16 Kasım 2009 Pazartesi

İFLASI ERTELENEN ŞİRKETTEN OLAN ALACAĞA ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI AYRILABİLİNİR



Geçen haftaki “Mali Gündem” de iflas erteleme kurumundan bahsetmiş ve düzenlemenin İcra-İflas Yasası'nın 179'uncu maddesinde yapıldığını belirtmiştik.
İflasına karar verilen bir şirketin temsilcilerinden veya alacaklılarından birinin şirketin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak, iflasın ertelenmesini isteyebileceği ve mahkemenin sunulan projeyi ciddi ve gerçekçi bulduğu takdirde iflasın ertelenmesine karar verebileceğini belirtmiştik.
İİK.nun 179/B. maddesinde, "İflasın ertelenmesine karar verilen borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez." Hükmü yer almaktadır. İflas ertelemesi alacaklıların alacaklarını takip etmelerine bir süre engel olmakta ve bu alacakların teminat altına alınması anlamına da gelmemektedir.
Bilindiği üzere, iflasına karar verilmiş bir şirketten olan alacaklar için alacağın iflas masasına yazdırılmış olması şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi için yeterlidir. İflas ertelemesinde ise böyle bir şey söz konusu olmadığı için, iflası ertelenen şirketten olan alacak aynen iflas durumundaki bir şirketten olan alacak gibi değerlendirilmek durumundadır.
Bu nedenle iflası ertelenen şirketten tahsil edilemeyen ve yasal olarak da takibine imkân bulunmayan alacak için şüpheli alacak karşılığı ayırmak mümkündür.
Konuya ilişkin olarak Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı'nın, karşılık ayrılabilineceği yönündeki 23.7.2009 gün ve 25281 sayılı özelgesi şöyledir:
İcra-İflas Yasası'na göre evvelce takibe hacet (gerek) kalmaksızın doğrudan doğruya iflas halleri iki şekilde olabilmektedir. Bu iki halden birisi "al...
"İflasın ertelenmesi, şirketi idare veya temsille görevlendirilmiş olanlar ya da alacaklılar tarafından iyileştirme projesinin hazırlanıp mahkemeye ibrazı ve mahkemenin de bu projeyi inandırıcı bulması halinde söz konusudur. Bu kararın verilmesi firmadan alacağı olanların alacaklarını tahsil etme imkânını ortadan kaldırmamakta, sadece icra takipleri engellenmektedir. Erteleme kararı dava açsın açmasın tüm alacaklılar bakımından sonuç doğuracağından alacaklıların dava açmalarına ve icra takibi yapmalarına gerek yoktur. Bu nedenle gerek alacaklı olunan şirket hakkında iflasın ertelenmesi kararının verilmesi ile iflasa ilişkin şartların varlığının tamamen ortadan kalktığından söz edilemeyecek olması, gerekse iflası ertelenen borçlu şirketin takibinin İcra İflas Kanunu'nun (İİK) 179/b hükmü uyarınca engellendiği hususları birlikte değerlendirildiğinde iflası ertelenen şirketten tahsil edilemeyen ve kanunen takibine de imkân olmayan alacaklar için mahkemece iflasın ertelenmesine ilişkin kararın verildiği hesap döneminde şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır. Ancak, iflası ertelenen borçlu şirketin daha sonra iflas veya iflastan kurtulma halleri söz konusu olur ise ayrılan şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarlarının tahsil edildikleri dönemde kâr/zarar hesabına intikal ettirileceği tabiidir."
Ancak bu konuda da farklı görüşler mevcut olup, İdarenin vermiş olduğu aksi yönde özelge mevcuttur. Bu özelgede, "Bir alacağın dava safhasında olduğunun kabulü için, mahkemece davaya başlanılmış olması ve alacaklının da davayı ciddiyetle takip etmesi gerekir. Diğer taraftan, bir alacağın icra safhasında sayılabilmesi için de, alacaklının başvurusu üzerine İcra Müdürlüğünce "ödeme" emrinin gönderilmiş ve bunun da borçlu tarafından tebellüğ edilmiş olması gerekir. Borçlu tarafından tebellüğ edilemeyen bir ödeme emrine istinaden, alacağın icra safhasında olduğunu kabul etmek mümkün değildir………Bu itibarla ... iflas erteleme kararı sonucunda şüpheli alacak karşılığı ayrılması da mümkün bulunmamaktadır." Görüşü yer almıştır. (Akın Gencer ŞENTÜRK-Avukat/SMMM)
Konu hakkında yargı ise, şüpheli alacak karşılığı ayrılabileceği yönünde görüşler vermektedir.

12 Kasım 2009 Perşembe

MALİ GÜNDEM (12.11.2009)


      MEVZUATTA GEÇEN HAFTA

  1. 2010 YILINA AİT EMLAK (BİNA) VERGİ  DEĞERİNİN HESABINDA ESAS ALINACAK BİNA METREKARE NORMAL İNŞAAT MALİYET BEDELİNİ GÖSTERİR CETVEL İLAN EDİLMİŞTİR:
28 Ekim 2009 Tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 55 nolu Emlak Vergisi Kanunu Genel Tebliğinde, 2010 yılına ait emlak (bina) vergi değerinin hesabında esas alınacak bina metrekare normal inşaat maliyet bedelini gösterir cetvel ilan edilmiştir.
Emlak Vergisi Kanununun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, binalar için vergi değerinin, Maliye ve Bayındırlık ve İskan Bakanlıklarınca müştereken tespit ve ilan edilecek bina metrekare normal inşaat maliyetleri ile aynı maddenin (a) bendinde belirtilen esaslara göre bulunacak arsa veya arsa payı değeri esas alınarak 31 inci madde uyarınca hazırlanmış bulunan tüzük  hükümlerinden yararlanmak suretiyle hesaplanan bedel olduğu hükme bağlanmıştır.
Bu hüküm uyarınca, “2010 Yılı İçin Binaların Metrekare Normal İnşaat Maliyet Bedellerini Gösterir Cetvel” Tebliğ ekinde yayımlanmıştır.















VERGİDE TARTIŞILAN RİSKLER VE FIRSATLAR

  1. ANAYASA MAHKEMESİ KARARINDAN SONRA DEVREDEN YATIRIM İNDİRİMİ BULUNAN MÜKELLEFLER BU TUTARI KAZANÇLARINDAN NE ZAMAN İNDİRECEKLER?
Anayasa Mahkemesinin, 15 Ekim tarihli toplantısında, başta yatırım indirimi süresinin sınırlandırılması gibi 5749 sayılı Kanunla getirilen bazı hükümleri iptal etmesi, bu hükümlerden etkilenen mükellefleri sevindirmiş, vergi hukukçularını da vergi gibi idare hukukunun en zorlu alanlarından birinde hukukun üstünlüğünün belgelenmesi adına ümitlendirmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 5749 sayılı Kanunla Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 69. maddesinde yer alan "sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait" ibaresinin iptal edilerek yatırım indiriminden yararlanma hakkının sınırlandırılmasını anayasaya aykırı bulmuştur.
Bu iptal kararı, kararın yayınlanması ile birlikte yürürlüğe girecektir.
Anayasa Mahkemesi ayrıca 5479 sayılı kanununun yatırım indirimi düzenlemesini 1.1.2006 tarihinde yürürlükten kaldıran düzenlemesini de iptal etmiş ve yatırım indirimi istisnasının yürürlükten kalkma tarihi 5479 sayılı kanunun yürürlük tarihi olan 8.4.2006 tarihi olmuştur. Bu durumda mükelleflerin 8.4.2006 tarihine kadar yapmış oldukları Gelir Vergisi Kanunu'nun 19. maddesi kapsamındaki yatırımları, 1.1.2006 tarihinden önce başlayan yatırımlarla bir bütünlük oluşturmasa dahi yatırım indiriminden yararlanacaktır.
Anayasa Mahkemesinin bu kararları karşısında iptal edilen hükümlerden etkilenen mükellefler ne yapacaktır.
Geçmişte bazı mükellefler iptal edilen hükümlere karşı yargıya başvurmuşlardır.
Vergi hukukçularına göre, bu kararlar, yatırım indirimi konusunda, görülmekte olan davalarda hemen uygulanabilecektir. Bu hukukçular tarafından, Anayasa Mahkemesi kararlarında kararın yürürlüğe giriş tarihinin ileri bir tarih olarak belirlenmesinin, bu kararların görülmekte olan davalarda hemen uygulanmasına engel olmadığı, idari yargı anlayışının da "mahkemelerin anayasaya aykırılığı sabit olmuş hükümlerin kararlara esas olamayacağı" yönünde olduğu belirtilmektedir. (Bumin Doğrusöz, Veysi Seviğ, Hakan Uzeltürk)
Anayasa Mahkemesi 15 Ekim'de yaptığı toplantısında vergi mevzuatında yer alan ve pek çok kişiyi ilgilendiren bazı hükümleri iptal etti. Değerlendirmey...
İptal edilen hükümlere karşı geçmişte dava açmayanlar dava açmak için Anayasa Mahkemesi Kararlarının Resmi Gazetede yayınlanmasını beklemek zorundalar mıdır? Örneğin önümüzdeki üçüncü Geçici Vergi beyannamesinde, 2008 yılı sonu itibariyle indirilememiş, devreden yatırım indirimi harcama tutarlarının endekslenmiş şekliyle indirim konusu yapılabilmesi için bazı yazarlar Anayasa Mahkemesi kararlarının yayımının beklenmesi gerektiği veya en azından idarenin bu konuda açıklama yapması gerektiği, bazı yazarlarsa iptal edilen hükümlerin hemen uygulanabileceği görüşündedirler.
Bu yazarlar geçici vergi beyannamesinde devreden yatırım indiriminin kazançtan indirilmesi halinde, idarenin yapacağı cezalı tarhiyatın vergi mahkemelerince iptal edileceği tahmin edilmektedir. Gerekçe olarak da hem adli yargı hem de idari yargıda mahkemelerin anayasaya aykırılığı tescil edilmiş olan hükümleri, Anayasa Mahkemesi kararının yürürlüğe girmediği gerekçesiyle uygulamalarının mümkün olmadığı savını öne sürmektedirler.
Ancak beklenen, İdarenin bir genel tebliğ veya bir sirkülerle konuyu hemen açıklaması ve mükellefleri rahatlatmasıdır.

  1. MALİYE’NİN LİSTELERİNE GİRMEK KOLAY, ÇIKMAK ZOR:
Son zamanlarda tartışılan konulardan biri de Maliye Bakanlığının bazı şirketleri dahil ettiği kod gruplarıdır. Koda alınan şirketlerden mal veya hizmet alan şirketlerin iade veya mahsup talepleri, idare tarafından reddedilmektedir. İdare iade veya mahsup talebini ancak söz konusu şirkete ödenen tutarın iade veya mahsup tutarından indirilmesi şartıyla karşılamaktadır.
İdarenin kullandığı kod numaralarının açılımı şöyledir:
KOD 1
Vergi inceleme raporuna göre sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlediği tespit edilen mükellefler ile bunların ortakları ve kanuni temsilcilerinin kurdukları veya ortak oldukları şirketler
KOD 2
Vergi inceleme raporuna göre sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullananlar
KOD 3
Sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlediği konusunda haklarında rapor bulunan mükelleflerin ortakları veya kanuni temsilcileri.
KOD 4 
Bastırdığı belgelerin zayi-çalındığı veya kaybolduğunu bildirenler
KOD 5-1 
Haklarında rapor bulunmamakla birlikte SMİYB düzenlediği konusunda tespit bulunan mükellefler. (Haklarında rapor bulunmamakla birlikte SMİYB düzenlediği vergi inceleme raporuyla tespit edilen şirketlerin ortakları ve kanuni temsilcileri tarafından kurulan şirketler, işçi sayısı, makine teçhizat ve işyeri durumu yetersiz olmasına rağmen KDV matrahları yüksek olan bu nedenle beyanları gerçeği yansıtmayan ve buna benzer tespitler nedeniyle SMİYB düzenleme ihtimali olan mükellefler.)
KOD 5-2 
Haklarında rapor bulunmamakla birlikte SMİYB kullandığı konusunda tespit bulunan mükellefler.
KOD 5-3 
Adresinde bulunamayanlar ile sarih adresi tespit edilemeyenler.
KOD 5-4 
Defter, belge ibraz etmeyen veya incelemeye sevk edilenler ile fazla döneme ilişkin olarak KDV beyannamesini (süresinden sonra verenler hariç) vermeyen mükellefler.
KOD 6 
Vergi numarası ve unvanı gibi mükellefiyet bilgileri kullanılarak başkaları tarafından belgeleri taklit edilen mükellefler.
KOD 7 
Vergi mükellefiyeti olmadığı halde SMİYB düzenlediği vergi inceleme raporları ya da benzer yöntemlerle tespit edilen şahıslar. (Sahte belge organizasyonu içerisinde bulunanlar ve SMİYB ticareti yapanlar)
KOD 8 
2004/13 sayılı iç genelgede belirtilen esaslar çerçevesinde vergi dairelerince mükellefiyeti re'sen terk ettirilen mükellefler.
KOD 9-1 
SMİYB Düzenlediği konusunda hakkında rapor bulunan ve Bakanlık Makamı tarafından oluşturulan olumsuz mükellefler listesinde yer alan mükellefler
KOD 9-2 
SMİYB Kullandığı konusunda hakkında rapor bulunan ve Bakanlık Makamı tarafından oluşturulan olumsuz mükellefler listesinde yer alan mükellefler
Bu listeler İdarenin çeşitli birimleri tarafından tutulmakta ve listelerde Türkiye’nin önde gelen büyük kurumları da yer almaktadır. Bu işin bir ölçüsü, makulü bulunmamaktadır. Listeye alınmanın sonuçları, ticari hayatta itibarın önemi de düşünülürse çok ağır olabilmektedir.
Listeye bir kez girildiğinde çıkmak da çok güçtür. Bir çok yazışmalarla prosedür uzamaktadır. Oysa kodlamalara bakılırsa listeye alınan mükelleflerin daha çok şüphelilik durumu nedeniyle listeye alınması söz konusudur. Hakkında kesinleşmiş yargı kararı bulunanlar hariç, diğer durumlarda İdarenin listeye alınan mükellefler ve onlardan mal ve hizmet alan mükelleflerle yaptığı işlemlerde daha objektif kıstasları temel alması gerekmektedir. Bu hukuk Devleti olmanın bir gereğidir.  

9 Kasım 2009 Pazartesi

MALİ GÜNDEM (09.11.2009)


VERGİDE TARTIŞILAN RİSKLER VE FIRSATLAR

  1. BAĞIMSIZ ÇALIŞAN SİGORTALILARIN (ESKİ ADI İLE BAĞKURLULARIN YENİ ADIYLA 4-b’lilerin) BEYAN EDECEKLERİ PRİME ESAS KAZANÇLARI YANLARINDA ÇALIŞTIRDIKLARI İŞÇİLERDEN EN YÜKSEK ÜCRET ALANIN ALDIĞI ÜCRETTEN AZ OLMAYACAKTIR:
5510 sayılı Kanunda, Kanunun 4-b maddesinde yer alan bağımsız çalışanların (Bağ-Kur sigortalılarını) prim hesabında, prime esas kazançlarının, en az asgari ücret kadar, en çok asgari ücretin 6,5 katı arasında kalmak şartı ile kendileri tarafından beyan edileceği belirtilmiştir.
Asgari ücretin brüt tutarı halen 693 TL olup 6,5 katı ise 4504,50 TL’dır.
Burada dikkat edilecek husus, 4-b'li (Bağ-Kur'lu) sigortalıların yanlarında çalıştırdıkları işçilerden en yüksek ücret alanın ücretinden daha az gelir beyan edemeyecek olmasıdır..

2.   İFLAS ERTELEME MÜESSESESİNİN ANLAMI VE UYGULAMASI:
İflasın ertelenmesi müessesesi, borca batık olan sermaye şirketlerinin mahkeme tarafından atanacak bir kayyım nezaretinde ve belli bir süre içerisinde mali durumlarının düzeltilerek iflastan kurtulmaları için öngörülmüş olan bir müessesedir.
Bu müesseseden ancak sermaye şirketleri ve kooperatifler yararlanabilir.
İflas erteleme müessesesinin konkordatodan farklılığı; iflas erteleme imkânından sadece sermaye şirketleri ile kooperatiflerin yararlanması ve alacaklıların sisteme dahil olmaksızın karar verilmesidir.
2.1.      Yasal Hükümler:
Türk Ticaret Kanunu’nun 324. maddesinde; “Son yıllık bilançodan esas sermayenin yarısının karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, idare meclisi derhal toplanarak durumu umumi heyete bildirir.
Şirketin aciz halinde bulunduğu şüphesini uyandıran emareler mevcutsa idare meclisi aktiflerin satış fiyatları esas olmak üzere bir ara bilançosu tanzim eder. Esas sermayenin üçte ikisi karşılıksız kaldığı takdirde, umumi heyet bu sermayenin tamamlanmasına veya kalan üçte bir sermaye ile iktifaya karar vermediği takdirde şirket feshedilmiş sayılır. Şirketin aktifleri şirket alacaklarının alacaklarını karşılamaya yetmediği takdirde idare meclisi bu durumu derhal mahkemeye bildirmeye mecburdur. Mahkeme bu takdirde şirketin iflasına hükmeder.
Şu kadar ki; şirket durumunun ıslahı mümkün görülüyorsa idare meclisi veya bir alacaklının talebi üzerine mahkeme iflas kararını tehir edebilir. Bu halde mahkeme, döküm tanzimi veya bir yeddi emin tayini gibi şirket mallarının muhafazası için lüzumlu tedbirleri alır. hükümlerini içermektedir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 179, 170/a ve 179/b maddeleri aşağıya alınmıştır;
“Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflâsı
Madde 179- Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin borçlarının aktifinden fazla olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflâsına karar verilir. Şu kadar ki, idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler ya da alacaklılardan biri, şirket veya kooperatifin malî durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflâsın ertelenmesini isteyebilir.
Mahkeme projeyi ciddî ve inandırıcı bulursa, iflâsın ertelenmesine karar verir. İyileştirme projesinin ciddî ve inandırıcı olduğunu gösteren bilgi ve belgelerin de mahkemeye sunulması zorunludur.
Mahkeme, gerekli görürse idare ve temsille vazifelendirilmiş kimseleri ve alacaklıları dinleyebilir. İflâsın ertelenmesi talepleri öncelikle ve ivedilikle sonuçlandırılır.”
Erteleme tedbirleri
Madde 179/a- İflâsın ertelenmesine karar veren mahkeme, şirketin veya kooperatifin malvarlığının korunması için gerekli her türlü tedbiri iyileştirme projesini de göz önünde tutarak alır.
Mahkeme erteleme kararı ile birlikte kayyım atanmasına karar verir. Mahkeme, yönetim organının yetkilerini tümüyle elinden alıp kayyıma verebileceği gibi yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğini kayyımın onayına  bağlı kılmakla da yetinebilir.
İflâsın ertelenmesi kararında kayyımın görev ve yetkileri ayrıntılı olarak  gösterilir.
Mahkeme erteleme kararının hüküm fıkrasını 166 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan eder ve gerekli bildirimleri yapar.”
Erteleme kararının etkileri
Madde 179/b- Erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanun’a göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.
Erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticarî  işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez. Bu durumda erteleme süresince işleyecek olup mevcut rehinle karşılanamayacak faizler teminatlandırılmak zorundadır. 
206. maddenin birinci sırasında yazılı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir.
Erteleme süresi azami bir yıldır. Bu süre kayyımın verdiği raporlar dikkate alınarak mahkemece uygun görülecek süreler ile uzatılabilir; ancak uzatma süreleri toplamı dört yılı geçemez. Kayyım, mahkemenin belirleyeceği sürelerde iflâsı ertelenenin faaliyetleri ve işletmenin durumu konusunda düzenli olarak mahkemeye rapor verir.
İflâsın ertelenmesi talebinin reddi ya da erteleme süresi sonunda iyileşmenin mümkün olmadığının tespiti üzerine mahkeme, şirketin veya kooperatifin iflâsına karar verir. Erteleme süresi dolmamakla birlikte, mahkeme kayyımın verdiği raporlardan şirketin veya kooperatifin malî durumunun iyileştirilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varırsa, erteleme kararını kaldırarak şirketin veya kooperatifin iflâsına karar verebilir.” 
2.2.      Uygulama:
İflasın ertelenmesi için görevli mahkeme, Asliye Ticaret Mahkemeleridir. 
Şirket vekilinin mahkemeye sunacağı başvuru dilekçesinde; şirket hakkında mali bilgiler, öngörülen iyileştirme projeleri, talep edilen erteleme tedbirleri belirtilir
İflasın ertelenmesi müessesesinin uygulamaya geçirilmesi için gerekli şartlarından biri olan borca batık olması durumunun, bir ara bilanço ile belgelenmesi gerekmektedir. Borca batıklık bilançosunda malvarlığı değerlerinin, satış değerleri esas alınarak gösterilmesi gerekmektedir.
Şirketin borca batık olması şartına karşın, iyileştirmeye uygun bir borç yapısına sahip olması gereklidir. (Emre POYRAZ-H. Hakan KIVANÇ Yaklaşım-Mart 2009)  
Borca batıklık olmasına karşın mahkemeye ciddi ve gerçekçi bir iyileştirme projesi sunulması gerekmektedir.
Mahkeme iyileştirme projesini ciddi ve uygulanabilir bulmaz ise veya bazı gerekli koşulların oluşmaması halinde iflasın ertelenmesi talebinin reddine ve şirketin iflasına karar verecektir.
Uygulamada en çok, işletmenin boyutlarının küçültülmesi (zarar eden şubelerin kapatılması gibi), sermaye artırımına gidilmesi, alacaklılarla borç erteleme ve faiz indirimi gibi konularda anlaşma sağlanması gibi somut unsurların yer aldığı projeler örnek olarak verilebilir.
Mahkemeler tarafından iflasın ertelenmesi kararı azami 1 yıl için verilmektedir. Bu süre kayyımın verdiği raporlar dikkate alınarak uzatılabilir; ancak uzatma sürelerinin toplamı dört yılı geçemez. (İ.İ.K. Md: 179/b)
İflas erteleme kararının şirkete sağladığı en önemli yarar tüm takiplerin durmasıdır. İflas erteleme kararı verilince borçlu aleyhine, 6183 sayılı kanuna göre yapılan takipler de dâhil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 206. maddesinin birinci sırasında yer alan; işçi alacakları, kıdem tazminatları ve nafaka alacakları için haciz yoluyla takip yapılabilir.
İflas ertelemesinde, amme alacaklarına gecikme zammı işlemektedir.
Sonuç olarak iflas erteleme müessesesi zor duruma giren şirketlerin biraz olsun nefes alıp toparlanması için gerekli süreyi şirkete veren ve şirketi koruma kalkanına alan önemli bir müessesedir.

İFLAS ERTELEME MÜESSESESİNİN ANLAMI VE UYGULAMASI




İflasın ertelenmesi müessesesi, borca batık olan sermaye şirketlerinin mahkeme tarafından atanacak bir kayyım nezaretinde ve belli bir süre içerisinde mali durumlarının düzeltilerek iflastan kurtulmaları için öngörülmüş olan bir müessesedir.
Bu müesseseden ancak sermaye şirketleri ve kooperatifler yararlanabilir.
İflas erteleme müessesesinin konkordatodan farklılığı; iflas erteleme imkânından sadece sermaye şirketleri ile kooperatiflerin yararlanması ve alacaklıların sisteme dahil olmaksızın karar verilmesidir.
1.1.      Yasal Hükümler:
Türk Ticaret Kanunu’nun 324. maddesinde; “Son yıllık bilançodan esas sermayenin yarısının karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, idare meclisi derhal toplanarak durumu umumi heyete bildirir.
Şirketin aciz halinde bulunduğu şüphesini uyandıran emareler mevcutsa idare meclisi aktiflerin satış fiyatları esas olmak üzere bir ara bilançosu tanzim eder. Esas sermayenin üçte ikisi karşılıksız kaldığı takdirde, umumi heyet bu sermayenin tamamlanmasına veya kalan üçte bir sermaye ile iktifaya karar vermediği takdirde şirket feshedilmiş sayılır. Şirketin aktifleri şirket alacaklarının alacaklarını karşılamaya yetmediği takdirde idare meclisi bu durumu derhal mahkemeye bildirmeye mecburdur. Mahkeme bu takdirde şirketin iflasına hükmeder.
Şu kadar ki; şirket durumunun ıslahı mümkün görülüyorsa idare meclisi veya bir alacaklının talebi üzerine mahkeme iflas kararını tehir edebilir. Bu halde mahkeme, döküm tanzimi veya bir yeddi emin tayini gibi şirket mallarının muhafazası için lüzumlu tedbirleri alır. hükümlerini içermektedir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 179, 170/a ve 179/b maddeleri aşağıya alınmıştır;
“Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflâsı
Madde 179- Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin borçlarının aktifinden fazla olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflâsına karar verilir. Şu kadar ki, idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler ya da alacaklılardan biri, şirket veya kooperatifin malî durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflâsın ertelenmesini isteyebilir.
Mahkeme projeyi ciddî ve inandırıcı bulursa, iflâsın ertelenmesine karar verir. İyileştirme projesinin ciddî ve inandırıcı olduğunu gösteren bilgi ve belgelerin de mahkemeye sunulması zorunludur.
Mahkeme, gerekli görürse idare ve temsille vazifelendirilmiş kimseleri ve alacaklıları dinleyebilir. İflâsın ertelenmesi talepleri öncelikle ve ivedilikle sonuçlandırılır.”
Erteleme tedbirleri
Madde 179/a- İflâsın ertelenmesine karar veren mahkeme, şirketin veya kooperatifin malvarlığının korunması için gerekli her türlü tedbiri iyileştirme projesini de göz önünde tutarak alır.
Mahkeme erteleme kararı ile birlikte kayyım atanmasına karar verir. Mahkeme, yönetim organının yetkilerini tümüyle elinden alıp kayyıma verebileceği gibi yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğini kayyımın onayına  bağlı kılmakla da yetinebilir.
İflâsın ertelenmesi kararında kayyımın görev ve yetkileri ayrıntılı olarak  gösterilir.
Mahkeme erteleme kararının hüküm fıkrasını 166 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan eder ve gerekli bildirimleri yapar.”
Erteleme kararının etkileri
Madde 179/b- Erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanun’a göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.
Erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticarî  işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez. Bu durumda erteleme süresince işleyecek olup mevcut rehinle karşılanamayacak faizler teminatlandırılmak zorundadır. 
206. maddenin birinci sırasında yazılı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir.
Erteleme süresi azami bir yıldır. Bu süre kayyımın verdiği raporlar dikkate alınarak mahkemece uygun görülecek süreler ile uzatılabilir; ancak uzatma süreleri toplamı dört yılı geçemez. Kayyım, mahkemenin belirleyeceği sürelerde iflâsı ertelenenin faaliyetleri ve işletmenin durumu konusunda düzenli olarak mahkemeye rapor verir.
İflâsın ertelenmesi talebinin reddi ya da erteleme süresi sonunda iyileşmenin mümkün olmadığının tespiti üzerine mahkeme, şirketin veya kooperatifin iflâsına karar verir. Erteleme süresi dolmamakla birlikte, mahkeme kayyımın verdiği raporlardan şirketin veya kooperatifin malî durumunun iyileştirilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varırsa, erteleme kararını kaldırarak şirketin veya kooperatifin iflâsına karar verebilir.” 
1.2.      Uygulama:
İflasın ertelenmesi için görevli mahkeme, Asliye Ticaret Mahkemeleridir. 
Şirket vekilinin mahkemeye sunacağı başvuru dilekçesinde; şirket hakkında mali bilgiler, öngörülen iyileştirme projeleri, talep edilen erteleme tedbirleri belirtilir
İflasın ertelenmesi müessesesinin uygulamaya geçirilmesi için gerekli şartlarından biri olan borca batık olması durumunun, bir ara bilanço ile belgelenmesi gerekmektedir. Borca batıklık bilançosunda malvarlığı değerlerinin, satış değerleri esas alınarak gösterilmesi gerekmektedir.
Şirketin borca batık olması şartına karşın, iyileştirmeye uygun bir borç yapısına sahip olması gereklidir. (Emre POYRAZ-H. Hakan KIVANÇ Yaklaşım-Mart 2009)  
Borca batıklık olmasına karşın mahkemeye ciddi ve gerçekçi bir iyileştirme projesi sunulması gerekmektedir.
Mahkeme iyileştirme projesini ciddi ve uygulanabilir bulmaz ise veya bazı gerekli koşulların oluşmaması halinde iflasın ertelenmesi talebinin reddine ve şirketin iflasına karar verecektir.
Uygulamada en çok, işletmenin boyutlarının küçültülmesi (zarar eden şubelerin kapatılması gibi), sermaye artırımına gidilmesi, alacaklılarla borç erteleme ve faiz indirimi gibi konularda anlaşma sağlanması gibi somut unsurların yer aldığı projeler örnek olarak verilebilir.
Mahkemeler tarafından iflasın ertelenmesi kararı azami 1 yıl için verilmektedir. Bu süre kayyımın verdiği raporlar dikkate alınarak uzatılabilir; ancak uzatma sürelerinin toplamı dört yılı geçemez. (İ.İ.K. Md: 179/b)
İflas erteleme kararının şirkete sağladığı en önemli yarar tüm takiplerin durmasıdır. İflas erteleme kararı verilince borçlu aleyhine, 6183 sayılı kanuna göre yapılan takipler de dâhil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 206. maddesinin birinci sırasında yer alan; işçi alacakları, kıdem tazminatları ve nafaka alacakları için haciz yoluyla takip yapılabilir.
İflas ertelemesinde, amme alacaklarına gecikme zammı işlemektedir.
Sonuç olarak iflas erteleme müessesesi zor duruma giren şirketlerin biraz olsun nefes alıp toparlanması için gerekli süreyi şirkete veren ve şirketi koruma kalkanına alan önemli bir müessesedir.

2 Kasım 2009 Pazartesi

ANAYASA MAHKEMESİ KARARINDAN SONRA DEVREDEN YATIRIM İNDİRİMİ BULUNAN MÜKELLEFLER BU TUTARI KAZANÇLARINDAN NE ZAMAN İNDİRECEKLER?




Anayasa Mahkemesinin, 15 Ekim tarihli toplantısında, başta yatırım indirimi süresinin sınırlandırılması gibi 5749 sayılı Kanunla getirilen bazı hükümleri iptal etmesi, bu hükümlerden etkilenen mükellefleri sevindirmiş, vergi hukukçularını da vergi gibi idare hukukunun en zorlu alanlarından birinde hukukun üstünlüğünün belgelenmesi adına ümitlendirmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 5749 sayılı Kanunla Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 69. maddesinde yer alan "sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait" ibaresinin iptal edilerek yatırım indiriminden yararlanma hakkının sınırlandırılmasını anayasaya aykırı bulmuştur.
Bu iptal kararı, kararın yayınlanması ile birlikte yürürlüğe girecektir.
Anayasa Mahkemesi ayrıca 5479 sayılı kanununun yatırım indirimi düzenlemesini 1.1.2006 tarihinde yürürlükten kaldıran düzenlemesini de iptal etmiş ve yatırım indirimi istisnasının yürürlükten kalkma tarihi 5479 sayılı kanunun yürürlük tarihi olan 8.4.2006 tarihi olmuştur. Bu durumda mükelleflerin 8.4.2006 tarihine kadar yapmış oldukları Gelir Vergisi Kanunu'nun 19. maddesi kapsamındaki yatırımları, 1.1.2006 tarihinden önce başlayan yatırımlarla bir bütünlük oluşturmasa dahi yatırım indiriminden yararlanacaktır.
Anayasa Mahkemesinin bu kararları karşısında iptal edilen hükümlerden etkilenen mükellefler ne yapacaktır.
Geçmişte bazı mükellefler iptal edilen hükümlere karşı yargıya başvurmuşlardır.
Vergi hukukçularına göre, bu kararlar, yatırım indirimi konusunda, görülmekte olan davalarda hemen uygulanabilecektir. Bu hukukçular tarafından, Anayasa Mahkemesi kararlarında kararın yürürlüğe giriş tarihinin ileri bir tarih olarak belirlenmesinin, bu kararların görülmekte olan davalarda hemen uygulanmasına engel olmadığı, idari yargı anlayışının da "mahkemelerin anayasaya aykırılığı sabit olmuş hükümlerin kararlara esas olamayacağı" yönünde olduğu belirtilmektedir. (Bumin Doğrusöz, Veysi Seviğ, Hakan Uzeltürk)
Anayasa Mahkemesi 15 Ekim'de yaptığı toplantısında vergi mevzuatında yer alan ve pek çok kişiyi ilgilendiren bazı hükümleri iptal etti. Değerlendirmey...
İptal edilen hükümlere karşı geçmişte dava açmayanlar dava açmak için Anayasa Mahkemesi Kararlarının Resmi Gazetede yayınlanmasını beklemek zorundalar mıdır? Örneğin önümüzdeki üçüncü Geçici Vergi beyannamesinde, 2008 yılı sonu itibariyle indirilememiş, devreden yatırım indirimi harcama tutarlarının endekslenmiş şekliyle indirim konusu yapılabilmesi için bazı yazarlar Anayasa Mahkemesi kararlarının yayımının beklenmesi gerektiği veya en azından idarenin bu konuda açıklama yapması gerektiği, bazı yazarlarsa iptal edilen hükümlerin hemen uygulanabileceği görüşündedirler.
Bu yazarlar geçici vergi beyannamesinde devreden yatırım indiriminin kazançtan indirilmesi halinde, idarenin yapacağı cezalı tarhiyatın vergi mahkemelerince iptal edileceği tahmin edilmektedir. Gerekçe olarak da hem adli yargı hem de idari yargıda mahkemelerin anayasaya aykırılığı tescil edilmiş olan hükümleri, Anayasa Mahkemesi kararının yürürlüğe girmediği gerekçesiyle uygulamalarının mümkün olmadığı savını öne sürmektedirler.
Ancak beklenen, İdarenin bir genel tebliğ veya bir sirkülerle konuyu hemen açıklaması ve mükellefleri rahatlatmasıdır.

19 Ekim 2009 Pazartesi

GAYRİMENKUL VE İŞTİRAK HİSSESİ SATIŞ KAZANCI İSTİSNASI



Daha önce uygulama süresi sürekli uzatılarak geçici maddeler ile düzenlenen gayrimenkul ve iştirak hisseleri satış kazancı istisnası, 5281 sayılı Kanunla KVK’nun 8/12. maddesine eklenen hükümle geçici olmaktan çıkarılıp sürekli hale getirilmiştir.

Daha önce konu ile ilgili kaleme aldığımız ve web sayfamızda yayınlanan 9 Eylül 2005 tarihli yazımızda, istisna hükmünün önceki uygulamalardan farklı yönlerine işaret etmiş ve uygulamada rastlanan bazı özellikli durumlara yer vermiştik.

Söz konusu yazımızda, konuya ilişkin bundan önceki geçici madde düzenlemelerinde, istisnanın şartı olarak sayılan tahsilat şartının, Kurumlar Vergisi Kanunun yürürlükte olan 8’nci maddesinin 12 nolu bendinde de mevcut olduğu şeklindeki yaygın görüş ve anlayışın pek de temelinin olmadığı konusuna dikkat çekmiştik. 5281 sayılı Kanunun madde ile ilgili gerekçesinde, örnekler ile ayrıntılı olarak yapılan açıklamalardan tahsilat şartının gerekli olduğunu anlıyoruz. Ancak maalesef Kanun maddesinin düzenlemesinde bu şartın varlığına dair açık hüküm bulunmadığını ve maksat ile ifadenin farklı olduğunu görüyoruz. Ancak söz konusu yazımızda da belirttiğimiz gibi bu konuda tahsilat şartını dikkate almadan istisnadan yararlanmak için ihtilaf yaratmayı göze almak gerekmektedir.

Bu yazımızda peşin ve vadeli satış durumunda istisna hükmünün uygulanmasına ilişkin açıklamalarda bulunacağız. Açıklamalarımızı tahsilat şartının gerekli olduğu varsayımıyla yapacağımızı belirtmek isteriz.

  1. Peşin satış halinde:

Gayrimenkul ve iştirak hisselerinin peşin satışı halinde, satışın gerçekleştiği yılda istisnadan yararlanabilmek için, aynı yılda satıştan elde edilen kazancın sermayeye ilave edilmesine yönetim kurulu veya ortaklar kurulu tarafından karar verilmesi gerekir. En geç satışı izleyen ikinci takvim yılı sonuna kadar da sermayeye ilave işlemi fiilen gerçekleştirilip tamamlanmalıdır.

Satışı izleyen ikinci yıl sonuna kadar sermayeye ilave işlemi gerçekleştirilmediğinde veya kısmen gerçekleştirildiğinde, fazla yararlanılan istisna tutarı nedeniyle zamanında alınmayan vergiler  cezalı olarak alınacaktır.

ÖRNEK: Aktife giriş tarihi 2002 olan bir gayrimenkulün muhasebe kayıtlarındaki maliyet bedeli 100.000 YTL, birikmiş amortisman tutarı ise 4.000 YTL dir. Gayrimenkul 2005 yılında 200.000 YTL’na satılmış ve bedeli peşin tahsil edilmiştir. Satış karının sermayeye eklenmesi için 2005 yılında yönetim kurulu kararı alınmıştır. Bu durumda istisna şartları gerçekleştiği için satış kazancı 2005 yılı kurumlar vergisi matrahından indirilebilecek, eğer matrah yoksa mali zarar satış kazancı tutarı kadar artırılacaktır.

------------------------------------------------------------/----------------------------------------------------102 Bankalar                           200.000
257 Birikmiş Amortismanlar          4.000
                                                              252 Binalar                          100.000
                                                              679 Diğer Olağandışı Gelir.    104.000
----------------------------------------------------------/------------------------------------------------------
679 Diğer Olağandışı Gelir.        104.000
                                                              690 Dönem K/Z                    104.000
---------------------------------------------------------/-------------------------------------------------------
690 Dönem K/Z                         104.000
                                                                692 Dönem Net K/Z             104.000
--------------------------------------------------------/--------------------------------------------------------
692 Dönem Net K/Z                   104.000
                                                                590 Dönem Net Karı             104.000
-------------------------------------------------------/---------------------------------------------------------

2006 yılı Nisan ayında verilecek kurumlar vergisi beyannamesinde kurum kazancı var ise 104.000 YTL satış karı istisnası kazançtan indirilecektir. Eğer zarar sözkonusu ise zarar tutarı 104.000 YTL artırılacaktır.

Sermaye artırım işleminin 2006 yılında fiilen tamamlanması halinde aşağıdaki muhasebe kayıtları yapılacaktır.

-----------------------------------------------------/-----------------------------------------------------------
590 Dönem Net Karı                    104.000
                                                                 570 Geçmiş Yıllar Karları        104.000
-----------------------------------------------------/-----------------------------------------------------------
570 Geçmiş Yıllar Karları               104.000
                                                                 500 Sermaye                        104.000
-----------------------------------------------------/-----------------------------------------------------------

  1. Vadeli satış halinde:

Kurumlar Vergisi Kanununun 8’nci maddesinin 12’nci bendinde tahsilat ile ilgili (peşin veya vadeli) tek ifade “Vadeli satış halinde, ilk yapılan tahsilatın iştirak hissesi veya gayrimenkulün maliyet bedeline ilişkin olduğu kabul edilir.” İfadesidir. Ancak biz yukarıda da belirttiğimiz gibi tahsilat şartının eskiden olduğu gibi gerekli olduğu varsayımıyla açıklamalarımızı yapacağız.

Burada dikkat edilecek bir husus da, maddede ilk yapılan tahsilatın maliyet bedeline ilişkin olduğu ifadesinde geçen maliyet bedelinin, Vergi Usul Kanununun 262’nci maddesinde yer alan maliyet bedelini değil, gayrimenkullerde amortisman düşüldükten sonraki net değeri, iştirak hisselerinde ise alış bedelini ifade ettiğidir. 

O halde, vadeli satışlarda eskiden olduğu gibi tahsilat gerçekleştikçe sermayeye ilave işlemi yapılacak ve istisnadan yararlanılacaktır. Satışı izleyen ikinci yıl sonunda tahsil edilmeyen bir taksit var ise buna isabet eden satış kazancı sermayeye ilave edilemeyecek ve istisnadan yararlanamayacaktır. Kanun maddesinde belirtildiği gibi, ilk yapılan tahsilatın gayrimenkulün veya iştirak hissesinin maliyet bedeline ait olduğu kabul edilecektir. Eğer satışın yapıldığı yıl hiç tahsilat yok ise veya maliyet bedelinin altında bir tahsilat var ise, tahakkuk eden satış kazancının tamamı kurumlar vergisi matrahı içinde vergiye tabi tutulacaktır. Tahsilat yapılıp sermayeye ilave işlemi gerçekleştiğinde ise tahsilatın yapıldığı yılın kurum kazancından indirilecektir.

ÖRNEK: Aktife giriş tarihi 2002 olan bir gayrimenkulün muhasebe kayıtlarındaki maliyet bedeli 100.000 YTL, birikmiş amortisman tutarı ise 4.000 YTL dir. Gayrimenkul 2005 yılında 200.000 YTL’na satılmış ve bedelin 100.000 YTL’sı  2005 yılında, 100.000 YTL’sı da 2006 yılında tahsil edilmiştir.

2005 yılında tahsil edilen 100.000 YTL’nın 96.000 YTL’sı gayrimenkulün net değeri olan maliyet bedeline tekabül eder. 4000 YTL’sı da 2005 yılı sonuna kadar şirket yönetim kurulunun sermayeye ilave kararı alması halinde beyannamede kurum kazancından indirilir. Gayrimenkul satış karının bilançoda 104.000 YTL olarak yer alacağı tabiidir.



------------------------------------------------------------/----------------------------------------------------102 Bankalar                           100.000
236 Diğer Çeşitli Alacaklar         100.000
257 Birikmiş Amortismanlar          4.000
                                                              252 Binalar                          100.000
                                                              679 Diğer Olağandışı Gelir.    104.000
----------------------------------------------------------/------------------------------------------------------
679 Diğer Olağandışı Gelir.        104.000
                                                              690 Dönem K/Z                    104.000
---------------------------------------------------------/-------------------------------------------------------
690 Dönem K/Z                         104.000
                                                                692 Dönem Net K/Z             104.000
--------------------------------------------------------/--------------------------------------------------------
692 Dönem Net K/Z                   104.000
                                                                590 Dönem Net Karı             104.000
-------------------------------------------------------/---------------------------------------------------------

2006 yılı Nisan ayında verilecek kurumlar vergisi beyannamesinde kurum kazancı var ise 2005 yılında yapılan 100.000 YTL tahsilatın gayrimenkulün maliyet bedelini aşan 4.000 YTL’sı gayrimenkul satış karı istisnası olarak kazançtan indirilecektir. Eğer zarar söz konusu ise zarar tutarı 4.000 YTL artırılacaktır.

4.000 YTL’na ilişkin sermaye artırım işleminin satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci yıl olan 2007 yılının sonuna kadar fiilen tamamlanması halinde aşağıdaki muhasebe kayıtları yapılacaktır.

-----------------------------------------------------/-----------------------------------------------------------
590 Dönem Net Karı                    104.000
                                                                 570 Geçmiş Yıllar Karları        104.000
-----------------------------------------------------/-----------------------------------------------------------
570 Geçmiş Yıllar Karları                  4.000
                                                                 500 Sermaye                           4.000
-----------------------------------------------------/-----------------------------------------------------------

Gayrimenkulün satış bedelinden geriye kalan 100.000 YTL’nın 2006 yılında tahsil edilmesi halinde yapılacak muhasebe kayıtları şöyledir:

-----------------------------------------------------/-----------------------------------------------------------
102 Bankalar                               100.000
                                                                 236 Diğer Çeşitli Alacaklar        100.000
-----------------------------------------------------/-----------------------------------------------------------570 Geçmiş Yıllar Karları               100.000
                                                                 500 Sermaye                           100.000
----------------------------------------------------/------------------------------------------------------------

2006 yılında nakden tahsil edilip sermayeye eklenen satış karının 100.000 YTL’lık kısmı, 2006 yılı kurumlar vergisi beyannamesinde kurum kazancından istisna olarak indirilecektir.