17 Mart 2016 Perşembe

YABANCILARIN ÇALIŞMA İZNİ

Yabancıların Yasalara Aykırı İstihdamının İdari Yaptırımları

Çalışma izni olmadan yabancıyı izinsiz çalıştırma/yabancının izinsiz çalışması geniş bir kavramdır. Yalnızca çalışma izni olmadan çalışmayı değil, bunun yanında var olan iznin sınırları dışına çıkılmasını, bazı fiiller sonucunda çalışma izninin kendiliğinden sona ermesini (iznin verildiği sürenin aşılmasını, iznin verildiği sektörden, meslekten, işkolundan başka sektör, meslek ya da işkolunda çalışılmasını, belli bir mülki ve coğrafi alan için verilmiş iznin dışındaki mülki ve coğrafi alanda faaliyet gösterilmesini, geçerli ikamet izninin bulunmamasını, pasaport veya yerine geçen belge süresinin yeterli olmamasını, mücbir sebepler dışında yabancının aralıksız olarak altı aydan fazla yurt dışında kalması nedeni ile verilen çalışma izninin geçersiz olmasını) de kapsamaktadır.
İdari para cezaları 2013 yılı için %3,93 olarak tespit edilen yeniden değerleme oranında artırılarak 2014 yılında çalışma izni bulunmayan yabancıyı çalıştıran işverenlere her bir yabancı için 7.612 TL, çalışma izni olmaksızın bağımlı çalışan yabancıya 759 TL, çalışma izni olmaksızın bağımsız çalışan yabancıya 3.043 TL, bildirim yükümlülüğünü süresi içinde yerine getirmeyen bağımsız çalışan yabancı ile yabancı çalıştıran işverene her bir yabancı için 379 TL olarak uygulanacaktır. Fiilin tekrarı halinde idari para cezası bir kat artırılacaktır. Ayrıca, çalışma izni olmadan çalışan yabancı hakkında sınır dışı işlemleri de başlatılacağından yabancının varsa eş ve çocuklarının da konaklama giderlerini, ülkelerine dönmeleri için gerekli masrafları ve gerektiğinde sağlık harcamalarını bunları kaçak çalıştıran işveren veya işveren vekilleri karşılayacaktır. Çalışma izni olmadığı halde bağımsız çalışan yabancının işyeri ayrıca kapatılacaktır.
Hamit TİRYAKİ (Yaklaşım / Şubat 2014)

Ülkemizde Yabancılara Verilen Çalışma İzin Türleri
2003 yılında kabul edilen 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’a göre ülkemizde yabancılara 4 ayrı kategoride çalışma izni verilmektedir.
Süreli çalışma izinleri sırayla bir, iki, üç yıllık dönemler halinde belli bir işyeri, belli bir meslek ve belli bir coğrafi alan için verilmektedir. Süresiz çalışma izinleri ise Türkiye’de en az sekiz yıl kanuni ve kesintisiz ikamet eden veya toplam altı yıllık kanuni çalışması olan yabancılara belli bir meslek, işyeri, coğrafi alan sınırlaması olmaksızın süresiz verilmektedir.
Bağımsız çalışacak yabancıların çalışma izni alması için öncelikle Türkiye’de en az beş yıl kanuni ve kesintisiz olarak ikamet etmiş olmaları şartı aranmaktadır.
İstisnai çalışma izinleri ise söz konusu Kanun’da düzenlenen sürelere bağlı olmaksızın özelliği olan (Türk vatandaşlığı ile yakın ilgili bulunan, Türkiye’yle geçmiş ilişkileri olan, Türkiye’ye gelişinin özel bir nedeni bulunan vs.) yabancılara verilmektedir.
Kural olarak yabancılara verilen çalışma izinleri, çalışma vizesi, ikamet izni alınması halinde geçerlilik kazanır ve çalışma izinlerinin süresi, hizmet akdinin veya işin süresinden daha uzun olamaz.
Hamit TİRYAKİ (Yaklaşım / Ocak 2014)


VUK DEĞERLEME

İşletmeye Ayni Sermaye Olarak Konulan Gayrimenkullerin Değerlemesi
Mevcut veya yeni kurulacak bir sermaye şirketine konulan gayrimenkuller, vergi mevzuatı uyarınca VUK’un geçici 4. maddesi çerçevesinde “alış emsal bedeli” ile değerlenecektir. Bu düzenleme TTK’nın yazının önceki bölümlerinde anılan hükümleri ile uyumludur. TTK’nın anılan hükümleri gereği, asliye ticaret mahkemesinin bilirkişiler vasıtasıyla biçtiği değerin, vergi kanunlarında düzenlenmiş olan alış emsal bedeli ile aynı anlama geleceğinin kabulü gerekir.
Diğer taraftan, gerçek kişilerin şahsi servetlerine dahil bir gayrimenkulün, mevcut veya yeni kurulacak bir sermaye şirketine ayni sermaye olarak konulması; bu işlemi yapan ortağı sadece bu işlem nedeni ile tacir sıfatına sokmayacak, diğer faaliyetleri nedeniyle tacir sıfatına haiz olsa dahi tek başına bu işlem ticari faaliyetine dahil olmayacaktır.

(Muzaffer KÜÇÜK Yaklaşım / Kasım 2015)

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı
(Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü)
Sayı : 64597866-105[280-2014]-122                          24.07.2014
Konu :Satıcılara döviz cinsinden verilen avansların değerleme günü itibariyle değerlenip değerlenmeyeceği, değerlenecekse oluşan olumlu veya olumsuz kur farkının doğrudan gelir-gider mi yazılacağı yoksa yatırımın maliyetiyle mi ilişkilendirileceği hk.
İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ile şirketinizin ...'da, ... tesisi yatırımı yaptığı, yapılan yatırımların büyük ölçüde ithal girdi gerektirdiği, bu sebeple gerek doğrudan yapılacak ithalatlar için yurt dışındaki satıcılara, gerekse yurt içi tedarikler için yurt içindeki satıcılara döviz cinsinden avans verildiği belirtilerek, söz konusu dövizli avansların değerleme günü itibariyle değerlenip değerlenmeyeceği, değerlenecekse oluşan olumlu veya olumsuz kur farkının doğrudan     gelir-gider mi yazılacağı yoksa 163 ve 334 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri çerçevesinde yatırımın maliyetiyle mi ilişkilendirileceği konularında Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.
...........................................................................................................................................
Buna göre, şirketinizce yapılacak yatırımlar için döviz cinsinden verilen avanslar, döviz cinsinden alacak hükmünde olduğundan, dönem sonlarında Vergi Usul Kanununun yukarıdaki hükümlerinin de dikkate alınarak değerlemeye tabi tutulması, değerleme sonucu oluşan kur farklarının kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.
(MDERGI Ocak 2015)

TAŞIT KREDİSİ FAİZLERİNİN TAMAMI GİDER YAZILABİLİR Mİ ? 
Gayrimenkuller gibi değerlenen taşıtlar maliyet bedeli üzerinden yasal defterlere kaydedilmek zorundadır. Maliyet bedeli ise belirli bir sürece yayılan ödemeleri kapsamaktadır. Bu süreç aktife alma ile sona ermektedir. Bir diğer anlatımla taşıtların teslim alınarak yani işletmenin mülkiyetine girerek 254.Taşıtlar Hesabına kaydedildiği ya da (serbest meslek erbabı ve ikinci sınıf tüccarlar açısından) envantere kaydedildiği anda aktife alma gerçekleşmekte ve bu anda iktisap edilme süreci sona ermektedir. Artık bu tarihten sonra ortaya çıkan ödemelerin gider ya da maliyet olarak dikkate alınması tamamen mükelleflerin ihtiyarındaolmalıdır. Dolayısıyla kredi kullanmak suretiyle taşıt iktisap eden ticari kazanç sahipleri ile serbest meslek erbapları söz konusu taşıtları aktife aldıktan sonra ödedikleri kredi faizlerini doğrudan gider yazma hakkına sahip olmalılardır. Zaten bu husus 163 seri no.lu VUK Genel Tebliği'nde "kredi faizlerinden kuruluş dönemine ait olanlarının maliyet bedeline ilave edilmesi gerektiği, işletme dönemine ait olanlarının ise gider ya da maliyet olarak dikkate alınabileceği" şeklinde açıklanmıştır. Ancak anılan tebliğde kuruluş dönemi ve işletme dönemi kavramlarından ne anlaşılması gerektiği açıklanmamış olmasından dolayı vergi idaresi aktife alma tarihini ve bu minvalde işletme dönemi başlangıcını, hesap dönemi sonu olarak dikkate almakta ve bu nedenle aktifleştirme işleminin yapıldığı hesap dönemi sonuna kadar tahakkuk eden kredi faizlerinin maliyet bedeline eklenmesini zorunlu tutmaktadır. Oysa ki aktife alma tarihi ile hesap dönemi sonu (31.12…) farklı kavramlardır. Kuruluş/yatırım dönemininbitişi anlamına gelen aktife alma tarihine kadar hesaplanan finansman giderlerinin taşıtın maliyet bedeline eklenmesi 213 sayılı VUK'un 262'nci maddesi gereğince bir zorunluluktur. Ancak aktife alma tarihinden sonra tahakkuk eden taşıt finansman giderlerinin cari yılda dönem gideri olarak dikkate alınması hem değerleme hükümlerinin hem de 163 seri no.lu VUK Genel Tebliği'nin ruhuna uygun düşmektedir.
Danıştay ise sabit kıymet iktisabında ve dolayısıyla taşıt iktisabında ödenen kredi faizlerinin maliyete eklenmesinin yasal dayanağı bulunmadığı görüşündedir. Bir diğer anlatımla vergi yargısı 163 seri no.lu VUK Tebliği'ni dikkate almamakta ve aktife alma tarihine kadar tahakkuk eden kredi faizleri de dâhil olmak üzere tüm finansman giderlerini cari yılda dönem gideri olarak dikkate alınabileceğine hükmetmektedir. Ancak 213 sayılı VUK'un 270'inci maddesindeki özel düzenlemede yer almayan taşıtların aktife girdiği tarihe kadar tahakkuk eden finansman giderlerinin taşıtın maliyetine ilave edilmesi aynı Kanunun 262'nci maddesindeki genel düzenlemenin (maliyet bedeli tanımının) bir gereği olmaktadır.
Netice itibarıyla ticari ya da mesleki faaliyette kullanılacak olan taşıtın iktisabı için ödenen kredi faizlerinin ilgili taşıtın teslim alınarak işletmenin mülkiyetine girdikten ve kullanıma hazır hale geldikten sonra 254. Taşıtlar Hesabına kaydedildiği ya da envantere kaydedildiği ana yani aktife alındığı tarihe kadar olan kısmının kuruluş dönemi/yatırım dönemi gideri olarak taşıtın maliyet bedeline ilave edilmesi; bu tarihten sonraki kredi faizlerinin ise bilanço günü yani 31.12… tarihi beklenmeksizin (mükellefin tercihine bağlı olarak) doğrudan finansman gideri olarak kayıtlara intikal ettirilmesi 213 sayılı VUK'un değerleme hükümlerinin ruhuna uygun bir hareket tarzı olacaktır.
(Zübeyir BAKMAZ MDERGI Ocak 2015)

Maliyet Bedeli Tespiti Açısından Kur Farkları ve Kredi Faizleri
Vergi Usul Kanunu’nun 262. maddesinde yer alan maliyet bedelinin tanımı çok geniş olup muhtelif iktisadi kıymetleri (gayrimenkul, demirbaş, emtia, imal edilen emtia, zirai mahsuller ve hayvanlar) kapsamaktadır. Sabit kıymetler Vergi Usul Kanunu’nun 269. maddesine göre maliyet bedeli ile değerlenir. Sabit kıymetlerin aktifleştirilmelerinden sonra oluşacak kur farklarıyla ilgili olarak ilk açıklamalar 163 Seri No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile yapılmıştır. Buna göre; yatırımların finansmanında kullanılan kredilere ilişkin faiz giderleri ile yurt dışından döviz kredisi ile sabit kıymet ithal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan kur farklarının, aktifleştirme tarihine kadar olan kısmının maliyete intikal ettirilmesi, aktifleştirildikten sonraki döneme ilişkin olanların ise seçimlik hak olarak doğrudan gider yazılması veya maliyete intikal ettirilmek suretiyle amortismana tabi tutulması gerektiği vurgulanmıştır.
334 Seri No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile de lehe oluşacak kur farkları bakımından bir açıklama yapılmamıştır. Buna göre lehe oluşan kur farklarının da aktifleştirme işleminin gerçekleştiği dönemin sonuna kadar oluşan kısmının maliyetle ilişkilendirilmesi, aktifleştirildikten sonraki döneme ilişkin olanların ise kambiyo geliri olarak değerlendirilmesi veya maliyetten düşülmek suretiyle amortismana tabi tutulması gerekecektir.
238 No.lu VUK Genel Tebliği’nde yer alan, ithal edilen emtiaya bağlı olarak stokta kalan emtia ile ilgili olarak daha sonra ortaya çıkacak kur farklarının, ilgili bulundukları yıllarda gider yazılması veya maliyete intikal ettirilmesinin mümkün bulunduğu belirtilmiştir. 334 Seri No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’ndeki yaklaşımı genişletirsek emtia alımına bağlı olarak, döviz üzerinden yurt içinde borçlanılması halinde doğacak kur farklarının da ilgili bulundukları yıllarda gider yazılması veya maliyete intikal ettirilmesinin mümkün olduğu fikrine ulaşabiliriz.
(Altar Ömer ARPACI Yaklaşım / Ocak 2015)

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı
(Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü)
Sayı : 64597866-105[280-2014]-122                          24.07.2014
Konu :Satıcılara döviz cinsinden verilen avansların değerleme günü itibariyle değerlenip değerlenmeyeceği, değerlenecekse oluşan olumlu veya olumsuz kur farkının doğrudan gelir-gider mi yazılacağı yoksa yatırımın maliyetiyle mi ilişkilendirileceği hk.
İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ile şirketinizin ...'da, ... tesisi yatırımı yaptığı, yapılan yatırımların büyük ölçüde ithal girdi gerektirdiği, bu sebeple gerek doğrudan yapılacak ithalatlar için yurt dışındaki satıcılara, gerekse yurt içi tedarikler için yurt içindeki satıcılara döviz cinsinden avans verildiği belirtilerek, söz konusu dövizli avansların değerleme günü itibariyle değerlenip değerlenmeyeceği, değerlenecekse oluşan olumlu veya olumsuz kur farkının doğrudan     gelir-gider mi yazılacağı yoksa 163 ve 334 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri çerçevesinde yatırımın maliyetiyle mi ilişkilendirileceği konularında Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.
...........................................................................................................................................
Buna göre, şirketinizce yapılacak yatırımlar için döviz cinsinden verilen avanslar, döviz cinsinden alacak hükmünde olduğundan, dönem sonlarında Vergi Usul Kanununun yukarıdaki hükümlerinin de dikkate alınarak değerlemeye tabi tutulması, değerleme sonucu oluşan kur farklarının kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.
(MDERGI Ocak 2015)

Katma Değer Vergisi Dahil Alacak ve Borç Senetlerinde Reeskont İşlemleri
Bu çalışmada senede bağlı alacak ve borçlarda, bu senetlerde yer alan katma değer vergisi tutarlarının reeskont işlemine tabii tutulup tutulamayacağımercek altına alınmaya çalışılmıştır. Önceki bölümlerde açıkladığımız sebeplere dayanarak alacak ve borç senetlerinde yazılı meblağın tamamı reeskont işlemine tabi tutulmalıdır. Zira senette yer alan katma değer vergisi tutarı da alıcılar için “borç”; satıcılar için ise bir “alacak” unsurudur. Katma değer vergisi açısından devlet-alıcı ve devlet-satıcı arasındaki bağ zaten mevcut olup alıcı ve satıcı arasındaki bağ ise ödeme ve tahsil bakımından ticari borç ya da ticari alacak şeklindedir. Bu nedenden dolayı da ticari bir borç ya da alacağı temsil eden alacak ve borç senetlerinin KDV dahil tutar üzerinden reeskonta tabi tutulması kanımızca yerinde olacaktır
(Özge ÖĞÜN Yeşim SALİK E-Yaklaşım / Ekim 2014)

Yangın sonucu hasar gören araçların, değeri düşen mal olarak dikkate alınıp alınmayacağı

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
DİYARBAKIR VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü
Sayı : 71387770-130[29-2012/234]-39  25/10/2013

İlgi (a) da kayıtlı özelge talep formunda, finansal kiralama suretiyle temin ettiğiniz iş makinalarını sahibi bulunduğunuz maden ocağında kullandığınızı, terör saldırısı sonucu çıkan yangında söz konusu araçların kullanılamaz hale geldiğini, bu nedenle iş makinaları için yüklenilen (ödenen) KDV'nin, araçların kullanılamaz hale geldiği tarih itibariyle hesaplanan KDV olarak beyan edilmesi gerekip gerekmediği hususunda Başkanlığımızdan görüş talep ettiğiniz ve DYİAS özelge havuzunda mevcut özelgeye göre ilgi (b) de kayıtlı yazımızla tarafınıza bilgi verildiği tespit edilmiştir.
            3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun 30/c maddesinde; deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığının yangın sebebiyle mücbir sebep ilan ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olanlar hariç olmak üzere, zayi olan mallara ait katma değer vergisinin indirilemeyeceği hükme bağlanmıştır.
            Başkanlığımızca yangın sebebiyle mücbir sebep ilan edilen yerlerdeki zayi olan mallar için yüklenilen KDV ye ilişkin olarak bu bent hükmüne göre işlem yapılmayacağından bu şekilde zayi olan mallara ait yüklenilen KDV için de herhangi bir düzeltme işlemi yapılmayacaktır.
            Ancak, yangın, sebebiyle Bakanlığımızca mücbir sebep ilan edilmemesi halinde yangın sonucu zayi olan mallar, Kanunun 30/c maddesi hükmü gereğince "zayi olan mal" olarak değerlendirileceğinden bu mallara ilişkin olarak yüklenilen vergilerin KDV beyannamesinin "İlave Edilecek KDV" satırında beyan edilmek suretiyle indirim hesaplarından çıkarılması gerekmektedir.
            Öte yandan, hasarlı olmaları nedeniyle Takdir komisyonlarınca hurda bedeli belirlenen ve bu değer üzerinden satışa konu edilebilecek mahiyette olan ve Vergi Usul Kanunu uygulamasında "kıymeti düşen mal" olarak değerlendirilen mallar,"zayi olan mal" olarak değerlendirilemeyeceğinden, söz konusu mallar için yüklenilen KDV tutarlarına yönelik bir düzeltme yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Aksi takdirde Kanunun 30/c maddesi hükmü gereğince gerekli düzeltmelerin yapılmasının gerekeceği tabidir.
            Bilgilerinize rica ederim.
(Vergi Dünyası Mart 2014)


T.C. D A N I Ş T A Y Üçüncü Daire
Esas No : 2009/2169 Karar No : 2011/4680

Özeti : Döviz karşılığı alınan amortismana tabi varlıklara ilişkin olarak aktifleştirme tarihinden önce yapılan ödeme ile aktifleştirme tarihi arasında oluşan kur farkının malın maliyetine kaydedileceği konusunda 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda açık bir hüküm bulunmadığı gibi genel giderler arasına dahil edilmesine engel bir hüküm de bulunmadığı hakkında.
(Vergi Sorunları Dergisi Şubat 2014)


REESKONT İŞLEMLERİNDE KDV SORUNSALI

Değerleme hükümlerinden olan reeskont işlemi,  cari dönem vergi matrahının tespitinde, alacak veya borç senedinde yazılı meblağın sonraki vergilendirme dönemlerine sirayet eden vade farklarından ayrıştırılması işlemi olarak tanımlanabilir.  KDV dahil bedel üzerinden düzenlenen senetlerde, reeskonta tabi tutulacak meblağa KDV’nin de dahil olup olmadığı sorunsalı, senette temsil edilen KDV’nin artık KDV hüviyetini haiz olup olmadığının tespitiyle çözüme kavuşur. Kendisini doğuran işlemin muhasebeleştirilip ödenecek veya indirilecek KDV olarak dikkate alınmasıyla senetteki KDV, artık bir alacak veya borç niteliğini kazanır ve dolayısıyla reeskonta tabi tutulabilir.
(İlyas MERİÇ- Eski Maliye Müfettişi- Vergi Dünyası Şubat 2014)


Vadeli Çeklerde Reeskont Uygulaması

Gelir İdaresi yukarıya alınan değerlendirmesinde vadeli çeklere reeskont uygulanmasına ilişkin eski görüşünü; Çek Kanunu’nda yapılan düzenlemeler sonrasında vadeli çek düzenlemeye imkan tanındığı ve vadeli çeklerin salt bir ödeme aracı olmak yerine senet niteliğine haiz olduğundan hareketle, bu çeklerin senetlere ilişkin hükümlere tabi tutulabileceği şeklinde değiştirmiştir. Çek Kanunun’da konuya ilişkin olarak yapılan düzenlemeler belirli bir tarihe kadar geçerli olmakla birlikte, Gelir İdaresi bu konudaki görüşünü bu tarihi dikkate almaksızın süresiz olarak değiştirmiştir. Bu anlayışta, vadeli çek uygulamasının bundan önce olduğu gibi bundan sonra da sürekli uygulanacağı varsayımı etkili olmuştur.
Bahse konu 64 Seri No.lu VUK Genel Tebliği uyarınca, yazının baş kısmında belirtilen şartları taşıyan tüm vadeli çekler 2013 yılı sonu itibariyle reeskont işlemine konu edilebilecektir.
Muzaffer KÜÇÜK (Yaklaşım / Şubat 2014)


GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü
Tarih: 11395140-105[262-2012/VUK-1- . . .]-1295 23/08/2013

Konu: Şirket birleşmesi sonucunda, aktife kayıtlı gayrimenkulün kayıtlı değer ile gerçek değeri arasındaki farkının bilançoda ilgili hesaplara kaydedilerek yeniden değerlenmesi ve vergilendirme hk.

İktisadi işletmelere dahil gayrimenkullerin maliyet bedeli ile değerlenmesi esas olup, piyasa fiyatıyla değerleme yapılamayacağından, değerleme sonucu sermayeye ilavesi gereken bir fonun ortaya çıkması da söz konusu olamayacaktır. Ancak sonraki yıllarda enflasyon düzeltmesi şartlarının tekrar oluşması durumunda parasal olmayan kıymetlerden olan söz konusu gayrimenkul enflasyon düzeltmesine tabi tutulabilecektir.
Bilgi edinilmesini rica ederim.

(Vergi Sorunları Dergisi Aralık 2013)


GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü
Tarih: 11395140-105[262-2012/VUK-1- . . .]-1345 26/08/2013

Konu:  İthal edilen ... ve ... montaj karşılığında yurtdışında mukim firmaya yapılan ödemelerin ürün maliyetine dahil edilmesi gerekmektedir.
(Vergi Sorunları Dergisi Aralık 2013)


T.C. D A N I Ş T A Y Üçüncü Daire
Esas No : 2009/2169 Karar No : 2011/4680

Özeti : :Döviz karşılığı alınan amortismana tabi varlıklara ilişkin olarak aktifleştirme tarihinden önce yapılan ödeme ile aktifleştirme tarihi arasında oluşan kur farkının malın maliyetine kaydedileceği konusunda 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda açık bir hüküm bulunmadığı gibi genel giderler arasına dahil edilmesine engel bir hüküm de bulunmadığı hakkında.
(Vergi Sorunları Dergisi Aralık 2013)

AKTİF VE PASİF GEÇİCİ HESAP KIYMETLERİNİN DEĞERLEMESİ VE MUHASEBELEŞTİRİLMESİ
İşletme bünyesinde gelecek bir hesap dönemine ait bir kısım peşin ödenmiş giderler olabileceği gibi, cari hesap dönemine ait olup henüz tahsil edilmemiş olan hasılat da söz konusu olabilir. Aynı şekilde, işletmenin gelecek hesap dönemlerini ilgilendiren gelirleri peşin tahsil edilmiş olabileceği gibi, cari hesap dönemine ait olup henüz ödenmemiş giderler de olabilir. İşletmelerin reel faaliyetleri ile parasal faaliyetlerinin aynı hesap dönemi içine isabet etmemesi neticesinde, bu türden tahsilat ve gider kalemleri ortaya çıkmaktadır.
Gerek muhasebe ilkeleri, gerekse vergi kanunlarının uygulanması yönünden her dönemin hasılat ve giderlerinin ait olduğu yıl hesaplarına intikal ettirilmesi esastır. VUK’nun 283 ve 287’inci maddelerinde düzenlenen “Aktif geçici hesap kıymetleri” ile “Pasif geçici hesap kıymetleri” esas olarak muhasebe teorisinde önemli yer tutan dönemsellik kavramı ve tahakkuk esasına paralel düzenlemelerdir.
Tek düzen muhasebe sisteminde, aylık ve yıllık olmalarına göre, peşin ödenen giderler "180-Gelecek Aylara Ait Giderler" ile "280-Gelecek Yıllara Ait Giderler"  hesaplarında; gelecek hesap dönemlerine ait gelirler, "181 - Gelir Tahakkukları" ile "281 - Gelir Tahakkukları" hesaplarında; peşin tahsil edilen  gelirler "380 - Gelecek Aylara Ait Gelirler" ile "480 - Gelecek Yıllara Ait Gelirler” hesaplarına; gelecek dönemlerde ödemesi yapılacak cari hesap dönemine ait ve belgeye dayalı giderler ise “381 – Gider Tahakkukları” ve “481–Gider Tahakkukları” hesaplarında muhasebeleştirilmektedir.
(İsmail BARINIR Eski Hesap Uzmanı -Vergi Dünyası Aralık 2013)

ALACAK ve BORÇLAR İLE YABANCI PARALARIN DEĞERLEMESİ, REESKONT İŞLEMLERİ ve MUHASEBELEŞTİRİLMESİ
Alacaklar ve borçlar genel itibariyle mukayyet değerleriyle değerlenmektedir. Yabancı paraların değerlemesinde ise borsa rayicinin dikkate alınması esas olmakla birlikte, ülkemizde halihazırda bir kambiyo borsasının bulunmaması nedeniyle değerlemede uygulanacak kur Maliye Bakanlığı tarafından tespit olunmaktadır.
Senede bağlı alacak ve borçlarla ilgili olarak reeskont uygulaması hususunda, banka, banker ve sigorta şirketleri dışındaki mükelleflere ihtiyarilik tanınmıştır. Ancak, alacak senetlerini reeskonta tabi tutan mükelleflerin, aynı şekilde borç senetlerini de reeskonta tabi tutmaları gerekmektedir.
(Adem BİLGİLİ Eski Hesap Uzmanı -Vergi Dünyası Aralık 2013)

MENKUL KIYMETLERİN VUK HÜKÜMLERİNE GÖRE DEĞERLEMESİ
Vergi Kanunlarımızda menkul kıymetlerin tanımına ilişkin tam olarak bir düzenleme yer almamakla beraber Vergi Usul Kanununda iktisadi kıymet niteliğindeki menkul kıymetlerin değerlemesine ilişin olarak özel düzenleme bulunmaktadır.
Vergi Usul Kanununda menkul kıymetlerin değerlemesiyle ilgili olarak üç farklı ölçüye yer verilmiştir. Bunlar:"Alış Bedeli" "Borsa Rayici" ve "Kıst Getiri" ölçüleridir.
Sermaye Piyasası Kanununda ayrıntılı tanımlanan menkul kıymetler çeşitlerine göre dönem sonu vergi matrahlarının tespitinde değerleme ölçüleri değişmektedir.
Vergi Usul Kanununda iktisadi kıymet niteliğindeki menkul kıymetlerin değerlemesine ilişin olarak yer alan hükümler bağlayıcıdır ve vergisel açıdan matrahın tespitinde bu hükümlere uyulması gerekmektedir.
(Ferhat DEMİRTAŞ Eski Hesap Uzmanı -Vergi Dünyası Aralık 2013)

ENVANTER NOKSAN VE FAZLALARININ UYGULAMASI VE MUHASEBELEŞTİRİLMESİ
İşletmeler dönem sonunda değerlemeye başlamadan önce kaydi ve fiili envanter çıkarmak sureti ile varlıklarını fiilen tespit etmektedirler. Fiilen tespit edilen bu tutarlar ile kayıtlarda izlenen tutarlar arasında herhangi bir farkın olması durumunda, “Sayım ve Tesellüm Noksanları veya Fazlaları” hesapları kullanılarak, fiili durumun gerçeğe uygun olarak muhasebeleştirilmesi sağlanmaktadır. Bu kayıtlardan sonra, söz konusu farkın nedeni araştırılıp gerek tek düzen hesap planı gerekse vergi mevzuatı göz önünde tutularak gerekli düzeltmeler yapılmalıdır.
Envanter eksik ve fazlalarının kanuni ölçülere uygun olarak muhasebeleştirilmesi mali karın doğru tespiti, dolayısıyla da ödenecek verginin doğru hesaplanmasına etki etmektedir.
(Tahir CİTER Eski Hesap Uzmanı -Vergi Dünyası Aralık 2013)

İLK TESİS VE TAAZZUV GİDERLERİ İLE PEŞTEMALLIKLARIN DEĞERLEMESİ VE MUHASEBELEŞTİRİLMESİ
Büyük tutarda sabit yatırımlar ihtiva eden kurumların kuruluş safhaları çoğu zaman birden fazla yıla sirayet etmekte ve bu dönemde yüksek tutarda kuruluş ve örgütlenme maliyetleri ortaya çıkmaktadır. Ayrıca günümüz şartlarında işletme birleşmeleri ve devirleri sırasında önemli miktarlarda şerefiye tutarları ödenmesi gündeme gelebilmektedir.
İşletmelerin kuruluş aşamasında ya da kurulduktan sonra yeni şubenin açılması, işlerin devamlı bir surette genişletilmesi için yapılan ve karşılığında maddi bir kıymet elde edilmeyen giderler, ilk tesis ve taazzuv (kuruluş ve örgütlenme) giderleri olarak adlandırılmaktadır.
İşletmelerin devri esnasında ortaya çıkan, sahip oldukları ancak madden ölçülemeyen; bulunduğu yer, eğitimli ve kaliteli personel, marka bilinirliği, müşteri potansiyeli gibi bir takım özellikleri nedeniyle işletmelere aktif değerinin üzerinde devir bedelleri ödenmektedir ve bu bedel, işletmenin biraz önce belirtilen özelliklerine bağlı olarak çok yüksek tutarlara ulaşabilmektedir. Ödenen bu bedeller; vergi hukukunda peştamallık, muhasebe uygulamasında şerefiye, halk arasında ise hava parası olarak adlandırılmaktadır.
(Şaban ATUÇURAN Eski Hesap Uzmanı -Vergi Dünyası Aralık 2013)

ÖZEL MALİYET BEDELİ VE MUHASEBE KAYITLARI
Özel maliyet bedeli, kira ile tutulmuş gayrimenkuller ile işletme hakkı verilmiş elektrik üretim ve dağıtım varlıklarını, genişletmek veya bunların iktisadi değerini devamlı olarak artırmak için kiracı veya işletme hakkına sahip tüzel kişi tarafından yapılan normal bakım, tamir ve temizleme giderleri dışındaki harcamalar olarak tanımlanmaktadır.
Söz konusu varlıklar kiracılar tarafından aktife alınır ve  kira veya işletme hakkı süresine göre eşit yüzdelerle itfa edilir. Kira süresi belli olmayan özel maliyet bedelinin ise 5 yılda itfa edilmesi gerekmektedir.
Ayrıca Kira veya işletme hakkı süresi dolmadan kiralanan veya işletme hakkı alınan şeyin boşaltılması veya işletme hakkının herhangi bir sebepten sona ermesi hallerinde henüz itfa edilmemiş olan özel maliyet bedelleri, boşaltma veya hakkın sona erdiği yılda bir defada gider yazılacaktır.
(Mustafa Mahir KESKİN Eski Hesap Uzmanı -Vergi Dünyası Aralık 2013)


İthalatta Ödenen Ek Mali Yükümlülüklerin Kaydı
İthalat aşamasında ortaya çıkan Gümrük Vergisi, KKDF, Toplu Konut Fonu, Anti damping Vergisi, ÖTV, ek mali yükümlülük ve Damga Vergisinin, Vergi Usul Kanunu’nun 262, 270, 274. maddelerine göre, ithal edilen malın maliyetine eklenmesi gerekmektedir. Sadece işletme için “makine” vasıflı varlıkların ithalinde yüklenilen özel tüketim vergisinin maliyete eklenmesi ya da doğrudan gider kaydedilmesi mükelleflerin iradesine bağlıdır. Bu seçimlik hak kullanılırken, dikkat edilmesi gereken husus, malın makine olmasından ziyade işletme için üretimde kullanılacak makine vasfını taşımasıdır.
Zihni Kartal (Yaklaşım aralık 2013)


VERGİ MAHSUBU

Kurumların Yurt Dışında Ödedikleri Vergilerin Mahsubu
Aynı kurum kazancı üzerinden birden fazla vergi alınmasının önlenmesi amacıyla vergi mevzuatımızda yurt dışında ödenen ve yurt içinde tevkif edilen vergilerin mahsubuna ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Bu kapsamda Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 33. maddesi gereğince yurt dışında ödenen vergiler, belli şartlar dahilinde hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilebilmektedir.
Yurt dışında ödenen ve KVK’nın 33. maddesi gereği Türkiye’de verilen beyannamede tahakkuk eden vergiden mahsup imkanı olan vergiler, zarar mahsubu veya istisnalar sonucu ilgili yılda Türkiye’de vergiye tabi kurum kazancın oluşmaması nedeniyle, kısmen veya tamamen mahsup edilememesi halinde izleyen üçüncü hesap dönemi sonuna mahsup edilebilecektir. Mahsup edilemeyen bu vergilerin nakden veya mahsuben iade alınması mümkün bulunmamaktadır. Bu kapsamda çalışmamızda yurt dışında ödenen vergilerin mahsubu, iade imkanı ve mahsup şartlarına ilişkin açıklamalar yapılmıştır.
(Burak DEMİRKAN E-Yaklaşım / Nisan 2015)

BÜYÜK MÜKELLEFLER VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü)
Sayı: 64597866-125[33-2014]-103
Tarih: 08.07.2014
Konu: Yurt dışında elde edilen faiz gelirlerine ilişkin yapılan kesintilerin kurumlar vergisi ve geçici vergiden mahsubu.
İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, bankanız tarafından Azerbaycan mukimi bir tüzel kişiye kullandırılan kredi üzerinden elde edilen faiz gelirinin brüt tutarı üzerinden, ilgili şirket tarafından Azerbaycan yasaları gereği ve Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması’nın 11’inci maddesi de dikkate alınarak %10 oranında vergi kesintisi yapıldığı belirtilerek, Azerbaycan firması tarafından şirketiniz adına adı geçen ülkede ödenen %10 vergi kesintisinin geçici vergi ve kurumlar vergisinden mahsubunun nasıl yapılacağı ve mahsup edilebilecek en fazla tutarın nasıl hesaplanacağı hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.
........................................................................................................................................................................................................................................................................................................
Bu hüküm ve açıklamalara göre, Azerbaycan mukimi firmadan elde edilen faiz geliri üzerinden kesinti yoluyla ilgili ülkede ödenecek vergilerin Türkiye'de bu kazançlar için hesaplanacak kurumlar vergisi ve kurum geçici vergisinden mahsubu mümkün olup mahsup edilebilecek tutar, yurt dışında ödenen vergileri de içeren gayrisafi faiz geliri toplamından bu faiz gelirinin elde edilmesi için katlanılan maliyet ve giderlerin düşülmesinden sonra Türkiye'deki vergi matrahına dahil edilen yurt dışı kazanç tutarına %20 kurumlar vergisi oranının uygulanmasıyla bulunacak tutardan fazla olamayacaktır.
Diğer taraftan, Azerbaycan Cumhuriyeti yetkili makamlarından alınan ve Türk elçilik veya konsolosluklarına tasdik ettirilen verginin ödendiğine ilişkin belgelerin, kurumlar vergisinin tarhı aşamasında vergi dairesine ibraz edilememesi durumunda, bu miktara isabet eden kısmın ertelenmesi ve söz konusu belgelerin kurumlar vergisinin tarh tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde ilgili vergi dairesine ibraz edilmesi şartıyla, bu belgelerde yazılı kesin tutara göre önceden tarh edilerek ertelenen verginin düzeltilmesi mümkündür.
Bilgi edinilmesini rica ederim.
(Vergi Dünyası Mart 2015)


VERGİ İNCELEMESİ

ZAMANAŞIMINI DURDURMAK AMACIYLA TAKDİR KOMİSYONUNA SEVK
Danıştay 4. Dairesi
Tarih    : 14.10.2014
Esas No : 2013/3222
Karar No  : 2014/5621
VUK Md. 75, 114
Sırf zamanaşımını durdurmak amacıyla mükelleflerin takdir komisyonuna sevki, matrah takdiri için takdir komisyonuna sevkin zamanaşımını durduracağına ilişkin Kanun hükmünün amacıyla bağdaşmayacağından zamanaşımının durmasından söz edilemeyeceği hk.

(Yaklaşım / Ekim 2015) 

T.C. DANIŞTAY 9. Daire
Esas No: 2013/6870
Karar No: 2013/10358
İçtihat Metni Özeti : Takdir Komisyonlarının görevinin, matrah ve servet takdiri yapmak olduğu, mükelleflerin sahte fatura kullandığı gerekçesiyle indirimlerin reddine ilişkin takdir yetkisinin bulunmadığı, bu nedenle sahte fatura kullanım nedeniyle takdir komisyonunca belirlenen matrah üzerinden tarhiyat yapılamayacağı hakkında.
(Vergi Dünyası Eylül 2015)

İLANEN TEBLİĞ KOŞULLARI
Danıştay 3. Dairesi
Tarih    : 06.11.2014
Esas No         : 2013/6557
Karar No  : 2014/5046
VUK Md. 102, 103
İş yeri adresine gönderilen ihbarnamelerin tebliğ alındısı üzerinde bulunan “muhatabın adresten ayrıldığı, yeni adresin bilinmediği” şerhi yanı sıra tebliğ alındısında, posta memuru dışında komşulardan bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memurunun imzasının bulunmaması halinde, davacı nezdinde ilanen tebliğ koşullarının oluşmayacağı, dolayısıyla vergi ceza ihbarnamelerinin usulüne uygun olarak tebliğ edilmemesi nedeniyle usulüne uygun olarak kesinleşen bir amme alacağının varlığından söz edilemeyeceğinden, ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı hk.
(Yaklaşım / Temmuz 2015) 

Mükellefin Gıyabında Düzenlenen VTR ve Tebliğ Zorunluluğu (E-Yaklaşım)
Nitekim, Danıştay 4. Dairesi tarafından verilen bir kararda davacının savunma hakkının engellendiği tartışmasız olduğu gibi kendisine ait bilgilerin verilmemesi VUK md. 5 kapsamında değerlendirilmeyeceğinden, vergi tekniği raporu tebliğ edilmeksizin sadece ihbarname ile vergi inceleme raporu tebliğ edilmek suretiyle davacıya bildirilen tarhiyatın kaldırılması gerekmektedir.
Sonuç olarak, ihbarnameler ve ekleri yasanın aradığı koşulları içermediği takdirde ihbarname kapsamındaki tarhiyat adil yargılama hakkı, savunma hakkı, silahların eşitliği prensipleri, vergi mahremiyeti, hukuka aykırılıklar, vs konularda somut olarak hukuka aykırılıklar teşkil edeceğinden dolayı tarhiyat başından sonuna kadar kanuna uygun bir tarhiyat sayılamaz.
(Nazlı Gaye ALPASLAN E-Yaklaşım / Temmuz 2015) 

TAKDİR KOMİSYONUNUN, KDV İNDİRİM REDDİ YETKİSİ BULUNMADIĞI
Danıştay 9. Dairesi
Tarih    : 11.11.2014
Esas No         : 2014/11383
Karar No  : 2014/7428
VUK Md. 30, 74
Mükellefin sahte fatura kullandığından bahisle takdir komisyonuna sevk edilmesi üzerine, katma değer vergisi indirim reddi yetkisi bulunmayan takdir komisyonunca alınan karara istinaden mükellef adına yapılan cezalı tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmadığı hk.
(Yaklaşım / Haziran 2015)

MÜCBİR SEBEP GÖSTERİLMEKSİZİN DEFTER VE BELGELERİN İBRAZ EDİLMEMESİ
Danıştay 4. Dairesi
Tarih    : 10.11.2014
Esas No         : 2012/6573
Karar No  : 2014/6620
VUK Md. 30
KDVK Md. 34
Herhangi bir mücbir sebep gösterilmeksizin idarece istenilen defter ve belgeler ibraz edilmediğinden indirimlerin reddi suretiyle salınan vergi ve kesilen cezalarda hukuka aykırılık bulunmadığı hk.
(Yaklaşım / Mayıs 2015) 

TAKDİR KOMİSYONUNUN, KDV İNDİRİMLERİNİN REDDİNE İLİŞKİN TAKDİR YETKİSİNİN BULUNMADIĞI
Danıştay 9. Dairesi
Tarih    : 19.11.2013
Esas No         : 2013/6870
Karar No  : 2013/10358
VUK Md. 74
Takdir Komisyonlarının görevinin, matrah ve servet takdiri yapmak olduğu, mükelleflerin sahte fatura kullandığı gerekçesiyle indirimlerin reddine ilişkin takdir yetkisinin bulunmadığı, bu nedenle sahte fatura kullanım nedeniyle takdir komisyonunca belirlenen matrah üzerinden tarhiyat yapılamayacağı hk.
(Yaklaşım / Nisan 2015) 

Takdir Komisyonları Vergi İnceleme Raporuna İstinaden KDV İndirim Reddiyatı Yapabilirler mi?
Takdir komisyonları, mükellefin vergisel durumlarında ilişkin karar verirken, kanununda kendisi yüklenilen görev ve verilen yetkiler çerçevesinde kanun hükümlerine bağlı kalmak zorundadır. Zira Anayasamızda yer alan hukuk devleti ilkesinin sonuçlarından biri de idarenin işlem ve eylemlerinin hukuk kuralları çerçevesinde yürütülmesidir. Bu nedenle mükellefin Katma Değer Vergisi Kanunu’nda belirtilen indirim şartlarına aykırı olarak gerçekleştirdiği indirimler olsa dahi bu indirimlerin reddine yönelik kararlar alması hukuka aykırı olacaktır.
(Faruk IŞIK E-Yaklaşım / Mart 2015)

Takdir komisyonuna sevkin zamanaşımını durdurması hk
T.C.
D A N I Ş T A Y
Dokuzuncu Daire
Esas  No: 2012/9726
Karar No: 2013/5028 
Özet: 213 Sayılı Kanunun 114. maddesinde; vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergilerin zamanaşımına uğrayacağı, şu kadar ki vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulmasının zamanaşımını durduracağı, duran zamanaşımının mezkur komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren işlemeye devam edeceği hükme bağlanmış olup, zamanaşımının sadece takdir komisyonuna başvurmakla duracağı anlaşılmaktadır.
Ancak, zamanaşımı süresinin takdir komisyonuna başvurulması nedeniyle durması için olayda, gerçek bir re’sen takdir nedeninin saptanmış olması, diğer bir deyişle salt zamanaşımını durdurmak amacıyla olayın gerçekte var olmayan bir re’sen takdir nedenine dayandırılmamış olması şarttır ( 213 s. VUK m. 114 )

T.C. DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2010/707     Karar No : 2012/618
Özeti: Hiçbir mücbir sebep bulunmaksızın defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmeyen davacının, daha sonra dava aşamasında bunları mahkemeye ibraz edebileceği yönündeki istemi vergi incelemesinden amaçlanan sonuçların ortadan kaldırılmasına sebebiyet verebileceğinden ve Katma Değer Vergisi Kanunu ile getirilen esaslara uygun olmadığından, ara kararı ile defter ve belgelerin mahkemeye ibrazının istenmesi ve bu defter ve belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak karar verilmesinin hukuka uygun görülmediği hakkında.
(Vergi Dünyası Nisan 2014)
Zamanaşımı, Vergi İncelemesi ve Takdir Komisyonuna Sevk İşlemi
Re'sen takdir konusu olabilecek davranışlar karşısında takdir komisyonları, gerekli incelemeleri yapmadan, çevre koşullarını dikkate alarak matrah takdirini gerçekleştiremez. Takdir komisyonu kararında gösterilen gerekçenin, matrahını saptanması ve oluşumunu kanıtlayıcı ve inandırıcı nitelikte olması gerekir.(Dn. 4. D.’nin, 25.06.1985 tarih ve E. 1985/638, K. 1985/ 1872 sayılı Kararı)
Takdir komisyonları takdir işlemini gerçekleştirirken, mutlak suretle gerekli araştırmaları ve incelemeleri yapmak zorundadırlar. Takdir komisyonu hiç bir araştırma ve inceleme yapmaksızın ve gerekçe göstermeksizin, genel ifadelere dayanarak matrah takdir edemez.(Dn. 4. D.’nin, 20.02.1984 tarih ve E. 1982/4284, K. 1984/631 sayılı Kararı)
Takdir komisyonları vergi inceleme raporlarıyla öğrenilen miktarın üzerinde matrah takdirine yetkilidirler. Ancak böyle bir takdir işlemi yapabilmek için komisyonun bir inceleme ve araştırma sonucunda ilave matrah farkı tespit etmiş olması gereklidir. (Dn. 4. D.’nin, 23.02.1982 tarih ve E. 1981/575, K. 1982/223 sayılı Kararı)
Takdir komisyonu, takdir işlemini yaparken, vergi yasaları gerçeğe bağlı olma kuralına göre hareket etmek zorundadırlar. Takdir komisyonu, yükümlüden alacağı bilgilere göre takdir işlemini gerçekleştirebilir. Yasal defterlerini tutmayan yükümlünün banka hesaplarındaki bilgiler ve kendi beyan ve ifadeleri esas alınarak yapılacak re'sen tarhiyatta yasaya aykırılıktan bahsedilemez.(Dn. 4. D.’nin, 06.04.1988 tarih ve E. 1987/4509, K. 1988/ 1356 sayılı Kararı)
Zamanaşımı sürecine girmiş muhtemel vergi alacaklarının doğumuna kaynak oluşturacak re’sen takdir yetkisinin kullanımıyla ilgili net belirlemelerin yapılması zorunludur. Bu konudaki naçizane görüşümüz; 6009 sayılı Kanunla vergi incelemelerinde getirilen altı aylık ve bir yıllık süreler de göz önünde bulundurularak, normal tarh zamanaşımı süresinin bitimine altı ay(üç ay da olabilir) ve daha az süre kalan mükelleflerin söz konusu dönemleri vergi incelemesine sevk edilmeyerek matrah takdiri için doğrudan takdir komisyonuna sevk edilmesi yönünde bir yasal düzenleme yapılmasıdır.
Mehmet YILDIRIM (E-Yaklaşım / Ocak 2014)


VERGİ DAVALARI

T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas   No : 2012/9304
Karar  No : 2015/296
İstemin Özeti: 2006 yılına ait gelir vergisi ile vergi ziyaı cezasının hesaplanan gecikme faiziyle birlikte tahsili amacıyla davacı adına düzenlenip, tebliğ edilen 7.5.2012 tarih 1 takip numaralı ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmıştır. Denizli Vergi Mahkemesinin  03/10/2012 günlü ve E:2012/619, K:2012/806 sayılı kararıyla; dava konusu ödeme emrinin dayanağı olan vergi/ceza ihbarnamesinin, davacıya tebliğ edilemediğini gösterir alındıda adreste bulunan Hüseyin Tay isimli şahsın adına ve “Adres bildirmeden taşınmıştır” şerhine yer verilmesine karşın, adı geçen şahıs, komşulardan bir kişi, muhtar, ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memurunun imzasına yer verilmediği görülmüş olup, olayda ilanen tebliğ şartları oluşmadığından tebligatın usulsüz olduğu dolayısıyla amme alacağının kesinleşmediği sonucuna ulaşıldığından düzenlenen ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Davalı İdare, yapılan tebligatın usul ve yasaya uygun olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedir.
Savunmanın Özeti: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
Tetkik Hakimi_Hülya_Z.Yıldırım'ın_Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir. 

TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince  gereği görüşüldü:
Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, bozulması istenilen kararın dayandığı gerekçeler karşısında, yerinde ve kararın bozulmasını sağlayacak durumda görülmemiştir.
Bu nedenle, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına 12/02/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

(Vergi Dünyası Ekim 2015)

T.C. D A N I Ş T A Y
Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu
Esas No: 2011/390
Karar No: 2011/583
Özeti : Vergi Usul Kanunu’nun 8’inci maddesinde, bu Kanunun diğer maddelerinde geçen mükellef tabirinin vergi sorumluları için de geçerli olduğunun kurala bağlanması nedeniyle vergi sorumlularının da mükellefler gibi tarh edilen vergilere ve cezalara karşı Kanunun 377 ve 378’inci maddelerine göre dava açmaları olanaklı görüldüğünden, davayı, vergi sorumlusu olarak davacının dava açma ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı Kanunun 15/1-b maddesi uyarınca reddeden vergi mahkemesi ısrar kararının hukuka uygun görülmediği hakkında.
(Yaklaşım / Mart 2015)

D A N I Ş T A Y
Vergi Dava Daireleri Kurulu
Esas  : 2014/304
Karar : 2014/563
Özet: İncelenen dosyada, davacıya anılan vergi tekniği raporuna atıfla düzenlenen vergi inceleme raporlarının tebliğ edildiği, ancak tarh nedenini, matrahın bulunuş yöntemini ve tarhiyatın dayanağına ilişkin bilgi ve belgelerin gösterildiği davacı hakkında düzenlenmiş vergi tekniği raporunun tebliğ edilmediği anlaşılmaktadır.
Vergi Usul Kanununun 34’üncü maddesinin, ikmalen ve resen tarh edilen vergilerin ilgilisine ihbarname ile tebliğ edilmesine ilişkin düzenlemesine bağlı olarak, izleyen 35’inci maddesinin ikinci fıkrasında varsa takdir komisyonu kararı veya inceleme raporunun birer suretinin ihbarnameye eklenmesini öngören düzenlemesi, talep veya dava hakkının gereği gibi kullanılmasını amaçlamaktadır. Buradan, mükelleflerin uzlaşma, dava açma ve savunma gibi yasal haklarını kullanabilmeleri için tarhiyatın dayanağı olan ve tarhiyatın yapılma nedeni ile matrah farkının tespitine ilişkin hesaplamaların nasıl yapıldığına dair açıklamaları içeren takdir komisyonu kararının, vergi inceleme raporunun ve tarhiyata dayanak alınan mükellef adına düzenlenmiş vergi tekniği raporunun ihbarnameye eklenmesi gerekmektedir.
Bu durumda, davacının hangi suç ile isnad edildiğini öğrenme ve bu duruma göre savunma yapma hakkı elinden alındığı gibi kendisine ait bilgilerin verilmemesi, 213 sayılı Kanunun “Vergi Mahremiyeti” başlıklı 5’inci maddesi kapsamında da değerlendirilemeyeceğinden, sadece vergi ve ceza ihbarnamesi ile vergi inceleme raporu tebliğ edilmek suretiyle, işlemlerin dayanağı mükellef adına düzenlenen vergi tekniği raporunun davacıya tebliğ edilmemesi davacı hakkında tesis edilen işlemi hükümsüz kılacak nitelikte esasa etkili bir şekil hatası olduğu halde, davacının bu konudaki iddiaları gözetilmeden davanın esası incelenerek verilen karar hukuka uygun görülmediğinden bozulması gerekmiştir.
(VSD Şubat 2015)

İZMİR 3. VERGİ MAHKEMESİ
 Esas No : 2013/599
 Karar No : 2013/1652
Özet: Vergi  inceleme raporu  düzenlenmesini  gerektiren  bir  hususta  bu  yapılmaksızın, üstelik dedavacıya ait her türlü belge üzerinde inceleme ve araştırma yetkisine     sahip  takdir  komisyonunca,  bu yetki  kullanılmaksızın, karar  içeriğinde  yer alan  karinelere ve vergi tekniği raporuna atfen yapılan matrah takdirinde ve takdir edilen bu matraha istinaden resen salınan ihtilaf konusu cezalı tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmadığı Hk.
(MDERGI Kasım 2014)

Mükelleflerin Vergi Mahkemesi Kararlarına Karşı “İstinaf Yoluna” Başvurması
6545 sayılı Kanunla yapılan düzenleme ile yargılama sistemine yeni getirilen ve Kanun’un yürürlüğe girdiği 28.06.2014 tarihten itibaren üç ay içinde, yani 28.09.2014 tarihine kadar kurulacak olan bölge idare mahkemelerine; idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde istinaf yoluna başvuru yapılması imkanı getirilmiştir. Ancak, konusu 5 bin Türk lirasını geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamayacaktır. 2577 sayılı Kanun’da yapılan son değişiklikle artık her vergi uyuşmazlığı “istinaf incelemesine” veya “temyize”konu edilemeyecek ve ilk derece mahkemesinin kararları kesin olacaktır. Konusu 5.000 Türk Lirasını geçmekle birlikte 100.000 Türk Lirasını geçmeyen vergi davaları hakkında vergi mahkemelerince verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine istinaf yoluna başvurulabilecek olup, istinaf mercii olarak bölge idare mahkemesinin vermiş olacağı kararlar ise kesin mahiyette olacaktır. Konusu 100.000 Türk Lirasını geçen vergi davaları hakkında vergi mahkemelerince verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine istinaf yoluna başvurulabilecek olup, istinaf mercii olarak bölge idare mahkemesinin vermiş olacağı kararlar aleyhine ise Danıştay’a temyiz incelemesi için başvurulabilecektir.
Sonuç olarak, 6545 sayılı Kanunla yapılan yeni düzenlemenin Danıştay ve bölge idare mahkemelerinin mevcut iş yükünün azaltılmasına ve uzun zaman alan yargılama süreçlerinin kısalmasına büyük katkı sağlayacağı kesindir.
(İmdat TÜRKAY Yaklaşım / Ağustos 2014)

BEŞİNCİ YARGI PAKETİNDE YER ALAN YASAL DÜZENLEMELERİN VERGİ YARGILAMASINA ETKİLERİ
Beşinci Yargı Paketi ile 2576 ve 2577 sayılı Kanunlarda yapılan değişiklikler  ile idari yargılama usul hukukunda önemli değişiklikler yapılmıştır. Yargı paketinin yürürlüğe girmesi ile yeni bölge idare mahkemeleri ihdas edilmiş, itiraz müessesi yerini istinaf müessesine terk etmiş, idari yargılama usulüne ivedi yargılama usulü olarak yeni bir yargılama usulü eklenmiştir.
Bu değişiklikler vergi yargılamasında özellikle kanun yollarının kullanılması açısından önemli sonuçlar doğurmuştur. Vergi davaları, konusunu teşkil eden idari işlemin parasal tutarına bağlı olarak bir ila üç dereceli bir vergi yargısı sisteminde görülecektir. Vergi davalarının tutarının 5.000.-TL’den düşük olması durumunda ilk derece mahkemesinin verdiği karar nihai karar olacak olup, her hangi bir kanun yoluna gidilemeyecektir. Tutarın 5.000 ila 100.000.-TL arasında olması durumunda ise kanun yolu olarak istinaf kullanılabilecek ancak bölge idare mahkemesinin nihai kararının temyiz edilmesi mümkün olmayacaktır. Tutarın 100.000.-TL’yi geçmesi durumunda ise Danıştay’a temyizen başvuru yapılması mümkün olmakla birlikte, temyizden önce istinaf yoluna gidilmesi zorunlu kılınmıştır.
Gecikerek karar verilmesinde hem idare hem de davacılar bakımından katlanılması zor ya da imkansız sonuçlar doğuracak sınırlı sayıdaki bazı idari dava türleri için ivedi yargılama usulü getirilmiştir. Bununla birlikte ilgili madde metninde tahdidi olarak sayılan dava türleri arasında vergi davaları sayılmadığından, vergi davalarında bu hızlandırılmış usul uygulama alanı bulamayacaktır.
6545 sayılı Kanun ile kurulması öngörülen yeni bölge idare mahkemelerinin tüm yurtta faaliyete geçecekleri tarihe kadar verilen ilk derece mahkemesi kararlarına karşı, 6545 sayılı Kanun öncesinde mevcut olan kanun yollarına başvurulabilecektir.
(Görkem PEHLİVAN VD Ağustos 2014)

Vergi sorumlusunun mükellef gibi dava açabileceği hk
T.C.
D A N I Ş T A Y
Vergi Dava Daireleri Kurulu
Esas  : 2011/390
Karar : 2011/583 
Özet :Vergi Usul Kanununun 8’inci maddesinde, bu Kanunun diğer maddelerinde geçen mükellef tabirinin vergi sorumluları için de geçerli olduğunun kurala bağlanması nedeniyle vergi sorumlularının da mükellefler gibi tarh edilen vergilere ve cezalara karşı Kanunun 377 ve 378’inci maddelerine göre dava açmaları olanaklı görüldüğünden, davayı, vergi sorumlusu olarak davacının dava açma ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı Kanunun 15/1-b maddesi uyarınca reddeden vergi mahkemesi ısrar kararının hukuka uygun görülmediği hakkında.
(Vergi Sorunları Haziran 2014)

İdarelerin zorlaması sonucu ihtirazi kayıtla verilen beyannamelere dayanılarak tarh edilen vergi ile kesilen cezalarda hukuka uygunluk bulunmadığı hakkında.
T.C. DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE
Esas No : 2010/4896 Karar No : 2012/9474
(Vergi Dünyası Mayıs 2014)