15 Mart 2016 Salı

ARSA KARŞILIĞI İNŞAAT İŞLERİ

Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri Gereği Arsa Sahiplerine Verilen Bağımsız Bölümlerin Katma Değer Vergisi Kanunu Açısından Değerlendirilmesi
Konu ile ilgili Maliye Bakanlığı ve Danıştay’ın görüşleri tamamen birbirinden farklıdır.
Maliye Bakanlığı arsa payı karşılığında arsasının üzerinde yapılacak binada bazı bölümlerin arsa sahibine verilmesi şeklindeki kat karşılığı satış vaadi sözleşmeleri uyarınca arsa sahibine verilen bağımsız bölümlerin Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği’ne göre KDV’ye tabi olduğu yönünde görüşünü sürdürmektedir.
Danıştay ise konu ile ilgili olarak “Vergi alacağını doğuran, devir, temlik ve trampa işlerinin tamamlanması, tapuya tescil ile gerçekleşir. Trampa tapu da iki ayrı kişi adına tescilli bulunan gayrimenkullerin yine tapu da sahiplerinin karşılıklı olarak değişmesidir.
Arsa sahibi ile müteahhit arasında her hangi bir devir işlemi söz konusu olmaksızın, bir kaç daire ve dükkana isabet eden arsa payının arsa sahibi üzerinde bırakılarak, geri kalan kısmın müteahhit adına üçüncü kişilere satılmasında trampanın varlığı kabul edilemez.” denilerek kat karşılığı satış vaadi sözleşmeleri uyarınca arsa sahibine verilen bağımsız bölümlerin KDV’ye tabi olmadığı yönünde kararlar vermektedir.
Danıştay’ın kat karşılığı satış vaadi sözleşmeleri uyarınca arsa sahibine verilen bağımsız bölümlerin KDV’ye tabi olmadığı yönünde kararları istikrar kazanmaya başlamıştır.
Danıştay kararları mevzuatın bir parçası olmasalar da yasa uygulamasına dair önemli bazı ilke ve esaslar getirdikleri için katma değer vergisi uygulaması açısından göz önünde bulundurulmalıdır.
(Dursun Ali TURANLI Yaklaşım / Kasım 2015)

Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri Gereği Arsa Sahiplerine Verilen Bağımsız Bölümlerin Katma Değer Vergisi Kanunu Açısından Değerlendirilmesi
Konu ile ilgili Maliye Bakanlığı ve Danıştay’ın görüşleri tamamen birbirinden farklıdır.
Maliye Bakanlığı arsa payı karşılığında arsasının üzerinde yapılacak binada bazı bölümlerin arsa sahibine verilmesi şeklindeki kat karşılığı satış vaadi sözleşmeleri uyarınca arsa sahibine verilen bağımsız bölümlerin Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği’ne göre KDV’ye tabi olduğu yönünde görüşünü sürdürmektedir.
Danıştay ise konu ile ilgili olarak “Vergi alacağını doğuran, devir, temlik ve trampa işlerinin tamamlanması, tapuya tescil ile gerçekleşir. Trampa tapu da iki ayrı kişi adına tescilli bulunan gayrimenkullerin yine tapu da sahiplerinin karşılıklı olarak değişmesidir.
Arsa sahibi ile müteahhit arasında her hangi bir devir işlemi söz konusu olmaksızın, bir kaç daire ve dükkana isabet eden arsa payının arsa sahibi üzerinde bırakılarak, geri kalan kısmın müteahhit adına üçüncü kişilere satılmasında trampanın varlığı kabul edilemez.” denilerek kat karşılığı satış vaadi sözleşmeleri uyarınca arsa sahibine verilen bağımsız bölümlerin KDV’ye tabi olmadığı yönünde kararlar vermektedir.
Danıştay’ın kat karşılığı satış vaadi sözleşmeleri uyarınca arsa sahibine verilen bağımsız bölümlerin KDV’ye tabi olmadığı yönünde kararları istikrar kazanmaya başlamıştır.
Danıştay kararları mevzuatın bir parçası olmasalar da yasa uygulamasına dair önemli bazı ilke ve esaslar getirdikleri için katma değer vergisi uygulaması açısından göz önünde bulundurulmalıdır.
Kat karşılığı satış vaadi sözleşmeleri uyarınca arsa sahibine verilen bağımsız bölümlerin KDV’ye tabi olup olmadığı konusunda Maliye Bakanlığı ve Danıştay’ın görüşleri tamamen farklıdır. Bu görüş ayrılığı yapılacak yasal bir düzenleme ile giderilmelidir.
Arsa karşılığında arsa sahibine bağımsız bölümler verilmesi olayı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinde tanımlanan anlamda ticari faaliyet kapsamında yapılmış bir teslim sayılamayacağından, Ayrıca Katma Değer Vergisi Kanunu’nda konu ile ilgili bir düzenlemenin bulunmaması nedeniyle arsa sahibine verilen bağımsız bölümler katma değer vergisine tabi tutulmaması gerekir görüşündeyiz.

(Dursun Ali TURANLI Yaklaşım / Kasım 2015) 

ARSA KARŞILIĞI HASILAT PAYLAŞIMI
Maliye Bakanlığı Özelgesi
Tarih: 26.05.2014
Sayı : 62030549-120[MÜK.80-2013/513]-1410-3116
GVK Md. 37
Arsa karşılığı hasılat paylaşımı olayında, arsanın inşaat firmasına devredilmeyip, arsa sahibinin üzerinde kat irtifaklı şekliyle kalması durumunda, bu olay ticari faaliyet olarak nitelendirilir.
(Yaklaşım / Ekim 2014)

Arsa payı karşılığı konut tesliminin kararlaştırıldığı sözleşme uyarınca arsa sahibine teslim edilen konutların katma değer vergisine tabi olmadığı hk.
Danıştay 3. Dairesi
Tarih    : 08.10.2013
Esas No         : 2011/1211
Karar No  : 2013/3895
(Yaklaşım / Temmuz 2014)

Kat Karşılığı (Arsa Payı) veya Hasılat Paylaşımı Şeklinde Düzenlenen Sözleşmelere Göre Yapılan Bağımsız Bölümlerin Vergilendirme İşlemleri
Kat karşılığı (arsa karşılığı) olarak inşa edilen bağımsız bölümlerin satışı ile ilgili kazancın vergilendirilmesi, yapılan sözleşme türü Kat Mülkiyeti Kanunu’nu, Borçlar Kanunu’nu, Türk Ticaret Kanunu’nu ve Vergi Kanunlarını ortak olarak ilgilendirdiği için ayrı bir özellik taşımaktadır. Bu nedenle konuya Vergi İdaresinin yaklaşımı ile Yargı Organlarının yaklaşımları farklılık içermektedir. Kat karşılığı (arsa payı) olarak yapılan sözleşmeye göre inşa edilen bağımsız birimlerin satışı ile ilgili müetahhit ve arsa sahiplerinin vergilendirilmesinde daha farklı uygulamalar olabildiğinden, bu yönteme göre müteahhit ve arsa sahipleri açısından oluşan maliyet ve gelirin tespiti daha belirsizlikler içermektedir. Buna mukabil “Hasılat Paylaşımı” yöntemi ise, hem arsa sahip veya sahipleri ve hem de müteahhitler açısından en avantajlı yöntem olarak görünmektedir.
Bu yönteme göre arsa sahip veya sahipleri, arsa karşılığı edinmiş oldukları bağımsız bölümlerin satışını kendileri yapmadıkları için, GVK’nın 37/4. maddesinde yer alan devamlılık unsurunu ihlal etmiş olmayacaklarından, ticari kazanç yönünden gelir vergisi mükellefi olmayacaklardır. Ticari Kazançtan dolayı Gelir Vergisi Mükellefi olmadıkları için KDV mükellefiyetleri de söz konusu olmayacaktır. Müteahhit firma açısından ise, inşa edilen bağımsız bölümlerin satışlarını kendileri yapacağından, arsa sahiplerine (şayet arsa iktisadi bir işletmeye kayıtlı değilse ve arsa sahibi önceden arsa alım-satımı nedeniyle vergi mükellefi değilse) fatura düzenlemek zorunda kalmayacaklardır. Buna göre arsa sahiplerine ödedikleri “Hasılat Payı” için,tevkifat yapmadan gider pusulası düzenlemek suretiyle arsa maliyeti olarak kayıtlarına intikal ettireceklerdir.
Konuya ilişkin Yargı Kararlarına baktığımızda ise,  Danıştay’ın neredeyse İçtihat halini almış Kararları, arsa karşılığı inşaat işlerinde iki ayrı teslimin söz konusu olmadığı bu nedenle bir trampadan da söz edilemeyeceğindenmüteahhit tarafından arsa sahibine arsa karşılığı yapılan bağımsız bölüm teslimlerinin KDV’nin konusuna girmeyeceği şeklindedir. Öte yandan Danıştay, arsa sahipleri hakkında vermiş olduğu Kararlarında ise, arsa sahiplerinin arsa karşılığı elde ettikleri bağımsız bölümlerin satılması nedeniyle gerçekleşen kazançların gelir vergisine tabi olmadığıyönündedir.
(Şener ALTINIŞIK E-Yaklaşım / Temmuz 2014)

ARSA KARŞILIĞI EDİNİLEN BAĞIMSIZ BÖLÜMLERİN SATIŞI

Danıştay 4. Dairesi
Tarih    : 09.04.2013
Esas No         : 2012/9089
Karar No  : 2013/2111
Kişinin kat karşılığı arsasını müteahhide vermesi ve inşa edilen binada kat sahibi olması servetin değerlendirilmesi, servetin biçim değiştirmesidir. Dolayısıyla, alım ve satımların ticari amaç dışında sahip olduğu servetin değerlendirilmesine yönelik olduğu, diğer bir ifade ile servetin nitelik değiştirmesinden ibaret olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Bu durumda, tesis edilen mükellefiyetin iptaline ve dolayısıyla mükellef olmayan davacı adına yapılan cezalı tarhiyatın kaldırılmasına hükmedilmesi gerekirken aksi yöndeki Mahkeme kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
(Yaklaşım / Haziran 2014) 

HASILAT PAYLAŞIMI YÖNTEMİNDE ARSA SAHİBİNİN KAZANCI VE KAZANCIN NİTELİĞİ
Gelir İdaresi bir muktezasında: “gayrimenkul alım satım ve inşa işlerinin hasılat paylaşımı sözleşmesine istinaden icra edilmesinin arsa sahibi yönünden ticari organizasyonun varlığına karine teşkil edeceği, hasılat paylaşımı sözleşmesine istinaden arsa sahibinin hissesine isabet eden kazanç tutarının ticari kazanca ilişkin hükümler çerçevesinde değerlendirileceği”; ticari kazanç elde ediminin ve buna bağlı ticari mükellefiyetin “inşa edilen bağımsız bölümlere ilişkin ilk satışın gerçekleştirildiği tarih itibariyle” yapılacağı yönünde görüş açıklamıştır.
(Muzaffer KÜÇÜK Vergi Dünyası/Haziran 2014)

HASILAT PAYLAŞIMI SÖZLEŞMESİNE KONU OLAN ARSA İÇİN KDV
HESAPLANIP HESAPLANMAYACAĞI
Maliye Bakanlığı Özelgesi
Tarih   : 19.02.2014
Sayı : 84974990-130[01-2013/81]-109
Hasılat paylaşımı sözleşmesi kapsamında tapuda arsanın devriyle ilgili herhangi bir işlem yapılmaması halinde, arsanın inşaatı yapacak ve satış işlemlerini gerçekleştirecek şirkete satışından söz edilemeyeceğinden, arsa sahibinin mülkiyetinde kalması şartıyla, arsanın söz konusu şirkete bırakılması işlemi, teslim mahiyetinde olmadığından KDV’ye tabi olmayacaktır. Ancak inşa edilen bağımsız bölümlere ilişkin ilk satışın gerçekleştirildiği tarih itibarıyla arsa sahibi adına ticari kazanç yönünden mükellefiyet tesis edilmesi gerekmektedir.
(Yaklaşım / Mayıs 2014)

ARSA KARŞILIĞI EDİNİLEN BAĞIMSIZ BÖLÜMLERİN SATIŞININ KDV’YE TABİ OLMADIĞI
Danıştay 4. Dairesi
Tarih : 16.05.2013
Esas No : 2012/3743
Karar No  : 2013/3494
Sahip olunan arsaların kat karşılığı inşaat ve satış vaadi sözleşmesi ile müteahhide verilmesi sonucu elde edilen bağımsız bölümlerin satışının, ticari amaç dışında sahip olunan servetin değerlendirilmesine yönelik olduğunun, diğer bir ifade ile servetin nitelik değiştirmesinden ibaret olduğunun kabulü gerektiği ve gayrimenkullerin satışından elde edilen kazanç ticari kazanç olarak nitelendirilerek davanın reddedilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı hk.
(Yaklaşım / Mayıs 2014)

4.3. Konut Yapı Kooperatiflerinin Arsa (Kat) Karşılığı İnşaat İşlerinde KDV Uygulaması
Arsa kat karşılığı inşaat işleri; arsa sahibi tarafından müteahhide arsa teslimi ile müteahhit tarafından arsaya karşılık olarak arsa sahibine konut veya işyeri teslimi şeklinde iki ayrı teslimden oluşmaktadır.
Bu kapsamdaki işlemler teslim mahiyetinde olduğundan kat karşılığı inşaat işlerinde konut yapı kooperatiflerine ifa edilen bir inşaat taahhüt işinden söz edilemez.
Diğer taraftan, üzerinde kat irtifakı kurulan konut yapı kooperatifine ait arsaların, muhtelif müteahhit firmalara ya da diğer konut yapı kooperatiflerine inşaat yapılmak üzere teslimi de inşaat taahhüt işi kapsamında mütalaa edilmez. Müteahhit firmalar veya konut yapı kooperatifleri tarafından bir konut yapı kooperatifine ait arsalar üzerinde yapılacak olan konutlar için kat karşılığı anlaşma yapılması durumunda, yapı sahibi kooperatife konut tesliminde istisna ya da inşaat taahhüt işi kapsamında indirimli oran uygulamasından söz edilemeyeceği için genel hükümler çerçevesinde KDV hesaplanır.
(KDV UYGULAMA TEBLİĞİ)
8.1. Arsa Sahibi Tarafından Müteahhide Arsa Teslimi
Arsanın bir iktisadi işletmeye dahil olması veya arsa sahibinin arsa alım satımını mutat ve sürekli bir faaliyet olarak sürdürmesi halinde, konut veya işyeri karşılığı müteahhide yapılan bu arsa teslimi KDV’ye tabidir.
Ancak arsa sahibinin, gerçek usulde mükellefiyetini gerektirmeyecek şekilde, arızi bir faaliyet olarak arsasını daire veya işyeri karşılığında müteahhide tesliminde vergi uygulanmaz.
8.2. Müteahhit Tarafından Arsa Sahibine Konut veya İşyeri Teslimi
Müteahhit tarafından arsa sahibine arsanın karşılığı olarak yapılan teslimlerde, emsal bedel üzerinden KDV uygulanır.
(KDV UYGULAMA TEBLİĞİ)
ARSA KARŞILIĞI EDİNİLEN BAĞIMSIZ BÖLÜMLERİN SATIŞINDAN ELDE EDİLEN KAZANCIN TİCARİ KAZANÇ OLMADIĞI
Danıştay 4. Dairesi
Tarih    : 07.02.2013
Esas No         : 2012/6722
Karar No  : 2013/547
Kişinin kat edinme karşılığı arsasını müteahhide vermesi ve inşa edilen binada kat sahibi olması servetin değerlendirilmesi, servetin biçim değiştirmesi olup, ticari bir organizasyon ve devamlılık olmaksızın satın aldığı bir arsa için kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapmak suretiyle maliki olduğu dairelerin satışı ile elde ettiği gelirin ticari kazanç olarak kabul edilmeyeceği hk.
(Yaklaşım / Nisan 2014) 
ARSA KARŞILIĞI İNŞA EDİLEN BİNANIN BAĞIMSIZ BÖLÜMLERİNDEN ARSA SAHİBİNE YAPILAN TESLİMLERDE KATMA DEĞER VERGİSİ
Danıştay 4. Dairesi
Tarih        : 21.11.2013    Esas No   : 2010/3166    Karar No  : 2013/8525
Arsa karşılığı inşa edilen binanın bağımsız bölümlerinden arsa sahiplerine yapılan işyeri tesliminin katma değer vergisine tabi olduğu yönünde bir düzenleme getirilmeden, yönetmelikte yer alan düzenleme esas alınmak suretiyle tahakkuk ettirilen katma değer vergisinde yasaya uygunluk bulunmadığı hk.
(Yaklaşım Mart 2014)
Kat Karşılığı İnşaat İşlerinde Katma Değer Vergisi Açısından Özellikli Konular
Kat karşılığı inşaat işlerinde katma değer vergisi, arsanın müteahite teslimi ve arsa karşılığı birimlerin arsa sahibine teslimi olmak üzere iki şekilde ortaya çıkmaktadır.
Arsa bir işletmenin aktifine kayıtlı değilse veya arsa alım satım işi devamlılık arz etmiyorsa arsa teslimi katma değer vergisine tabi değildir. Eğer işletmenin aktifine kayıtlı bir arsa müteahhide verilip karşılığında bağımsız bölüm alınıyorsa arsanın verilmesi katma değer vergisine tabidir. Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17/4-r maddesinde belirtilen istisna kapsamından yararlanılması kat karşılığı inşaat işlerinde söz konusu değildir.
Arsa karşılığında arsa sahibine verilen bağımsız bölümlerin teslimleri ise ticari faaliyet kapsamında ve devamlı nitelikte olduğundan katma değer vergisine tabidir. Burada arsa karşılığı inşa edilen bağımsız bölümlerin tesliminde de katma değer vergisi matrahı, emsal bedeldir.
Suat SARIGÜL (Vergi Müfettişi) Yaklaşım Kasım 2013
Arsa payı karşılığında inşaat sözleşmesi nedir?
Bu sözleşmelerde, arsa sahibinin arsası üzerine müteahhitçe kat (konut veya işyeri) inşa edilmekte, arsa sahibi, sözleşmeyle müteahhide vermeyi kabul ettiği bağımsız bölümlerin arsa payları üzerine, ileride kat mülkiyetine dönüştürülmek üzere, kat irtifakı tesis ettirerek müteahhide devretmekte veya devir konusunda vekâletname vermekte, ancak kendisine kalacak bağımsız bölümlerin arsa pay­ları ise kendi mülkiyetinde kalmaktadır. Hatta bazen arsa sahipleri müteahhidin payına düşen arsa paylarını da kendi mülkiyetlerinde tutmakta, müte­ahhide sözleşme ile verilmesi gereken bölümlerin tapu devrini müteahhidin alıcılarına satış işlemi sırasında müteahhit adına kendi­leri yapmaktadırlar. Müteahhitler ise kendilerine kalacak olan bağımsız bölümleri dilerlerse inşaatın başlangıcından itibaren kat irtifakı tapusu ile üçüncü şahıslara satabilmektedirler.
Arsa sahibi tarafından müteahhide arsa teslimi KDV’ne tabi midir?
Arsanın bir iktisadi işletmeye dahil olması veya arsa sahibinin arsa alım satımının mutad ve sürekli bir faaliyet olarak sürdürülmesi halinde, müteahhide yapılan arsa teslimi katma değer vergisine tabidir. Ancak arsa sahibinin, gerçek usulde mükellefiyetini gerektirmeyecek şekilde, arizi bir faaliyet olarak arsasını daire veya işleri karşılığında müteahhide tesliminde vergi uygulanmayacaktır.
Müteahhit tarafından arsa sahibine konut veya işyeri teslimi KDV’ne tabi midir?
Müteahhit tarafından arsa sahibine, arsanın karşılığı olarak yapılan 150 m2'ye kadar konut teslimlerine katma değer vergisi uygulanmayacaktır. (Yapı ruhsatı 1.1.2013 tarihine kadar alınan konut inşaat projelerinde lüks veya birinci sınıf inşaat olarak yapılanlar KDV’ne tabi olacağı için bunlar hariç) Müteahhit tarafından arsa sahibine yapılan işyeri veya 150 m2'den büyük konut teslimlerinde ise emsal bedel üzerinden katma değer vergisi uygulanacaktır.
Müteahhit tarafından arsa sahibine teslim edilen 150 m2'ye kadar konutlar dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisi indirilebilir mi?
Müteahhit tarafından arsa sahibine teslim edilen 150 m2'ye kadar konutlar dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisi indirilemeyecek, (Yapı ruhsatı 1.1.2013 tarihine kadar alınan konut inşaat projelerinde lüks veya birinci sınıf inşaat olarak yapılanlar KDV’ne tabi olacağı için bunlar hariç) bu vergiler gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınacaktır. Ancak yüklenilen vergilerden, işyeri veya 150 m2'den büyük konutlara isabet eden kısım indirim konusu yapılabilecektir.
Arsa sahibi tarafından müteahhide arsa tesliminde ve müteahhit tarafından arsa sahibine konut veya işyeri tesliminde KDV ne zaman hesaplanacaktır?
26 nolu KDV Genel Tebliğine göre, arsa karşılığı inşaat işlerinde vergiyi doğuran olay, müteahhidin arsa karşılığı konut, işyeri gibi bağımsız birimleri arsa sahibine teslimiyle gerçekleşmektedir. Bu tarih itibariyle arsa açısından da vergiyi doğuran olay vuku bulmaktadır. Taşınmazda teslim kural olarak tapuya tescil ile gerçekleşmekle birlikte, tapuya tescilden önce bağımsız birimlerin alıcının tasarrufuna terk edilmesi durumunda da vergiyi doğuran olay gerçekleşmektedir.
Gerçek kişilerin müteahhitlere verdikleri arsa karşılığında aldıkları daire ve dükkanlar vergiye tabi midir?
Gerçek kişiler müteahhite verdikleri arsa karşılığında aldıkları daire ve dükkanları sattıkları anda değer artış kazancı elde ederler ve gelir vergisine tabi olurlar. Söz konusu daire ve dükkanlar arsanın iktisap tarihinden itibaren beş yıl (1 Ocak 2007’den önce edinilenlerde dört yıl) geçtikten sonra satılırsa değer artış kazancından istisna tutulurlar.
Gerçek kişilerin müteahhitlere verdikleri arsa kendilerine miras yoluyla kalmışsa
Gerçek kişilerin müteahhitlere verdikleri arsa kendilerine miras yoluyla kalmışsa daire ve dükkanların satışından elde edilecek gelir değer artış kazancından istisnadır.
Arsa karşılığı alınan daire ve dükkanların yıl içinde birden fazlasının satılması veya arka arkaya her yıl en az bir daire veya dükkan satılması
Arsa karşılığı alınan daire ve dükkanların yıl içinde birden fazlasının satılması veya arka arkaya her yıl en az bir daire veya dükkan satılması halinde elde edilen kazanç ticari kazanç kabul edilerek hem gelir vergisine hem de KDV’ne tabi tutuluyor.
Gerçek kişilerin arsayı müteahhite “hasılat paylaşımı” karşılığı vermesi
Son yıllarda arsa sahipleri, arsalarını, tamamlanmış daire ve dükkanların satış bedelinin (satış hasılatının) belli bir yüzdesi (örneğin yüzde 45’i ya da 55’i) karşılığında vermektedirler. Arsa karşılığı hasılat paylaşımı yönteminde, arsanın mülkiyeti iş bitinceye kadar sözleşme ile arsa sahibi üzerinde kalmaktadır. Arsa sahibi, inşaat devam ederken inşaat firmasının anlaştığı kişilere “kat irtifaklı arsa tapusu” vermektedir.
Hasılat paylaşımı yönteminin hukuki niteliği
Arsa karşılığı daire veya dükkan yönteminde arsanın karşılığı ayni olarak tahsil edilmekte olup esasen trampa mahiyetindedir. Hasılat paylaşımı ise özünde arsanın nakit karşılığı satışıdır. (Gelir İdaresi Başkanlığı, 60 No.lu KDV Sirküleri’nde hasılat payı karşılığı arsa satışı olayını “arsa karşılığı daire verilmesi” olarak değerlendirmiştir.)
Hasılat paylaşımı yönteminin KDV avantajı
Müteahhidin, daire ve dükkanları satarak, hasılatın belli bir yüzdesini arsa sahibine vermesi, arsa teslimi yönünden KDV’ye tabi değildir Ancak arsa sahibinin arsa alım-satımını sürekli ve mutad bir faaliyet olarak sürdürdüğü durumlarda, olay ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirileceği için KDV’ye de tabi olacaktır.
Hasılat paylaşımı yönteminde KV ve KDV istisnalarının uygulanamayacağı hakkında bir özelge
Maliye Bakanlığı, “şirket faaliyetleri arasında taşınmaz ticareti ve kiralaması bulunmasa dahi kurumlar vergisine tabi şirketlerin aktifinde en az iki tam yıl süreyle kayıtlı bulunan arsaların hasılat paylaşımı modeliyle satışı halinde, taşınmaz ticareti yapılmış olacağı gerekçesiyle kurumlar vergisi ve KDV istisnalarının uygulanamayacağı” görüşündedir. Adı geçen Bakanlığın konu ile ilgili olarak verdiği bir Özelge’nin tam metni aşağıdadır:
“Özelge talep formunda, şirketinizin aktifinde iki tam yıldan uzun süredir kayıtlı bulunan ve üzerinde üretim tesislerinin de yer aldığı arsayı “hasılat paylaşımı” modeliyle, bir inşaat şirketine satmayı düşündüğünüzü belirterek; satış sonrası oluşacak gayrimenkul satış kazancının, kurumlar vergisinden ve arsa tesliminin katma değer vergisinden istisna olup olmadığı konusunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.
Kurumlar Vergisi Kanunu Yönünden;
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 6. maddesinde kurumlar vergisinin mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.
Anılan Kanunu’nun 5. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların % 75’lik kısmının kurumlar vergisinden istisna olduğu hükme bağlanmıştır. Aynı bentte, istisnanın uygulanmasına ilişkin şartlar sayılmış olup, menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançların istisna kapsamı dışında olduğu belirtilmiştir.  İstisnanın uygulanmasına ilişkin açıklamalar, 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin; “5.6. Taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan hakları satış kazancı istisnası” başlıklı bölümünde yapılmış bulunmaktadır.
Özelge talep formunuzun incelenmesinden, şirketinizin aktifinde iki tam yıldan uzun süredir kayıtlı bulunan ve üzerinde üretim tesislerinizin de yer aldığı arsayı “hasılat paylaşımı” modeliyle, bir inşaat şirketine satmayı düşündüğünüz, bu modelde şirketiniz adına inşaat ruhsatının  alınacağı ve bağımsız bölümlerin kat irtifakının kurulacağı, kat irtifaklarının nihai alıcıya her bir satışta ayrı ayrı olmak üzere tapu devirlerinin şirketiniz tarafından yapılacağı, tapu devirleri sonrasında inşaat şirketine hasılat paylaşımına göre arsa faturası kesileceği belirtilmiştir.
Bu durumda, her ne kadar firmanızca yapılan arsa tesliminde inşaa edilen bağımsız bölümler yerine bunların satışından elde edilen hasılattan pay alınmış olsa da, aslında yapılan işin arsa karşılığı inşaat olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Buna göre,  arsa satışında uygulayacağınız hasılat paylaşımı modeliyle, taşınmaz ticareti yapmış olacağınızdan, bu satış nedeniyle oluşacak kazanca, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan istisnanın uygulanması mümkün değildir.
Katma Değer Vergisi Yönünden;
Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17/4-r maddesinde, kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimleri katma değer vergisinden istisna tutulmuş; istisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz ve iştirak hisseleri teslimlerinin istisna kapsamı dışında olduğu belirtilmiştir.
Bu hüküm gereğince, şirketinizce inşaat şirketine hasılat paylaşım modeli kapsamında arsa satış işlemi ticari faaliyet olarak değerlendirileceğinden, satış işleminde Kanun’un 17/4-r maddesindeki “en az iki tam yıl süreyle mülkiyette bulunan taşınmazların satışı”na ilişkin istisna hükmünden, aynı bendin ikinci fıkrası gereğince faydalanmanız mümkün değildir.” (GİB., Büyük Mükellefler VDB’nin, 18.04.2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.99.16.02-KVK-5/1-e-102 sayılı Özelgesi.)






AR-GE

AR-GE HARCAMALARININ GİDERLEŞTİRİLMESİ Mİ YOKSA AMORTİSMAN
YOLUYLA İTFA EDİLMESİ Mİ GEREKİR ?
Kurumların Ar-Ge harcamaları sonucunda fikri mülkiyet hukuku çerçevesinde bir gayri maddi hak (imtiyaz, ticari marka, patent, lisans, faydalı model) elde etme beklentisi varsa gerçekleşen harcamanın aktifleştirilmesi ve dönemsellik ilkesine uygun olarak amortisman yoluyla itfası, eğer gayri maddi bir hak oluşması beklentisi yoksa doğrudan gider yazılması mümkün olup, 5520 sayılı KVK, 1 seri numaralı KVK GT, 5746 sayılı Kanun bu sistematiğe göre düzenlenmiştir.
Yapılan Ar-Ge projelerinde herhangi bir şekilde bir gayri maddi hak oluşması zorunluluğu yoktur. Kaldı ki böyle bir bilgiye ulaşılmış olduğu varsayılsa dahi söz konusu bilgi birikiminin ticari marka, patent veya lisans ile tescil altına alınmadığı ve bu suretle üçüncü kişilere karşı korunmadığı sürece gayri maddi hak olarak değerlendirilmesi doğru değildir. Şirketlerin bu şekilde sahip olduğu gizli bilgileri veya üretim yönteminin ancak üçüncü bir kişiye know-how sözleşmesi ile kullandırılması halinde gayri maddi haktan söz edilebilir.
Şirket tarafından geliştirilen ve ilgili kurul değerlendirmelerinden geçen Ar-Ge projelerine ilişkin olarak yapılan harcamalar sonucunda herhangi bir gayri maddi hak beklentisi oluşmadığı için aktifleştirilmesi gerekmeyen harcamaların araştırma ve geliştirme gideri olarak dikkate alınması gerekir. VUK'a göre amortismana tabi tutulması gereken maddi duran varlık ve benzeri harcamalar ise amortisman yoluyla itfa edilmelidir.
(Şaban KÜÇÜK MDERGI Mart 2015)

5746  SAYILI KANUN KAPSAMINDA YARARLANILACAK AR-GE İNDİRİMİNDE TÜBİTAK HİBELERİNDE TAHSİL VE TAHAKKUK ESASI
TÜBİTAK tarafından yapılan ödemeler genellikle “Proje Harcamaları Değerlendirme ve Tasdik Raporlarının” TÜBİTAK’a gönderilmesinden sonra yapılmaktadır. Değerlendirme sonucunda, projelere ilişkin ödemeler projenin yapıldığı hesap döneminde olabildiği gibi bir sonraki hesap dönemine de sarkabilmektedir. Ar-Ge indirimi tutarının hesaplanması açısından, ilgili hesap dönemi içinde tahsil edilen hibelerle ilgili sorun oluşmamaktadır. Ancak henüz tahsil edilmemiş ve tahakkuk etmiş hibelerle, tahsil edilmesine rağmen ilgili hesap döneminden sonra elde edilmiş hibeler için ne yapılacağı hususu sorun olarak ortaya çıkmaktadır.
Sonuç itibariyle, mükelleflerin Ar-Ge indirimi olarak dikkate alabileceği tutar hibe şeklinde verilen destek tutarlarının dışında kalan tutarlar olmalıdır. Her ne kadar ödemeler bir sonraki yıla sarkmış olsa da yapılan hibe şeklindeki desteklerin Ar-Ge harcamaları tutarından düşülmesi gerekir. Netice itibariyle alınan hibe şeklindeki destekler dikkate alınarak buradaki tutar Ar-Ge harcamalarından düşülür ve Ar-Ge indirimine esas tutar belirlenir.
(Haluk ÖZTÜRK VSD Eylül 2014)


TÜBİTAK’TAN ALINAN SANAYİ AR-GE DESTEKLERİNİN VERGİ UYGULAMALARI YÖNÜNDEN MUHASEBELEŞTİRİLMESİNE BAKIŞ

Ülkemizde Ar-Ge faaliyetlerini destekleyen devlet kuruluşlarından biri olan TÜBİTAK, ülkemiz sanayi kesiminin Ar-Ge’ye daha fazla kaynak ayırmasını özendirmek, sanayi kuruluşlarının kendi arasında ve üniversitelerle daha yakın işbirlikleri ve ortaklıklar sağlamasını teşvik etmek amacıyla; kurumların proje esaslı Ar-Ge ve yenilik projelerini “1501- TÜBİTAK Sanayi Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı” aracılığı ile %60’a varan oranda hibe şeklinde destekleyebilmektedir.
TÜBİTAK tarafından sanayi kuruluşlarına yönelik sağlanan 1501- TÜBİTAK Sanayi Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı hakkında kısa bilgilendirmeler yapılmış ve akabinde hibe şeklinde TÜBİTAK’tan destek alan kurumlar vergisi mükelleflerinin bu destekleri muhasebeleştirme işlemleri sırasında dikkate alacakları esas ve usuller 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ile 5746 Sayılı Ar-Ge Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde karşılaştırmalı olarak ortaya konmaya çalışılmıştır.
(Abdullah KİRAZ E.Gelirler Baş kontrolörü, Vergi Başmüfettişi- Vergi Sorunları Dergisi Aralık 2013)


ANONİM ŞİRKETLER

Anonim Şirket Ortakları Belirli Konuların Denetlenme-Sini İsteyebilirler mi?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre, anonim şirket pay sahiplerinden herhangi biri, pay sahipliği haklarının kullanılabilmesi için gerekli olduğu takdirde ve bilgi alma veya inceleme hakkı daha önce kullanılmışsa, belirli olayların özel bir denetimle açıklığa kavuşturulmasını genel kuruldan talep edebilir. Genel kurul, bu talebi oylamak zorundadır. Yapılacak oylama sonucunda, genel kurulun talebi onaylaması durumunda, şirket ya da pay sahiplerinden herhangi birisi, otuz gün içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden bir özel denetçi atanmasını isteyebilir.
Genel kurulun pay sahibinden gelen özel denetim istemini reddetmesi halinde ise, halka açık olmayan anonim şirketlerde sermayenin en az onda birini, halka açık anonim şirketlerde ise yirmide birini oluşturan pay sahipleri veya paylarının itibarî değeri toplamı en az bir milyon Türk Lirası olan pay sahipleri üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinden özel denetçi atamasını isteyebilirler. Genel kurul kabul etsin ya da etmesin, özel denetçi sadece mahkeme tarafından atanır, şirket genel kurulu tarafından seçilemez. Ancak, yasa koyucu, özel denetim talebinin kötüye kullanılması ve şirkete zarar vermesi tehlikesinin azaltılması amacıyla, pay sahibinin özel denetim talebinde bulunmasını bir ön şarta bağlamıştır. Bu nedenle, pay sahibinin yahut azlığın, özel denetim istemeden önce, bilgi alma veya inceleme hakkını kullanması gerekir.
(Soner ALTAŞ Yaklaşım / Ocak 2016)

Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyelerine Ödenen Huzur Hakları
Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerine ödenen huzur hakları varsa şirket ana sözleşmesine, yoksa genel kurul kararlarına göre ödenmesi gerekmektedir.
Eski 6762 sayılı TTK’da huzur hakkının her oturum başına verileceğine ilişkin açık hüküm bulunurken, YTTK’nın 394. maddesi yönetim kurulu üyelerine, yönetim kurulu toplantılarına katılmadan huzur hakkı ödeneceğine ilişkin bir anlam taşımamaktadır.
Şirket ana sözleşmesine veya genel kurul kararı uyarınca yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı ödenebilmesi için yönetim kurulu üyelerinin toplantılara katılmaları ve toplantı başına huzur hakkı almaları gerektiği aksi halde yapılan ödemelerin transfer fiyatlandırılması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı nedeniyle cezalı tarhiyata konu olabileceği görüşündeyiz.

(Mesut ÇIRAK Yaklaşım / Kasım 2015)

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’na Göre Anonim Şirketlerde Azınlık Pay Sahiplerinin Hakları (E-Yaklaşım)
Sermaye şirketlerinde çoğunluk ilkesinin geçerli olmasının sonucu olarak, çoğunluk ile azınlık pay sahipleri arasında ortaya çıkabilecek menfaat çatışmasını dikkate alan kanun koyucu, anonim şirketlerde tüm pay sahiplerine tanınan kişisel hakların dışında azınlık pay sahiplerine de belirli hak ve yetkiler tanımıştır. Bu çerçevede, Mülga Kanun ile karşılaştırıldığında Meri 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile azınlığa daha geniş ve yeni hak ve yetkiler sağlanmıştır. Bu hakların bir kısmı Türk Ticaret Kanunu ile doğrudan azınlık pay sahiplerine verilmiş, bazı hakların kullanımı için ise şirket anasözleşmesinde hüküm bulunma şartı getirilmiştir. Bu çerçevede, genel kurulu olağanüstü toplantıya davet ve gündeme madde ekletme, finansal tabloların müzakerelerini erteleme, anonim şirketin ya da şirketler topluluğunun denetçisinin görevden alınması ve yerine başka bir denetçi atanması davası açabilme, özel denetim isteme, nama yazılı hisselerin bastırılmasını talep etme, şirketin feshini talep etme ve kurucuların, ilk yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ibrasının engellenmesi haklarının Kanun’a dayalı olarak doğrudan azlığa verilen haklar olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, azınlığın yönetim kurulunda temsili ve aday önerebilmesi hakları anasözleşmede hüküm bulunmak şartıyla kullanılabilecek haklardır. Azınlık pay sahipleri bu denli önemli ve etkili haklara sahip olmakla birlikte, bu hakların kullanımı sonucunda kendileri tarafından istenmeyen sonuçlarla da karşılaşılabilecektir. Bu bağlamda, örneğin şirketin haklı sebeplerle feshini mahkemeden talep edilmesi halinde mahkeme; haklı sebeplerin varlığına kanaat getirse dahi şirketin devamına daha uygun olduğu kararına varırsa azınlık pay sahiplerinin paylarının ödenip şirketten çıkarılmalarına karar verebilecektir. Yine 6102 sayılı TTK’nın 208. maddesi uyarınca şirketler topluluğunda, azlık, dürüstlük kuralına aykırı davranıyor, şirketin çalışmasını engelliyor, fark edilir sıkıntı yaratıyor veya pervasızca hareket ediyorsa, hâkim şirketin, doğrudan veya dolaylı olarak bir sermaye şirketinin paylarının ve oy haklarının en az % 90’ına sahip olması halinde azlığın paylarını satın alabilecektir. Dolayısıyla, azınlığa verilen hakların dürüstlük ilkesi çerçevesinde ve yukarıda belirtildiği üzere hakkın kullanımının doğurabileceği olumsuz sonuçların da göz önüne alınması suretiyle kullanılması önem taşımaktadır.
(Kadir ÖZDEMİR E-Yaklaşım / Eylül 2015) 

Anonim Şirketlerde Rüçhan Hakkı
Sermaye şirketlerinde pay sahiplerinin toplam sermaye içindeki payı esas itibariyle haiz olacakları haklar konusunda da belirleyici olduğundan şirketçe sermaye artırımı nedeniyle çıkarılacak yeni payların öncelikli alımı anlamına gelen rüçhan hakkı da pay sahibinin şirket sermayesi içindeki payına paralel olarak artacaktır. Ticaret Kanunu’nda her pay sahibinin rüçhan hakkını haiz olduğu belirtilmiş olmakla birlikte bu hakkın kısmen kısıtlanmasına veya tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik de bazı hükümlere yer verilmiştir. Buna göre haklı sebeplerin mevcut olması ve asgari, esas sermayenin yüzde altmışının olumlu oyunun sağlanması halinde bu hakkın kısıtlanması veya bertaraf edilmesi mümkün olabilecektir. Şirket genel kurulunun gerek haklı sebep olmaksızın ve gerekse yasada belirtilen nisaplar gözetilmeksizin rüçhan hakkını kısıtlamaya veya kaldırmaya yönelik karar almış olması ise bu husustaki genel kurul kararının iptali veya butlanını gündeme getirebilecektir.
(Özdem SATICI TOPRAK Yaklaşım / Nisan 2015) 

ANONİM VE LİMİTED ŞİRKETLERDE SINIRLI TEMSİLE İLİŞKİN İÇ YÖNERGE
DÜZENLEMESİ VE BUNUN UNSURLARI
6552 sayılı Torba Kanun ile Türk Ticaret Kanununa eklenen hükümler ile anonim ve limited şirketlerde, murahhas üye ve müdürler ile ticari mümessil ve ticari vekiller dışında, temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerinin/müdürlerin veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olanların sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atanabilmesi mümkün hale gelmiştir. Artık anonim ve limited şirketlerde temsil yetkisine konu ve miktar bakımından sınırlama getirilebilecektir. TTK'nın 371/VII ve 629/III. maddeleri kapsamında anılan şirketlerde sınırlı yetkiye sahip temsilci atanabilmesi için; söz konusu temsilcilerin görev ve yetkilerinin bahsi geçen Kanunun 367. maddesine göre hazırlanacak iç yönergede açıkça belirlenmesi, dolayısıyla bir iç yönerge hazırlanması, iç yönerge hazırlayabilmek için esas sözleşmede yetki devrine izin veren bir hükmün olması, esas sözleşmede böyle bir hüküm yoksa sözleşme değişikliğine gidilmesi, iç yönergenin tescil ve ilan edilmesi, sınırlı yetkili kimselerin anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde ise müdürler tarafından atanması ve yine atananların da tescil ve ilan ettirilmesi gerekmektedir.
Kanaatimizce iç yönergenin tamamının tescil ve ilan edilmesine gerek bulunmamaktadır; sadece sınırlı yetkili olarak   atanacakların görev ve yetkilerinin yer aldığı bölümün tescil ve ilanı yeterlidir. Ancak  uygulamaya  yön  vermek  bakımından TTK'nın 210/I. maddesi bağlamında Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca söz konusu hususun ikincil düzenlemeyle açıklığa kavuşturulması uygun olacaktır.   
Anonim ve limited şirketlerde kural olarak kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hali hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu değilken, TTK md. 371/VII'de yapılan özel düzenleme nedeniyle yönetim kurulu üyeleri/müdürler, sınırlı yetkili olarak atananların şirkete ve üçüncü kişilere verecekleri her tür zarardan dolayı kusur şartı aranmaksızın müteselsilen sorumlu olacaktır.
(Mustafa YAVUZ MDERGI Mart 2015)

Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Özen ve Bağlılık Yükümlülüğü İle Bu Yükümlülüğün İstisnaları
Özen ve bağlılık yükümlülüğü kuralına göre, anonim şirket yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişiler, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar. Bu kuralın istisnası şirketler topluluğu açısından geçerlidir. Bir ticaret şirketi bir sermaye şirketinin paylarının ve oy haklarının doğrudan veya dolaylı olarak yüzde yüzüne sahipse, hâkim şirketin yönetim kurulu, topluluğun belirlenmiş ve somut politikalarının gereği olmak şartıyla, kaybına sebep verebilecek sonuçlar doğurabilecek nitelik taşısalar bile, bağlı şirketin yönlendirilmesine ve yönetimine ilişkin talimat verebilir. Bağlı şirketin organları talimata uymak zorundadır. Ayrıca diğer bir istisna olarak, şirketler topluluğunda bağlı şirketin yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri ve sorumlu tutulabilecek ilgililer, talimatlara uymaları nedeniyle, şirkete ve pay sahiplerine karşı sorumlu tutulamazlar.
(Ufuk ÜNLÜ Yaklaşım / Şubat 2015) 

ANONİM VE LİMİTED ŞİRKETLERDE ŞUBE AÇILIŞI İLE ŞUBELERİN UNSURLARI, SONUÇLARI VE KAPANIŞI 
Anonim ve limited şirketler, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve bu Kanuna istinaden Bakanlar Kurulunca çıkarılmış olan Ticaret Sicili Yönetmeliği hükümlerine göre ihtiyaç duydukları yerlerde bir veya daha fazla sayıda şube açabilir. Şubelerin temel özellikleri; iç ilişkilerde merkeze bağlı olması, dış ilişkilerde ise bağımsız olarak faaliyet göstermesi, kendi başına sınai veya ticari faaliyette bulunabilmesi, merkez ile şube arasında yer ayrılığının bulunmasıdır. Şubenin varlığı için muhasebe kayıtlarının şubede tutulması ve bağımsız bir sermayeye sahip olunması şart değildir. Şube açılışı için öncelikle anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde genel kurul karar almalı ve bu karar notere onaylattıktan sonra ticaret siciline tescil ve ilan ettirilmelidir.
Şube olmanın sonuçları; bulundukları yerdeki ticaret siciline tescil ettirilme, merkezin ticaret unvanını kullanma, bulundukları yerdeki ticaret ve/veya sanayi odalarına üye olma, şubenin bulunduğu yer mahkemesinde dava açılabilme, bazı işlemlerin hem merkezde hem de şubede yapılması şeklinde sıralanabilir.
Unutulmamalıdır ki, şube açılışı ve kapanışının tescil ve ilan ettirilmesi yanında, bu durum mevzuatta öngörülen süreler içerisinde de ilgili Vergi Dairesi Başkanlığına ve Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne bildirilmelidir. Aksi takdirde şirket yöneticileri değişik yaptırımlarla karşı karşıya kalabilecektir.
(Mustafa YAVUZ MDERGI Kasım 2014)

ANONİM ŞİRKETİ TEMSİLDE KAÇ İMZA GEREKİR ?
6762 sayılı eski Ticaret Kanunu anonim şirket yönetim kurulunun en az üç üyeden oluşması şart koşmakta iken, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu tek üyeli yönetim kuruluna izin vermiştir. Anonim şirketin temsil organı yönetim kuruludur. Tek üyeli yönetim kuruluna sahip anonim şirketlerde, temsil yetkisi tek imza ile kullanılır. Birden fazla üyeye sahip yönetim kurullarında ise, şirket esas sözleşmesinde aksine hüküm yok ise, temsil yetkisi çift imza ile kullanılır. Ancak, şirket esas sözleşmesine konulacak bir hüküm ile birden fazla üyeli yönetim kuruluna sahip anonim şirketlerde de tek imza sisteminin belirlenmesi mümkündür. Yönetim kurulu, temsile yetkili kişileri ve bunların temsil şekillerini gösterir kararının noterce onaylanmış suretini, tescil ve ilân edilmek üzere ticaret siciline verir. Yönetim kurulu üyeliklerinde ve temsil yetkisinde yaşanan değişiklikler de aynı usulle tescil ve ilan edilir.
Bununla birlikte, uygulamada zaman zaman birden fazla üyesi olan yönetim kurullarında, şirket esas sözleşmesinde herhangi bir hüküm bulunmadığı halde, yönetim kurulu üyelerinin her birine münferit (tek) imza yetkisi verilmesi sözkonusu olabilmektedir. Oysa, tek imzalı temsil yetkisinin tescili taleplerinde, şirketin esas sözleşmesine bakılması ve eğer yönetim kurulu tek üyeden oluşmuyorsa temsilde tek imza sisteminin benimsendiği şeklinde şirket sözleşmesinde hüküm bulunup bulunmadığının araştırılması, böyle bir hüküm yok ise tescil ve ilan talebinin ticaret sicili müdürlükleri tarafından reddedilmesi gerektiği kanısındayız. Dolayısıyla, yönetim kurulu birden fazla üyeden oluşan anonim şirketlerde, eğer tek imza sistemi de kullanılmak isteniyorsa, şirketin esas sözleşmesinde değişikliğe gidilerek bu konuda açık bir hükmün sözleşmeye konulması gerekir.
(Soner ALTAŞ MDERGI Kasım 2014)

Anonim Şirket Genel Kurulunun Münferit Pay Sahipleri ve Azlık Tarafından Toplantıya Çağrılması
Anonim şirketlerde genel kurulu toplantıya davet etme görev ve yetkisi kural olarak anonim şirket yönetim kuruluna aittir.Ancak, anonim şirket yönetim kurulunun devamlı olarak toplanamaması ya da toplantı nisabının oluşmasına imkân bulunmaması veya mevcut olmaması durumlarında, pay sahiplerinden her biri mahkemeye müracaat edip izin almak suretiyle genel kurulu toplantıya çağırabilir. Ayrıca, kapalı anonim şirketlerde sermayenin en az %10’unu, halka açık şirketlerde ise sermayenin en az %5’ini oluşturan pay sahipleri, “gerektirici sebepleri ve gündemi” yazılı olarak belirtmek koşuluyla yönetim kurulundan, enel kurulu toplantıya çağırmasını veya genel kurul zaten toplanacak ise, karara bağlanmasını istedikleri konuları gündeme koymasını isteyebilirler. Çağrı ve gündeme madde konulması talebi noter aracılığıyla yapılır.
Azlık tarafından yapılan çağrı talebi, yönetim kurulu tarafından kabul edildiği takdirde, genel kurul en geç kırkbeş gün içinde yapılacak şekilde yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılır. Bu sürenin geçirilmesi halinde ise çağrı azlık pay sahiplerince yapılır. Azlığın çağrı veya gündeme madde konulmasına ilişkin talepleri yönetim kurulu tarafından reddedildiği veya taleplerine yedi iş günü içinde olumlu cevap verilmediği takdirde, aynı pay sahipleri, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurarak, genel kurulun toplantıya çağrılmasını talep edebilirler. Fakat, mahkemenin izin verebilmesi için yönetim kuruluna başvuru yolunun tüketilmiş olması gerekir. Bu nedenle, azlık pay sahiplerinin, mahkemeye müracaat etmeden önce Kanunun aradığı şartları yerine getirmeye ve şirket içi müracaat yollarını tüketmeye özen göstermeleri gerekir.
(Soner ALTAŞ E-Yaklaşım / Kasım 2014)

Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyelerinin İstifası
Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın her zaman üyelikten istifa edebilir. İstifanın kabulü için yönetim kurulu veya genel kurulca bir karar alınması gerekli değildir. İstifa iç ilişkide, bu yöndeki beyanın şirkete ulaşmasıyla hukuki sonuç doğurur. İstifanın dış ilişkide iyi niyetli üçüncü kişiler bakımından etkili olabilmesi için ise ticaret siciline tescili gerekir. İstifa için belli bir şekil şartı bulunmamakla birlikte, ispat açısından bu işlemin yazılı olarak yapılması ve hatta istifayı içeren yazılı beyanın noter kanalıyla veya iadeli taahhütlü mektupla şirkete gönderilmesi uygun olacaktır.
Yönetim kurulu üyelerinin kendi iradeleriyle her zaman istifa etmeleri mümkün ise de, uygun olmayan zamanda istifa edilmesi ve bundan dolayı şirketin zarara uğraması halinde ilgili üye, şirketin doğan zararını Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca gidermekle yükümlü olacaktır.
(Mustafa YAVUZ Yaklaşım / Ekim 2014)

ANONİM ŞİRKETLERDE NAMA YAZILI PAY SENEDİ ÇIKARILMASI
Ülkemizde, halka açık olmayan anonim şirketlerin büyük bir çoğunluğunun payları nama yazılıdır ve senede bağlanmamıştır. Ancak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, payları nama yazılı olan anonim şirketlerde pay senedi çıkarma zorunluluğunu bir koşula bağlanmıştır. Bu koşul, nama yazılı pay senetlerin bastırılması için azlığın talepte bulunmasıdır. Azlığın talebi halinde, sadece azlık için değil bütün nama yazılı pay sahipleri için pay senedi bastırılır ve sahiplerine dağıtılır. Azlığın böyle bir talepte bulunmaması durumunda ise, pay senedi bastırma zorunluluğu doğmaz.
Bastırılacak nama yazılı pay senetlerinde “şirketin ticaret unvanının, şirketin sermaye tutarının, şirketin kuruluş tarihinin, şirketin kuruluş tarihindeki sermaye tutarının, çıkarılan pay senedinin tertibinin, çıkarılan pay senedinin tertibinin tescili tarihinin, senedin türünün ve itibarî değerinin, senedin kaç payı içerdiğinin, senet sahibinin adının ve soyadının veya ticaret unvanının, senet sahibinin yerleşim yerinin, pay senedi bedelinin ödenmiş olan miktarının” belirtilmesi ve senedin şirket adına imza etmeye yetkili olanlardan en az ikisi tarafından imza edilmiş olması şarttır. TTK, ayrıca, baskı şeklinde imzanın delikli olmasını veya sahtekârlığı engelleyici diğer güvenlik önlemlerinin uygulanmasını zorunlu tutmaktadır. Dolayısıyla, yönetim kurulu, nama yazılı pay senetlerini bastırırken Kanunun aradığı şekil şartları başta olmak üzere diğer zorunlulukları yerine getirmeye özen göstermeli ve mahkeme sürecine intikal etmesinin doğuracağı zaman ve kaynak israfını önlemek adına azlığın nama yazılı pay senedi bastırma taleplerini sürüncemede bırakmaktan yahut geri çevirmekten kaçınmalıdır.
(Soner ALTAŞ Vergi Dünyası Ekim 2014)

TEK KİŞİLİK ANONİM ŞİRKETE DÖNÜŞÜM İÇİN NE YAPILMALIDIR ?
6762 sayılı eski Ticaret Kanunu anonim şirketlerde en az beş pay sahibinin bulunmasını şart koşuyor ve pay sahiplerinin beş kişiden aşağı düşmesi halini şirket için fesih sebebi sayıyordu. 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu ise hem tek pay sahipli anonim şirket kuruluşuna hem de birden fazla pay sahibi olan anonim şirketlerin tek kişilik şirkete dönüştürülmesine izin vermektedir. İster ETK'ya isterse TTK'ya göre kurulmuş olsun, birden fazla pay sahibi olan anonim şirketlerin tek pay sahipli anonim şirkete dönüştürülebilmesi için; öncelikle, şirketteki pay sahibi sayısı bire düşürülmeli veya düşmeli; pay sahibi sayısının bire düştüğü tarihten itibaren yedi gün içinde durum yönetim kuruluna yazılı olarak bildirilmeli ve yönetim kurulu bu yazılı bildirimi aldığı tarihten itibaren yedi gün içerisinde, şirketin tek ortaklı bir anonim şirket olduğunu, bu tek pay sahibinin adını ve soyadını veya unvanını, kimlik numarasını, yerleşim yerini veya merkezini, vatandaşlığını, ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan ettirmelidir. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde doğacak zarardan, bildirimde bulunmayan pay sahibi ve tescil ve ilanı yaptırmayan yönetim kurulu sorumlu olur.
Dolayısıyla, tek pay sahipli anonim şirkete dönüşümde esas önem arz eden koşul, şirketin paylarının tek kişide toplanması ve pay sahibi sayısının bire düşmesidir; diğerleri fiili durumun tescilidir. Anonim şirket pay sahibi sayısının bire düşürülmesinde kullanılacak en pratik yöntem; payların ve çıkarılmışsa pay senetlerinin devridir. Pay ve pay senetleri usulüne uygun olarak devredildikten ve şirketin onayına bağlandığı hallerde gerekli onay kararları alındıktan sonra pay devirleri şirketin pay defterine kaydedilir ve yönetim kurulu tarafından şirketin tek pay sahipli bir anonim şirket olduğu tescil ve ilan ettirilir. TTK ile getirilen bu imkâna karşılık, anonim şirket, tek pay sahibi kendisi olacak şekilde, tek pay sahipli bir şirket olarak tescil edilemez. Çünkü, TTK, anonim şirketin, tek pay sahibi olacak şekilde kendi payını iktisap etmesini ve ettirmesini yasaklamıştır.
(Soner ALTAŞ LY Mevzuat Dergisi Haziran 2014)

Anonim Şirketlerde Gündeme Bağlılık İlkesinin İstisnaları
TTK’da yer alan gündeme bağlılık ilkesinin istisnaları şu şekilde sıralanabilir: Haklı sebebin varlığı halinde gündemde yer almasa bile genel kurulun yönetim kurulu üyelerini görevden alması, çağrısız genel kurullarda pay sahiplerinin tamamının hazır bulunması halinde gündeme oybirliği ile madde ilave edilmesi, her pay sahibinin, pay sahipliği haklarının kullanılabilmesi için gerekli olduğu takdirde ve bilgi alma veya inceleme hakkı daha önce kullanılmışsa, belirli olayların özel bir denetimle açıklığa kavuşturulmasını istemesi, finansal tabloların müzakeresi ve buna bağlı konuların genel kurulun bir karar almasına gerek olmaksızın toplantı başkanının kararıyla bir ay sonraya bırakılması, genel kurulda bilgi alma ve inceleme hakkının kullanımıdır. Ayrıca Sermaye Piyasası Kanunu’na göre halka açık şirketlerde Sermaye Piyasası Kurulu’nun görüşülmesini veya ortaklara duyurulmasını istediği hususların genel kurul gündemine alınması zorunludur.
(Mustafa YAVUZ Yaklaşım / Nisan 2014) 

Anonim Şirketlerde Özel Denetim İsteme Hakkı
Her pay sahibi gündemde olmasa dahi genel kuruldan özel denetçi atanmasını talep etmek hakkına sahiptir. Ancak, özel denetçi atama talebi genel kurulca reddedilen pay sahiplerinin mahkemece özel denetçi atanmasını sağlayabilmeleri için sermayenin en az onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini oluşturacak veya paylarının itibari değeri toplamı en az bir milyon Türk Lirası olacak şekilde örgütlenmeleri ve süresi içinde dava yoluna gitmeleri gerekmektedir.
Özdem SATICI TOPRAK  (Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Başmüfettişi) Yaklaşım Kasım 2013

ANONİM ŞİRKETLERDE SERMAYE TAAHHÜDÜNÜN YERİNE GETİRİLMEMESİNİN SONUÇLARI
Nakdi taahhüt edilen payların itibari değerlerinin en az %25’inin tescilden önce, kalanının ise tescili izleyen 24 ay içinde ödenmesi zorunludur.
Sermaye koyma borcunu süresi içinde yerine getirmeyen pay sahibi, ihtara gerek olmaksızın, temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. Diğer taraftan, anonim şirket, zararını ve pay sahibinin kusurunu ispatlamak şartıyla pay sahibi aleyhine tazminat davası açabilir. Bunun yanında, esas sözleşmede öngörülmesi şartıyla, temerrüt halinde pay sahipleri sözleşme cezası (cezai şart) ödemekle sorumlu tutulabilir. Iskatta ise yönetim kurulu, mütemerrit pay sahibini, iştirak taahhüdünden ve yaptığı kısmi ödemelerden doğan haklarından yoksun bırakmaya ve söz konusu payı satıp yerine başkasını almaya ve kendisine verilmiş pay senedi varsa bunları iptal etmeye yetkilidir.

Mustafa YAVUZ (Gümrük ve Ticaret Başmüfettişi) Vergi Dünyası Kasım 2013

AMORTİSMANLAR

Amortisman Ayrılabilmesi İçin Sabit Kıymetlerin İşletmede Fiilen Kullanılması Şart mıdır? (E-Yaklaşım)
Sabit kıymetler üzerinden amortisman ayrılabilmesine ilişkin olarak VUK’un 313. maddesinde “işletmede bir yıldan fazla kullanılan” ibaresine yer verilmiştir. Söz konusu madde lafzından ilk bakışta işletmede fiilen kullanılma şartının arandığı gibi bir sonuç çıkmaktadır. Ancak gerek 365 seri no.lu VUK Genel Tebliği’nde gerekse konuyla ilgili olarak verilmiş bulunan özelgelerde “sabit kıymetler üzerinden amortisman hesaplanabilmesi için bu kıymetlerin işletmede fiilen kullanılmaya başlanmasını beklemeye gerek bulunmadığı” ifade edilmektedir. Bu bağlamda usulüne uygun olarak envantere dahil edilen yani işletmenin tasarrufu altına girmek suretiyle defter kayıtlarına intikal ettirilen sabit kıymetler üzerinden aktife alınma tarihinden itibaren amortisman gideri hesaplanmaya başlanabilecektir.
(Zübeyir BAKMAZ E-Yaklaşım / Temmuz 2015)

TMS-16 ve VUK’a Göre Türkiye’de Uygulanan Amortisman Yöntemlerinin Gelir Tablosuna Etkisinin Karşılaştırılması (E_Yaklaşım)
Büyük üretim işletmelerinde, amortisman gideri daha da önemlidir. Çünkü, bu tip işletmelerde maddi duran varlık kullanımları yüksek düzeydedir. Bunun için üretim işletmeleri açısından mali durumlarını tespit edebilmek amacıyla amortisman giderini, belirlenen ekonomik ömürlere göre değil üretim miktarlarına göre hesaplamaları daha yerinde bir muhasebe politikası olacaktır. Çünkü maddi duran varlıklar için belirlenen ekonomik ömür çerçevesinde, her yıl eşit miktarda üretim yapılması olasılığı zayıftır. Böyle olsa dahi eskime payını üretim miktarlarıyla hesaplamak daha sağlıklı ve güvenilir bilgi edinilmesini sağlayacaktır. Bunu bize sağlayacak hesaplama yöntemi ise TMS-16’da bulunan üretim miktarı yöntemidir.
Sonuç olarak; üretim işletmelerinde üretim miktarı yöntemi ve gerektiğinde fevkalade amortisman yöntemi ile maddi duran varlıkların eskime payının hesaplanması işletmelerin gerçek mali durumlarını görmemizi sağlayacaktır.
Hakan TAŞTAN Uğraş BAŞSÜLLÜ E-Yaklaşım / Şubat 2014 


AATUHK ZAMANAŞIMI


TAHSİL ZAMANAŞIMINI KESMEK AMACIYLA VERGİ İŞLEMLERİ İLE GÖREVLİ MEMURLARIN MÜKELLEFİN NAM VE HESABINA YAPTIKLARI ÖDEMELERİN HUKUKİ NİTELİĞİ
Tahsil zamanaşımını kesmek amacıyla vergi işlemleriyle görevli memurların mükellef adına, mükellefin bilgisi dışında yaptıkları ödemeler zamanaşımını kesmez. Bu şekilde yapılan ödemeler 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na açık olarak aykırıdır ve suç teşkil etmektedir.

Yasemin TAŞKIN (Yrd. Doç. Dr.) S. Ateş OKTAR (Prof. Dr.) Vergi Dünyası Kasım 2013

A.Ş. ANASÖZLEŞME ÖRNEĞİ

ANONİM ŞİRKET ESAS SÖZLEŞME ÖRNEĞİ:

 

 


ANONİM ŞİRKETİ ESAS SÖZLEŞMESİ



KURULUŞ:
Madde 1- Aşağıda adları, soyadları, yerleşim yerleri ve uyrukları yazılı kurucular arasında bir anonim şirket kurulmuştur.


Sıra no
Kurucunun Adı ve Soyadı
Yerleşim Yeri
Uyruğu

T.C.Kimlik No


1-
..........................................
........................
...........
........................








ŞİRKETİN ÜNVANI:
Madde 2- Şirketin unvanı ...................................................Anonim Şirketi’dir.


AMAÇ VE KONU
Madde 3-Şirketin amaç ve konusu başlıca şunlardır:
a)
b)
c)
d)

ŞİRKETİN MERKEZİ:
Madde 4: “ Şirketin merkezi ................. ilçesi, Antalya ilidir. Adresi .................................... ................................................. / ANTALYA’ dır. Adres değişikliğinde yeni adres, ticaret siciline tescil ve Türkiye ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan ettirilir. Tescil ve ilan edilmiş adrese yapılan tebligat şirkete yapılmış sayılır. Tescil ve ilan edilmiş adresinden ayrılmış olmasına rağmen, yeni adresini süresi içinde tescil ettirmemiş şirket için bu durum fesih sebebi sayılır.


ŞİRKETİN SÜRESİ:
Madde 5- Şirketin süresi, kuruluşundan itibaren (…) yıldır. Bu süre şirket sözleşmesini değiştirmek suretiyle uzatılıp kısaltılabilir.

SERMAYE VE HİSSE SENETLERİNİN NEV’İ:
Madde 6- Şirketin sermayesi .................................................. Türk Lirası değerindedir.  Bu sermaye, her biri ............................... Türk Lirası değerinde ......................................  paya ayrılmıştır.
Bundan ................... paya karşılık ........................ Türk Lirası, ...................................
Bundan ................... Paya karşılık ........................ Türk Lirası, ...................................
Bundan ................... Paya karşılık ........................ Türk Lirası, ...................................
tarafından tamamı taahhüt edilmiş ve nakden taahhüt edilen payların itibari değerlerinin ¼ ü şirketin tescilinden önce ödenmiş olup, geri kalan ¾’ü ise yönetim kurulunun alacağı kararlara göre şirketin tescilini izleyen yirmidört ay içinde ödenecektir.
Hisse senetleri ...................................................... yazılıdır.
Hisse senetleri ( .................................................................. ) küpürler halinde bastırılabilir. Sermayenin tamamı ödenmedikçe hamiline yazılı hisse senedi çıkarılamaz.


YÖNETİM KURULU ve SÜRESİ :
Madde7- Şirketin işleri ve idaresi genel kurul tarafından Türk Ticaret Kanunu Hükümleri çerçevesinde seçilecek (.........) üyeden oluşan bir yönetim kurulu tarafından yürütülür.
İlk Yönetim Kurulu Üyesi olarak:
......................................................
......................................................
seçilmişlerdir. Yönetim Kurulu Üyeleri en çok 3 yıl için seçilebilirler. İlk yönetim Kurulu Üyeleri (.......) yıl için seçilmişlerdir. Görev süresi sona eren yönetim kurulu üyeleri yeniden seçilebilirler.

ŞİRKETİN TEMSİLİ VE YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN GÖREV DAĞILIMI:
Madde 8- Şirketin yönetimi ve dışarıya karşı temsili yönetim kuruluna aittir. Şirket tarafından verilecek bütün belgelerin ve yapılacak sözleşmelerin geçerli olabilmesi için, bunların Şirketin unvanı altına konmuş ve Şirketi ilzama yetkili (......) kişinin imzasını taşıması gereklidir.
Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır.

GENEL KURUL:
Madde 9- Genel Kurullar, olağan ve olağanüstü toplanırlar. Olağan genel kurul, şirketin hesap devresi sonundan itibaren 3 ay içinde ve senede en az bir defa; olağanüstü genel kurullar ise, Şirket işlerinin gerektirdiği hallerde ve zamanlarda toplanır.
Genel kurul toplantılarında, her pay sahibinin oy hakkı, sahip olduğu payların itibari değerleri toplamının, şirket sermayesinin itibari değerinin toplamına oranlanmasıyla hesaplanır. Pay sahibi genel kurul toplantılarına kendisi katılabileceği gibi pay sahibi olan veya olmayan bir temsilci de yollayabilir.
Şirket genel kurul toplantılarında, Türk Ticaret Kanununun 409.maddesinde yazılı hususlar müzakere edilerek gerekli kararlar alınır. Genel kurul toplantıları ve bu toplantılardaki karar nisabı, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabidir.
Genel kurul, şirketin merkez adresinde veya yönetim merkezinin bulunduğu şehrin elverişli bir yerinde toplanır.

İLAN:
Madde 10- Şirkete ait ilanlar,  Türk Ticaret Kanununun 35 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmü saklı kalmak kaydıyla şirket merkezinin bulunduğu yerde çıkan bir gazete ile en az onbeş gün önce yapılır. Mahallinde gazete yayımlanmadığı takdirde ilan, en yakın yerlerdeki gazete ile yapılır.
Genel kurulun toplantıya çağırılmasına ait ilanlar Türk Ticaret Kanununun 414 üncü maddesi hükmü gereğince ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere en az iki hafta önce yapılması zorunludur.
HESAP DÖNEMİ:
Madde 11- Şirket hesap yılı Ocak ayının birinci gününden başlar ve Aralık ayının sonuncu günü sona erer. Fakat birinci hesap yılı Şirketin kesin olarak kurulduğu tarihten itibaren başlar ve o senenin aralık ayının sonuncu günü sona erer.


KARIN TESPİTİ ve DAĞITIMI:
Madde 12- Şirketin net dönem karı yapılmış her çeşit masrafların çıkarılmasından sonra kalan miktardır. Net dönem kârından her yıl %5 genel kanuni yedek akçe ayrılır; kalan miktarın %5’i pay sahiplerine kar payı olarak dağıtılır. Kar payı, pay sahibinin esas sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesaplanır.

Net dönem karının geri kalan kısmı, genel kurulun tespit edeceği şekil ve surette dağıtılır. Pay sahiplerine yüzde beş oranında kar payı ödendikten sonra kardan pay alacak kişilere dağıtılacak toplam tutarın yüzde onu genel kanuni yedek akçeye eklenir.

YEDEK AKÇE:
Madde 13- Şirket tarafından ayrılan ihtiyat akçeleri hakkında Türk Ticaret Kanununun 519 ila 523. maddeleri hükümleri uygulanır.

KANUNİ HÜKÜMLER:
Madde14- Bu esas sözleşmede bulunmayan hususlar hakkında Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır.
KURUCULAR
Kurucunun Adı ve Soyadı
İmza
............................………………………..













ESAS SÖZLEŞME MADDELERİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR:

Kuruluş Maddesi 1;
Özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla kurucuların en az bir gerçek veya tüzel kişi olması gerekmektedir.
Tüzel kişi kurucu ortakların unvanları, merkezleri ve ticaret sicili numaralarının yazılması zorunludur. (TTK Madde 338, 330)
Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca yayımlanacak tebliğle, faaliyet alanları belirlenip, ilan edilecek anonim şirketler Gümrük ve Ticaret Bakanlığının izni ile kurulur. Bu şirketlerin esas sözleşme değişiklikleri de aynı Bakanlığın iznine bağlıdır. (TTK madde 333)

Unvan Maddesi 2;
İşletme konusunun ticaret unvanında gösterilmesi zorunludur. Madde 43
Bir ticaret unvanına Türkiye’nin herhangi bir sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş bulunan diğer bir unvandan ayırt edilmesi için gerekli olduğu takdirde, ek yapılır. (TTK madde 45)

Ticaret unvanı, Türk Ticaret Kanununun 43 inci maddesi gereğince şirketin faaliyet konusunu gösterecek şekilde tespit edilir.  TTK madde 43/1)

Ticaret unvanında, “anonim şirket” kelimesinin bulunması şarttır. Bu şirketlerin ticaret unvanında, gerçek bir kişinin adı veya soyadı yer aldığı takdirde, şirket türünü gösteren ibareler, baş harflerle veya başka bir şekilde kısaltma yapılarak yazılamaz.  (TTK madde 43/2)

Tacirin kimliği, işletmesinin genişliği, önemi ve finansal durumu hakkında, üçüncü kişilerde yanlış bir görüşün oluşmasına sebep olacak nitelikte bulunmamak, gerçeğe ve kamu düzenine aykırı olmamak şartıyla; her ticaret unvanına, işletmenin özelliklerini belirten veya unvanda yer alan kişilerin kimliklerini gösteren ya da hayalî adlardan ibaret olan ekler yapılabilir.  (TTK madde 46/1)

“Türk”, “Türkiye”, “Cumhuriyet” ve “Millî” kelimeleri bir ticaret unvanına ancak Bakanlar Kurulu kararıyla konabilir. (TTK madde 46/3)

Usulen tescil ve ilan edilmiş olan ticaret unvanını kullanma hakkı sadece sahibine aittir. (TTK madde 50)

Ticaret unvanı Türkçe olarak tespit edilir. Unvanda yer alan muhayyel adlar da Türkçe olmalıdır. Ancak, kanuna milli, kültürel ve tarihi menfaatlerimize aykırı olmaması, Şirketin faaliyet konusuna giren mal veya hizmetin tanıtıcı ad veya markasının yabancı dilde olması ve yabancı ortak bulunması halinde, ticaret unvanında yabancı kelime bulundurulmasına izin verilebilir.



Amaç Konu Maddesi 3;
Şirketin işletme konusunun esas noktaları belirtilmeli ve tanımlanmalıdır. Anonim şirketler, kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabilir. (TTK madde 339, 331)
Ana sözleşmeye şirketin gerçekten faaliyet göstereceği en azından sektör bazında belli bir konu yazılmalıdır. Her konuyu kapsayacak tarzda bir ana sözleşme düzenlenmemelidir. Şirketin ana sözleşmesine yazılabilecek amaç ve konular ticaret unvanında gösterilen konu ile sınırlıdır.

Yukarıda gösterilen konulardan başka ileride Şirket için faydalı ve lüzumlu görülecek başka işlere girişilmek istendiği takdirde Yönetim Kurulu kararından sonra Genel Kurul ’un onayına sunulacak ve Şirket bu işleri de yapabilecektir.
Ana sözleşme değişikliğinde olan işbu karar Tescil ve ilan ettirilerek uygulanacaktır.



Şirketin Merkezi Maddesi 4;

Şirketin merkezi İl ve İlçe olarak ana sözleşmede gösterilmelidir.



Şirketin Süresi Maddesi 5;
Şirketin varsa süresi belirtilmelidir. Herhangi bir süre belirlenmemiş ise “Süresiz” ibaresi yazılmalıdır. (TTK madde 339);

Şirketin Sermaye Maddesi 6;
Esas sermaye ellibin Türk Lirasından aşağı olamaz. Bir payın itibari değeri en az bir kuruş veya katları şeklinde belirlenebilir. (TTK madde 332/1, 476)

Şirket esas sermayesinin miktarı ile her payın itibari kıymeti ve sermayenin ödenme suret ve şartlarının ana sözleşmede gösterilmesi zorunludur. (TTK madde 339/1-c)

Üzerlerinde sınırlı ayni bir hak, haciz ve tedbir bulunmayan, nakden değerlendirilebilen ve devrolunabilen, fikrî mülkiyet hakları ile sanal ortamlar da dâhil, malvarlığı unsurları ayni sermaye olarak konulabilir. Hizmet edimleri, kişisel emek, ticari itibar ve vadesi gelmemiş alacaklar sermaye olamaz. (TTK madde 342/1)

Konulan ayni sermaye ile kuruluş sırasında devralınacak işletmelere ve ayınlara, şirket merkezinin bulunacağı yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişilerce değer biçilir. (TTK madde 343/1)

Şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede bilirkişi tarafından belirlenen değerleriyle yer alan taşınmazlar tapuya şerh verildiği, fikrî mülkiyet hakları ile diğer değerler, varsa özel sicillerine, bu hüküm uyarınca kaydedildikleri ve taşınırlar güvenilir bir kişiye tevdi edildikleri takdirde ayni sermaye kabul olunur. (TTK madde 128/2)

Nakdî ödemeler, 19.10.2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununa bağlı bir bankada, kurulmakta olan şirket adına açılacak özel bir hesaba, sadece şirketin kullanabileceği şekilde yatırılır. Taahhüt edilen payların, kanunda veya esas sözleşmede öngörülmüş bulunan ve kanunda yazılı olandan daha yüksek olan tutarlarının ödendiği, ticaret siciline yöneltilecek bir banka mektubu ile ispatlanır. Banka, bu tutarı, şirketin tüzel kişilik kazandığını bildiren bir sicil müdürlüğü yazısının sunulması üzerine, sadece şirkete öder. (TTK madde 345/1)

Şirket, 335 inci maddenin birinci fıkrasında öngörülen noter onayı tarihinden itibaren, üç ay içinde tüzel kişilik kazanamadığı takdirde, bu hususu doğrulayan bir sicil müdürlüğü yazısının sunulması üzerine, bedeller banka tarafından sahiplerine geri verilir. (TTK madde 345/2)



Şirketin Yönetim Kurulu ve Süresi Maddesi 7;

Yönetim kurulu en az bir kişiden oluşur. (TTK madde 359)

Yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olması zorunlu değildir.

Tüzel kişiler yönetim kuruluna seçilebilir.

Esas sözleşmeye, görev süresi sona eren yönetim kurulu üyelerinin yeniden seçilemeyeceğine ilişkin hüküm konulabilir. (TTK madde 359, 362)

Bir tüzel kişi yönetim kuruluna üye seçildiği takdirde, tüzel kişiyle birlikte, tüzel kişi adına, tüzel kişi tarafından belirlenen, sadece bir gerçek kişi de tescil ve ilan olunur; ayrıca, tescil ve ilanın yapılmış olduğu, şirketin internet sitesinde hemen açıklanır. Tüzel kişi adına sadece, bu tescil edilmiş kişi toplantılara katılıp oy kullanabilir. (TTK madde 359/2)

 Yönetim kurulu üyelerinin ve tüzel kişi adına tescil edilecek gerçek kişinin tam ehliyetli olmaları şarttır. (TTK madde 359/3)
Yönetim kurulu üyeleri en çok üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilir. Esas sözleşmede aksine hüküm yoksa aynı kişi yeniden seçilebilir. (TTK madde 362/1)

Şirketin Temsil Maddesi 8;

Anonim şirket, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur. Kanundaki istisnai hükümler saklıdır. (TTK madde 365/1)
Esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. (TTK madde 370/1)
Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır. (TTK madde 370/2)
Yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. (TTK madde 366)


Yönetim kurulu esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabilir. (TTK madde 367/1)

Şirket adına imza yetkisini haiz kişiler şirketin unvanı altında imza atarlar. (TTK madde 372/1)


Şirketin Genel Kurul Maddesi 9:
Esas sözleşme ile genel kurul toplantılarında pay sahiplerini temsil edecek kişilerin pay sahibi olması zorunluluğu getirilemez.
Esas sözleşmede bir payı olsa dahi her pay sahibine en az bir oy hakkının tanınması zorunlu olup birden fazla paya sahip olan pay sahipleri için ise oy sayısı sınırlandırılabilir.
Genel kurul toplantılarının şirketin merkez adresinden veya yönetim merkezinin bulunduğu şehrin elverişli bir yerinden farklı bir yerde yapılabilmesi için söz konusu yerlerin esas sözleşmeye açıkça yazılması gerekmektedir. (TTK madde 425, 434/2, 409)


Şirketin İlan Maddesi 10:
Kanunun zorunlu tuttuğu şekil ve şartlar saklı kalmak kaydıyla şirkete ait ilanların nasıl yapılacağı esas sözleşme ile serbestçe düzenlenebilir. (TTK madde 35/4)

Genel kurul toplantıya, esas sözleşmede gösterilen şekilde, şirketin internet sitesinde ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilanla çağrılır. Bu çağrı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılır. Pay defterinde yazılı pay sahipleriyle önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adreslerini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler, iadeli taahhütlü mektupla bildirilir. (TTK madde 414/1)


Şirket Karının Tespiti Maddesi 12;

Esas sözleşme ile yıllık karın %5’inden fazla ve ödenmiş sermayenin %20’sini aşabilecek tutarda yedek akçe ayrılması belirlenebilir.

Pay sahiplerine esas sözleşme ile yüzde beşten daha yüksek bir oranda kar dağıtımı öngörülebilir.

Esas sözleşme ile kar dağıtımına ilişkin farklı bir hesaplama yöntemi belirlenebilir.


Esas sözleşme ile pay sahiplerine kar payı dağıtımından önce isteğe bağlı yedek akçe ayrılması öngörülebilir. Bu durumda, genel kanuni yedek akçe ile birlikte söz konusu yedek akçeler ayrılmadıkça kar dağıtımı yapılamaz.  (TTK madde 521, 511, 508/1)