIL BOYUNCA % 5 KURUMLAR VERGİSİ ÖDEYECEKLER:
05 Eylül 2009 Tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2009/15386 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında 31.12.2009 tarihine kadar yapılacak KOBİ birleşmelerinde;
a) Birleşme nedeniyle infisah eden kurumun, birleşme tarihinde sona eren hesap döneminde elde ettiği kazançlarından % 5 oranında,
b) Birleşilen kurumun birleşme işleminin gerçekleştiği hesap dönemi dahil olmak üzere, üç hesap döneminde elde ettiği kazançlarından % 5 oranında
kurumlar vergisi alınacaktır.
        
















VERGİDE TARTIŞILAN RİSKLER VE FIRSATLAR

  1. YATIRIMLARI TEŞVİK İÇİN İNDİRİMLİ KURUMLAR VERGİSİ:
Vergi mevzuatımızda yatırım indirimi müessesesi bilindiği üzere 1.1.2006 tarihinden itibaren kaldırılmış idi. Onun yerine 5838 sayılı kanunla Kurumlar Vergisi Kanunu'na 32/A maddesi ile 28.2.2009 tarihinden itibaren yürürlüğe giren indirimli kurumlar vergisi eklendi. İndirimli Kurumlar Vergisi, devletin yatırım sonucu oluşan kazancın vergisinde indirim yaparak yatırımın finansmanına katkı sağlamasıdır. Yeni sistemin eski yatırım indirimi müessesesine göre iki önemli dezavantajı vardır;
  • Eski uygulamada yatırım harcamaları başladığında bu harcamalar “vergiden” düşülebiliyor iken, şimdi yatırım tamamlanıp işletmeye başlandıktan sonra “vergiden” düşülebilecektir.
  • Eski uygulamada yatırım indirimi kurumun elde ettiği toplam kazanca uygulanıyordu, şimdi indirimli vergi oranı sadece yeni yatırım dolayısıyla elde edilecek kazanca uygulanacaktır.
İndirimli kurumlar vergisinden gelir vergisi mükellefleri de yararlanabileceklerdir.
Yatırım teşvik belgeli yatırımlar indirimli kurumlar vergisinden yararlanabilecektir. Bu anlamda 28.2.2009 tarihinden itibaren müracaatı yapılmış teşvik belgeleri kapsamında yapılan harcamalar indirimli kurumlar vergisinden yararlanabilecektir.
İndirimli Kurumlar Vergisinde uygulanacak oranlar ve bölgeler geçen hafta yazımıza konu ettiğimiz 2009/1 sayılı Yatırım Teşvik Tebliğinde aşağıdaki gibi açıklanmıştır.


Bölgesel Uygulama
Büyük Ölçekli Yatırımlar
Bölgeler
Yatırıma Katkı Oranı (%)
Kurumlar veya Gelir Vergisi İndirim Oranı (%)
Yatırıma Katkı Oranı (%)
Kurumlar veya Gelir Vergisi İndirim Oranı (%)
I
10
25
25
25
II
15
40
30
40
III
20
60
40
60
IV
25
80
45
80

Teşvik belgesi kapsamında 31/12/2010 tarihine kadar yatırıma başlanması halinde aşağıda belirtilen indirim oranları ile yatırıma katkı oranları uygulanır.


Bölgesel Uygulama
Büyük Ölçekli Yatırımlar
Bölgeler
Yatırıma Katkı Oranı (%)
Kurumlar veya Gelir Vergisi İndirim Oranı (%)
Yatırıma Katkı Oranı (%)
Kurumlar veya Gelir Vergisi İndirim Oranı (%)
I
20
50
30
50
II
30
60
40
60
III
40
80
50
80
IV
60
90
70
90

İndirimli vergi uygulamasına yatırımın kısmen veya tamamen işletilmesine başlanılan hesap döneminden itibaren başlanılır ve indirilen Kurumlar veya Gelir Vergisi tutarı yatırıma katkı tutarına ulaşıncaya kadar devam edilir.
Yatırıma katkı tutarı, normal vergi oranı ile indirimli vergi oranı arasındaki fark nedeniyle alınmayan vergi olarak ortaya çıkacak ve alınmayan vergi tutarının yatırıma katkı tutarına ulaşmasına kadar, düşük oranda vergilendirilme devam edecektir.
Arazi-arsa, royalti, yedek parça ve amortismana tabi olmayan diğer harcamalar yatırıma katkı tutarının tespitinde dikkate alınmaz ve bu harcamalar indirimli vergi uygulamasından yararlanamaz
İndirimli oranlar stopaj suretiyle yapılan vergilendirmede uygulanmaz.
İndirimli Kurumlar Vergisi'nin uygulaması, biraz karışık görünmektedir. Bu uygulamayı ise bakanlar kurulu kararı ile yapılan belirlemelerin ışığında -rakamsal örnekle- gelecek yazımızda aktaracağız.
Uygulamada Bakanlar Kurulu yatırıma katkı oranı adı altında bir oran belirleyecek ve toplam yatırımın bu orana tekabül eden kısmı "yatırıma katkı tutarı" olacaktır.


Geçen yazımızda, bir yatırım teşvik aracı olarak "indirimli kurumlar vergisi" müessesesini irdelemiştik. Bugün de bir başka teşvik unsuru, tekstil sek...