9 Eylül 2019 Pazartesi

EKONOMİDE GEÇEN HAFTA




EKONOMİDE GEÇEN HAFTA
                                         
31.12.2018         
30.08.2019    
06.09.2019    

USD/TL                                 
5,2693             
5,8324
5,7118    
Aşağı
EUR/TL                                  
6,07                
6,4069        
6,3004     
Aşağı
BİST 100                              
91.270              
96.718       
98.987      
Yukarı
FAİZ (TRY 2 YIL. TAH.)       
19,73                
16,49          
15,81             
Aşağı
BRENT PETROL                  
56,21                
59,25          
61,54             
Yukarı
CDS                                     
359,77              
428,82       
384,90         
Aşağı
S&P 500                             
2.510,03            
2.926,46        
2.978,71         
Yukarı












GEÇEN HAFTANIN OLUMLU GELİŞMELERİ

·     İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI), ağustosta 48 seviyesine yükselerek Temmuz 2018'den bu yana en yüksek düzeyde gerçekleşti. Eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen tüm rakamlar sektörde iyileşmeye işaret etmektedir. (Büyüme açısından olumlu)   
  •        Türkiye ekonomisi 2. çeyrekte yıllık bazda % 1.5 daraldı, GSYH bir önceki çeyreğe     göre ise % 1.2 arttı. Yıllık olarak Haziran 2018’e göre küçülme devam ederken, üç   aylık olarak Mart 2019’a göre büyüme gerçekleşmiştir. Yıllık bazda büyümenin Aralık   2019 dan sonra ölçülmesi beklenmektedir.


  •        Tüketici fiyatları (TÜFE) Ağustos'ta % 0.86 artarken yıllık bazda % 15.01'e geriledi.     Yıllık enflasyon böylece 15 ayın en düşük seviyesine geriledi. Yurt içi üretici fiyat     endeksi (Yİ-ÜFE), 2019 yılı Ağustos ayında bir önceki aya göre %0,59 düşüş, bir   önceki yılın aynı ayına göre %13,45 artış gösterdi. ÜFE’nin düşmesi önümüzdeki   aylarda TÜFE’deki düşüşün devam edeceğini gösteriyor.


GEÇEN HAFTANIN OLUMSUZ GELİŞMELERİ

  •       Türkiye otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, 2019'un 8 ayında geçen yılın aynı  dönemine göre yüzde 45,66 daralarak 239 bin 317 olarak gerçekleşti.

·    İngiltere'de imalat sektöründeki küçülme, Brexit belirsizliğinin artması ve zayıf küresel büyümenin etkisiyle Ağustos ayında beklenmedik bir şekilde derinleşerek yedi yılın en düşük seviyesinde gerçekleşti. Markit'in İngiltere imalat PMI göstergesi Temmuz'daki 48'den 47.4'e geriledi.
·    Euro Bölgesi'nde imalat sektöründeki resesyon Ağustos'ta art arda yedinci ayda da devam etti. Özellikle Avrupa'nın en büyük ekonomisi Almanya'da siparişler azaldı. Ağustos rakamları Almanya'nın imalat sektörünün sekizinci ayda da küçülmeyi sürdürdüğünü gösterdi.
·    ABD'de dün açıklanan Ağustos ISM imalat endeksi, 49.1 olarak 3 yıldan fazla sürenin en düşük seviyesine geriledi.
·    IHS Markit verilerine göre 30 ülkeden 17'sinde imalat aktivitesi düşüyor. Önceki gün Çin'de açıklanan veri, Ağustos imalat PMI'ın eşik değer olan 50 seviyesinin altına düştüğünü gösterdi. Japonya, Tayvan ve Güney Kore'de de imalat aktivitesi düşüyor.  



2 Eylül 2019 Pazartesi




AĞUSTOSU GERİDE BIRAKIRKEN

Epeydir ekonominin temel verilerini düzenli olarak takip edip, kaydediyoruz. Ancak resesyondan çıkışın işaretleri bir türlü gelmiyor. Bazı aylarda öncü göstergelere ilişkin bazı olumlu veriler geliyor ama, henüz istikrarlı bir artış trendi gözlenmiyor.
Örneğin Ağustos ayında, ekonomik güven endeksi Temmuza göre %7,9 oranında artarak 87,1 olarak ölçüldü. Ancak izleyen aylarda bu çıkışın süreceğini söylemek mümkün değil.

Öncü göstergelerin en önemlilerinden, sanayi üretimi, Haziran ayı itibariyle, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3,9 oranında azaldı. İmalat sanayi satın alma yöneticileri endeksi (PMI) ise Temmuz ayı itibariyle hala 50’nin altında seyrediyor, 46,7 olarak açıklandı.

Türkiye'nin cari işlemler açığı, bir önceki yılın Haziran ayına göre 2.5 milyar dolar azalarak 548 milyon dolar oldu. Bunun sonucunda, on iki aylık cari işlemler hesabı 538 milyon dolar fazla verdi. Bu fazlanın asıl nedeni ithalatın azalması, bunun da nedeni ekonominin küçülmesi.

Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, Mayıs'ta geçen yılın aynı ayına göre 1 milyon 21 bin kişi artarak 4 milyon 157 bin kişiye çıktı. İşsizlik oranı 3,1 puan yükselerek yüzde 12,8 oldu.

Belediyeler tarafından yapı ruhsatı verilen bina sayısı, yılın ilk yarısında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 60 düştü.

Dış borcumuz, 140 milyar kamu, 298 milyar özel sektör olmak üzere toplam 453 milyar USD, dış borcumuzun GSYH’a oranı ise % 60,6 oranında. Bu oran 2016’da % 47 civarındaydı. Sevindirici olan bu borcu hala çevirebiliyor olmamız. Bir süre önce ekonomistlerce dile getirilen ani duruş (sudden stop) tehlikesi şu anda bertaraf edilmiş görünüyor. Ancak, CDS’imizin hala 420-430 civarında seyretmesi ise bu riskin tamamen bertaraf edilemediğinin bir göstergesi.

Dünyaya bakacak olursak; Euro bölgesi ve İngiltere başta olmak üzere, Avrupa’da daralma belirtilerinin belirginleşmesi, tüm dünya ekonomisini etkileyecek olan Amerika Çin ticaret savaşının artarak devam etmesi, resesyondan çıkışı geciktiren etmenler olarak karşımıza çıkıyor.

Merkez Bankasının faiz düşürme hamleleri, büyüme mi enflasyon mu  ikileminde kalan ekonomi yönetiminin, tercihini büyümeden yana kullandığını gösterdi.

Bu tercih tabii ki teknik bir tercih olmaktan ziyade siyasi bir tercih. Sonuçta küçülen bir ekonomide tekrar seçim kazanmanın zorluğu ortada. Ancak ameliyattan kaçınarak sadece pansuman tedavisi uygulamak, ekonomiye orta ve uzun vadede yarardan çok zarar verebilir.

Çözüm aslında çok zor değil, ilk yapılacak iş, içte ve dışta güveni sağlamak. Yani tüketicinin, yatırımcının, imalatçının beklentilerini olumluya çevirmek. Çünkü bunlar ekonominin aktörleri ve bunların davranışları ekonominin gidişatına yön veriyor. Bu güveni sağlamak için, başta hukukun üstünlüğü ve demokratik bir yapıyı egemen kılmak üzere köklü yapısal reformlara start vermek gerekir.

İkincisi, taze kaynak yaratmak ve bu kaynağı mümkün olduğunca borçlanmadan özkaynaklardan karşılamak veya çok uygun maliyetle borçlanmak.

Birinciyi başardığınızda, ikinciyi başarmak çok daha kolay olacaktır.  

Bu çözümün alternatifi olan daha kolay bir çözüm daha var o da, IMF’in kapısını çalmak.

Bunların dışında bir çözüm göremiyorum.



26 Ağustos 2019 Pazartesi




EKONOMİDE GEÇEN HAFTA

                                         
31.12.2018         
23.08.19      
16.08.19      

USD/TL                                 
5,2693             
5,7593         
5,5485         
(Yukarı)
EUR/TL                                  
6,07                
6,4188        
6,1525         
(Yukarı)
BİST 100                              
91.270              
97.149         
95.734          
(Yukarı)
FAİZ (TRY 2 YIL. TAH.)       
19,73                
16,18          
15,55             
(Yukarı)
BRENT PETROL                  
56,21                
59,34           
59,21             
(Yukarı)
CDS                                     
359,77              
421,92        
411,69           
(Yukarı)
S&P 500                             
2.510,03            
2.847,11         
2.847,6           
(Yukarı)










GEÇEN HAFTANIN OLUMLU GELİŞMELERİ

·       Türkiye İstatistik Kurumu, haziran ayına ilişkin perakende satış hacmi endekslerini açıkladı.
Buna göre, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış sabit fiyatlarla perakende satış hacmi, haziranda bir önceki aya göre yüzde 2,3 arttı.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış cari fiyatlarla perakende ciro haziranda bir önceki aya göre yüzde 1,2 arttı. Aynı ayda gıda dışı satışlar (otomotiv yakıtı hariç) yüzde 2,2, otomotiv yakıtı satışları yüzde 0,6 artış gösterirken, gıda, içecek ve tütün satışları aynı seviyede kaldı.
Resesyondan çıkış ve büyüme açısından önemli bir veri, ancak, çıkış başladı demek için şimdilik yetersiz.

·       Kredi büyümesi yüzde 10 ile yüzde 20 arasında (referans değerler) olan bankalar için Türk lirası zorunlu karşılık oranları, 1 yıl ve 1 yıldan uzun vadeli mevduat/katılım fonu (yurt dışı bankalar mevduatı/katılım fonu hariç) ve 3 yıldan uzun vadeli diğer yükümlülükler (yurt dışı bankalar mevduatı/katılım fonu dâhil) hariç tüm vade dilimlerinde yüzde 2 olarak uygulanacak.
Ayrıca, mevcut durumda Türk lirası cinsinden tesis edilen zorunlu karşılıklara uygulanan yüzde 13 faiz/nema oranı, kredi büyümesi referans değerler arasında gerçekleşen bankalar için yüzde 15, diğer bankalar için yüzde 5 olarak dikkate alınacaktır.
Yeni uygulama ile ilk aşamada piyasaya yaklaşık 5,4 milyar TL ve 2,9 milyar ABD doları karşılığı altın ve döviz likiditesi verilmesi beklenmektedir.
Bankaların serbestçe kullanılabilir fonlarını artıracaktır.

·       Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan mevsim etkilerinden arındırılmış Tüketici Güven Endeksi, Temmuz ayındaki 56.5'ten Ağustos'ta 58.3'e yükseldi.
Resesyondan çıkış için önemli bir gösterge olup dikkatle izlenmesi gerekir. 


GEÇEN HAFTANIN OLUMSUZ GELİŞMELERİ

  • Belediyeler tarafından yapı ruhsatı verilen bina sayısı, yılın ilk yarısında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 60 düştü.
  • ·       Almanya'da satın alma yöneticileri endeksi (PMI ), IHS Markit verilerine göre Ağustos ayında 43.6 seviyesinde gerçekleşerek 43.0'lık beklentiyi geride bıraktı. Önceki ayın verisi 43.2 idi. Beklentinin üzerinde gelmesine karşın 50 seviyesinin altındaki seyrini sürdüren imalat verisi, sektörde art arda sekizinci ayda da daralmayı işaret eden pozisyonunu korumuştur.
·       Avrupa Merkez Bankası'nın 25 Temmuz toplantı tutanakları yayınlandı.
Avrupa Merkez Bankası politika yapıcıları, enflasyon beklentilerindeki düşüş eğiliminin endişe kaynağı olduğu ve Euro bölgesinin ekonomik yavaşlamasının beklenenden daha uzun süreceği konusunda geniş bir fikir birliğine vardı.

1 Kasım 2018 Perşembe

EKONOMİDE GÖRÜNÜM




EKONOMİDE GÖRÜNÜM
Bülent ÇAKAR
31 Ekim 2018

30 Ekim itibariyle USD 5,50 TL’nin altına düşmüş olup, bu süreç gerek ABD ve Avrupa ülkeleri ile yeniden kurulan iyi ilişkilerin etkisi, gerek dövize olan talebin azalması ile birlikte başlamıştır. Nitekim 2018 Ağustos itibarıyla 57,3 milyar USD olan cari açık, bir önceki aya göre az da olsa düşüş göstermiştir. TCMB’nın brüt döviz rezervlerinin 65 milyar USD’a gerilediği düşünülürse, cari açığın küçülmeye devam etmesi rezervlerin yeterliliği konusundaki kaygıyı ortadan kaldırması açısından pozitif etki yaratacaktır. Ancak bu küçülmenin dönemsel değil yapısal ve kalıcı olması için gerekli dönüşümlerin hayata geçirilmesi gerektiği ortadadır.

2017 Haziran sonu itibariyle 440 milyar USD olan dış borç toplamı 2018 Haziran sonu itibariyle 457 milyar USD olmuştur. Bunun 317 milyar USD’ı özel sektöre, 139 milyar USD’ı kamu sektörüne aittir. Kısa vadeli dış borç stoku ise 120 milyar USD’dır. Dış borcun GSYH’a oranı 2015, 2016’larda % 46-47 iken, 2017, 2018 de % 52-53 seviyesine ulaşmıştır.

2017 Eylül sonu itibariyle 31,6 milyar TL olan bütçe açığı, 2018 Eylül sonunda 56,7 milyar TL’na ulaşmıştır. Bu durum Devletin borçlanma ihtiyacının devam edeceğini göstermektedir.

10 gün önce, Hazine, yüzde 7.5 faizle 2 milyar dolar borç (işlemin teknik adı eurobond ihracı) almıştır. Ödenecek faiz ocak ayındaki ihalelere göre 2.3 puan yükselirken, borcun geri ödeme vadesi de 10 yıldan beş yıla düşmüştür.

Gerek bankaların, gerek Devletin borçlanma maliyetlerinin artması, doğal olarak kredi maliyetlerini yükseltmekte, bütçe üzerindeki faiz yükü nedeniyle bütçe açığının artmasına neden olmaktadır. Kredi maliyetlerinin artması, kredi kullanabilen firmaların maliyetlerinin, dolayısıyla enflasyonun artmasına, bankaların kriz ortamında kredi vermekte istekli olmaması da piyasadaki sıkışıklığın daha da artmasına neden olmaktadır.

Eylül sonu itibariyle yıllık TÜFE artışı % 24,52, ÜFE % 46,15’dir. ÜFE’deki artışın TÜFE’deki artıştan çok daha fazla olması, önümüzdeki aylarda TÜFE’deki artışın devam edeceğini göstermektedir.

Gerek bankaların sendikasyon kredileriyle kredilerini yenilemeleri, gerek Devletin eurobondlar ile borçlanabilmesi sudden stop (ani duruş/tekrar borçlanma imkanının kalmaması) tehlikesinin gündemde olmadığını göstermesi açısından olumlu bir faktör olarak göze çarparken, borçlanma maliyetlerinin artması şüphesiz olumsuzdur.

Nitekim, Ağustos ayında 550’ler düzeyinde olan CDS’in, 380’ler seviyesine kadar gerilemesi olumludur, ancak gelişmekte olan piyasalar arasında Arjantin’den sonra en yüksek seviyeye işaret etmesi de gözden kaçırılmamalıdır.

Geçen hafta TCMB politika faizinde bir değişiklik yapmamış, % 24 oranını korumuştur. Bu kararın da etkisiyle, 30 Ekim itibariyle gösterge faiz % 24,52 seviyesinde olup, bir önceki aya göre düşmüştür. TCMB bu kararı alırken, gerekçesinde, daralmanın devam ettiğini, ama aynı zamanda enflasyon baskısının da sürdüğünü belirtmiştir. Bu tespit, bilindiği üzere ekonomi literatüründe “stagflasyon” olarak adlandırılmaktadır.

Büyüme ile ilgili öncü göstergeler ve güven endeksleri çok belirgin bir düşüş göstermekte olup, YEP’da da belirtildiği gibi küçülmeye işaret etmektedir. Nitekim, 2018 Temmuz sonu itibariyle işsizlik oranı % 11 oranında gerçekleşmiş olup, daralma sürecinin istihdam alanındaki yansımasına işaret etmektedir. .

2017 Ağustos ayı itibariyle 1,9 trilyon TL olan toplam kredi hacminin, 2018 Ağustos itibariyle 2,7 trilyon TL’na çıkmış olması, kredi kullanımının KGF vb araçlar ile kolaylaştırılmak suretiyle canlanma sağlanmasının sonucu olup, daralma sürecinin kredi borçlusu birçok firmayı finansal açıdan da zorlayacağını göstermektedir.






27 Eylül 2018 Perşembe

YENİ EKONOMİ PROGRAMININ (YEP) DEĞERLENDİRİLMESİ


YENİ EKONOMİ PROGRAMININ (YEP) DEĞERLENDİRİLMESİ

Bülent ÇAKAR  24.09.2018

Geçen hafta Perşembe günü Hazine ve Maliye Bakanı Yeni Ekonomi Programı (YEP)’nı bir basın toplantısı ile kamuoyuna açıkladı.
Oldukça ayrıntılı bir metin şeklinde hazırlanan YEP, iş çevreleri, medya ve akademisyenler tarafından genellikle olumlu bulundu. Gerçekten ekonomimizin içinde bulunduğu koşullarda böyle bir metnin açıklanması zaruret halini almıştı.
YEP’in sorunları teşhis açısından doğru bir metin olduğunu söylemek gerekir.
Kurlarda yukarı yönlü oynaklık, buna bağlı olarak yüksek faiz ve yüksek enflasyon, hemen üzerine gidilmesi gereken sorunlar olarak sıralanıyor.
Bunların ortaya çıkardığı sonuçlar ise, reel sektörün kur ve faiz artışları nedeniyle, ödeme ve tahsilat problemi yaşaması, bankaların yeni kredi verme konusunda sıkılaştırma uygulaması, iflas eden ve konkordato ilan eden şirket sayısının artışı, buna bağlı olarak işsizlik oranının artışı ve büyüme oranındaki düşüş şeklinde tezahür etmesi bekleniyor..
Bu süreç yaşanırken, kurdaki artışın yol açtığı olumlu bir gelişme de, ithalatın azalması, ihracat ve turizm gelirlerinin artması nedeniyle cari açığın küçülmesi olarak not edilmiş ve bu hususun dengelenme (ekonomide daralma demek daha doğru ) sürecinin daha yumuşak yaşanmasına katkı yapacağı belirtilmiş.
YEP’te 2017’de gerçekleşen, 2018, 2019, 2020 ve 2021’de ise hedeflenen temel göstergeler şöyle sıralanmış:
USD kuru
2017: 3,65 / 2018: 4,90 / 2019: 5,60 / 2020: 6,00 / 2021: 6,20
Cari açığın milli gelire oranı
2017: 5,6 / 2018: 4,7 / 2019: 3,3 / 2020: 2,7 / 2021: 2,6
Enflasyon (TÜFE)
2017: 11,9 / 2018: 20,8 / 2019: 15,9 / 2020: 9,8 / 2021: 6,0
Bütçe açığının milli gelire oranı
2017:1,5 / 2018: 1,9 / 2019: 1,8 / 2020: 1,9 / 2021: 1,7
Faiz dışı fazla
2017: 0,3 / 2018: 0,1 / 2019: 0,8 / 2020: 1,0 / 2021: 1,3
Büyüme Oranı
2017: 7,4 / 2018: 3,8 / 2019: 2,3 / 2020: 3,5 / 2021: 5.0
İşsizlik
2017: 10,9 / 2018: 11,3 / 2019: 12,1 / 2020: 11,9 / 2021: 10,8
Bu hedeflerden anlaşılan önümüzdeki 2019 yılının ekonominin dibe vurduğu yıl olacaktır. Kamuda maliyet ve harcamaların azaltılması hedefine rağmen ekonominin daralmasına paralel olarak vergi gelirleri de, ÖTV ve KDV tahsilatı düşecektir. Bu durumda 2019 yılında hedeflenen bütçe açığının milli gelire oranı olan 1,8 hedefinin tutturulması soru işaretidir. 2019 bütçesinin açıklanması bu sorunun yanıtı olacaktır, tabi bütçe hedeflerinin tutturulması şartıyla.
Programda, USD kurunun 2019 yılı ortalaması 5,60 olarak hedeflenmiştir. Bugün itibariyle kur 6,23 TL’dır. FED’in faiz artırımlarına devam ettiği sıkılaştırma döneminde ve ABD ile aramızda başta Suriye olmak üzere sorunlu dış ilişkilerimize rağmen, hedeflenen kurun nasıl tutturulacağı da soru işaretidir. Kur hedefi tutturulamazsa, cari açık, enflasyon, büyüme ve işsizlik hedeflerinde de sapma olması muhtemeldir.
Programın en hassas yönlerinden birisi de bankacılık sisteminin krizden etkilenmeden çıkmasını sağlamak için alınacak tedbirlerdir. Sayın Bakan sunumunda, bugün itibariyle bankalarda mali bünyenin incelenmesine ve sorunlu kredilerin sistemden atılmasına ilişkin tedbirlerin değerlendirilmesine başlanacağını ifade etmiştir ki, böyle bir hızlı hareket tarzı programın uygulanmasındaki ciddiyetin algılanması açısından çok olumlu olmuştur.
Ancak bankacılık sisteminin ekonominin daralması ile birlikte artan sorunlu kredilerin sistem dışına çıkarılması, bunların zararının en azından büyük bir bölümünün Devlet tarafından karşılanması anlamına geleceğinden, programda öngörülen kamu maliyesi ile ilgili hedeflere varılmasını da güçleştirmektedir. IMF ile herhangi bir anlaşma yapılmadığını da düşünürsek, dışarıdan kaynak bulmak zorunda kalacak olan Devletin, ülkenin dışarıdaki risk algısını değiştirmeye mecbur olduğu aşikardır.

Yapılması gerekenler

Öncelikle ABD ile olan ilişkilerimizi düzeltmemiz şarttır.
Son yıllarda kötüye giden AB sürecini yeniden rayına sokmamız, sadece hukuk ve demokrasi konusundaki eksikliklerimizi gidermemize yapacağı katkı açısından değerlendirilse bile büyük önem arz etmektedir. 2002-2010 yılları arasında tecrübe edildiği üzere, AB süreci gibi bir çıpa çok önemlidir.
Son olarak, YEP’in uygulama sonuçlarının üç ayda bir kamuya açıklanması dış yatırımcılara ve topluma güven verecek ve programa olan desteği artıracaktır.

22 Ağustos 2018 Çarşamba

IMF’Lİ Mİ, IMF’SİZ Mİ



IMF’Lİ Mİ, IMF’SİZ Mİ

Geçtiğimiz günlere, hükümetin, dövizdeki hareketliği önlemek, bankacılık sistemini rahatlatmak ve reel sektörü desteklemek için aldığı tedbirler damga vurdu.
Merkez Bankası bankaların elini rahatlatmak için, TL ve yabancı para cinsinden mevduat ve bazı yükümlülüklerde zorunlu karşılık oranlarını düşürdü.
BDDK, dövize olan talebi sınırlandırmak için bankaların Türk Lirası alım işlemlerine yüzde 25 sınırlama getirirken, yeniden yapılandırılan krediler için ayrılacak kaynak miktarını azalttı.
İktidarın 400 projeyi içeren 100 günlük eylem planı kamuoyuna açıklandı. Programda bütçe ve kamu maliyesiyle ilgili atılacak adımlar da bulunuyor.
Hazine ve Maliye Bakanı, yabancı yatırımcılara, birinci önceliklerinin enflasyonu düşürmek, gelecek dönem ekonomi politikalarının, mali disiplin eşliğinde enflasyon ve cari açığın düşürülerek sürdürülebilir büyüme ortamına ulaşmak olarak yürütüleceğini ve Ağustos ayı sonunda ekonominin yol haritasını içeren Orta Vadeli Program (OVP)’nın tamamlanacağını açıkladı.
Kamuda tasarruf için genel bütçe kapsamındaki kamu idareleriyle, bazı fonlar ve bunların döner sermayelerinin mali kaynakları, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yönetilen Tek Hazine Kurumlar Hesabı kapsamına alındı.
Reel sektöre destek için,finansman kuruluşları ile kredi ilişkisinde bulunan borçluların geri ödeme yükümlülüklerini yerine getirmelerini sağlamak amacıyla yeniden yapılandırma imkanı getirildi.
Bu arada, enflasyonun tekrar canlandığına ilişkin işaretler belirginleşti. Temmuz ayında tüketici fiyatları yüzde 0,55 oranında arttı ve yıllık enflasyon yüzde 15,85 oldu. Merkez Bankası yaptığı değerlendirmede, enflasyonun ana eğiliminin yüksek seviyesini koruduğu ve tüketici fiyatları üzerindeki üretici fiyatları kaynaklı maliyet baskılarının güçlü seyrini koruduğunu belirtti.
Tüketici Güven Endeksi, Ağustos ayında bir önceki aya göre %6,5 oranında azaldı. Temmuz ayında 73,1 olan endeks Ağustos ayında 68,3 oldu.
Kredi derecelendirme kuruluşları S&P ve Moody's, Türkiye'nin kredi notunda art arda indirime gittiler. S&P kredi görünümünü 'durağan'da bırakırken, Moody's 'negatif'e çekti. S&P'den yapılan açıklamada, Türkiye ekonomisinin 2019 yılında daralmasının beklendiği belirtildi. Açıklamada, "Durağan görünüm Türkiye'nin kredi notlarına yönelik gelecek 12 aydaki risk dengesini yansıtıyor. Türk Lirası'ndaki oynaklık ve ödemeler dengesinde keskin ayarlama Türkiye ekonomisini baltalar." denildi. Açıklamada ayrıca, "Türk hükümetinin açıkladığı yeni ekonomik model spesifik ekonomik önerilerden yoksun." ifadeleri yer aldı.
Öte yandan, Amerika’nın Türkiye’den yapılacak çelik, alüminyum gibi bazı mallara ek vergi getirmesine karşılık misilleme olarak, aralarında pirinç, alkollü içecekler, yaprak tütün, binek otomobil, güzellik veya makyaj malzemelerinin de olduğu ABD menşeli bazı ürünlerin ithalatında uygulanan ek vergi oranları iki kat artırıldı.
Bu arada ABD, 7 Ağustos 2018 ve sonrasında, İran hükümetinin ABD doları ve değerli madenleri satın almasına ve temin etmesine yardım eden, sponsorluk yapan, finansal, maddi veya teknolojik destek sağlayanların ABD'nin yaptırımlarına tabi tutulacağını açıkladı. Yaptırımların ABD doları, altın, değerli maden, çelik, kömür ve otomobil endüstrisini hedef aldığı bildirildi.
Bundan sonra ne olacak
Son 5-6 yıldır, her yeri geldiğinde Türkiye ekonomisinin gelişmekte olan ülkeler içinde en kırılgan ekonomilerden biri olduğu dillendiriliyordu.
Türkiye 2013 yılından beri Hindistan, Brezilya, Endonezya ve Güney Afrika ile birlikte “kırılgan beşli” olarak adlandırılan grupta yer almaktadır. Bu ülkelere kırılgan beşli denmesinin en önemli nedeni cari açık riski taşımalarıdır.   
FED’in sıkı para politikası uygulayacağını ilan etmesinden bu yana gözler kırılgan beşli olarak adlandırılan gruba çevrildi. Arjantin’i saymazsak, yeni dönemden en çok etkilenen ülke Türkiye oldu.
Bunda, ekonomik faktörler kadar, siyasi faktörlerin de rol oynadığı çok açık. Türkiye’nin jeopolitik konumu, bölgedeki lider ülke kimliği, Ortadoğu coğrafyasında söz sahibi olmak istemesi, bu bağlamda Rusya ve İran ile ilişkiler, Çin’e yaklaşım gibi alışılmışın dışında bağımsız bir dış politika yürütülmesi, Amerikan yönetiminin dış politikaları ile çelişti.
Dışarıda izlenen bu politikaların bir bedeli olacağı kesindi. Bu bedele toplum olarak katlanabilmek ve ayakta durabilmek için siyasi ve ekonomik yapının olabildiğince güçlü olması gerekiyordu.
16 yıla uzanan ve doğal olarak yıpranmayı da beraberinde  getiren uzun iktidar süreci, yeni Cumhurbaşkanlığı sistemi ile tekrar soluklanma ve yoluna devam etme imkanı buldu. Yeni sistemin güçlü bir yürütme erkini mümkün kılması nedeniyle kısa vadede, siyasi olarak güçlü bir görüntü verilmesine rağmen, ekonomi için aynı şeyi söylemenin mümkün olmadığı bir gerçek idi.
Bir ekonomide çarkların dönebilmesi, üretim veya tüketim için gerekli mal ve hizmetin temin edilmesine bağlıdır. Bunların bir kısmı dışarıdan temin edilmekte ve ödemelerde dünya ekonomik sisteminde geçerli olan para birimi kullanılmaktadır. Yani döviz ve ağırlıklı olarak Amerikan Doları.
 Diğer bir deyişle, dışarıdan aldıklarınız kadar dışarıya mal ve hizmet satabilmeniz gerekir ki ekonominin çarkları dönsün.
Eğer bu denge cari açık vererek sağlanıyorsa, cari açığın da makul bir sınırı vardır. Bu da GSYH’nın % 5’i olarak kabul edilir.
Dışarıdan borçlanmanın güç olduğu, yani Amerikan ve Avrupa Merkez Bankalarının daraltıcı para politikaları uyguladığı dönemlerde, kırılganlık su yüzüne çıkar ve ekonominin çarkları durma noktasına gelebilir.
Bu dönemde, paranın yönü gelişmiş ülkelere doğru çevrilir. Nitekim Merkez Bankası verilerine göre yabancılar Türkiye’de, geçen hafta net 151 milyon dolarlık menkul kıymet satmış, yurt dışındaki yerleşiklerin net tahvil yatırımı 197 milyon dolar azalmıştır.
Yurtdışından borçlanmanın zorlaştığı ve maliyetinin çok arttığı dönemlere en bilinen örnek, 1970’li yıllarda, “40 cent’e muhtaç olduk” mottosuyla anılan dönemdir.
Bu dönemlerde, ekonomiye kaynak bulmanın en kestirme yolu IMF’dir. IMF hükümetlerle bir niyet mektubu imzalayarak, alacağını garanti altına alacak koşulları hükümetlere kabul ettirir.
Gerek Cumhurbaşkanı gerek Hazine ve Maliye Bakanlarının açıklamalarından, IMF ile böyle bir anlaşmanın söz konusu olmadığını anlıyoruz.
İktidarın niyeti, dövizde yaşanan bu hareketliliği önce önlemek, sonra, döviz kurunu bir dengeye oturtarak, sıkı para ve maliye politikaları ile cari açığı makul bir seviyeyeye getirmek, yanı sıra enflasyonu da tek haneli rakamlara çekmektir.
Bunun anlamı büyümenin yavaşlaması ve ekonominin küçülmesidir. Sorun bu sürecin IMF’li mi yoksa IMF’siz mi olacağı sorunudur.